Muğla’nın Zeytin Ağaçları

Bu haber 02 Mayıs 2017 - 0:40 'de eklendi ve 947 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Namık Açıkgöz

 Erguvanların çıldırdığı mevsimde ben size Muğla’daki zeytinlerin acı hikâyesini anlatayım.

Muğla sokaklarına bir çeki-düzen verildiği yıllar… Galiba 1970’lerin ortası… O zamanın belediye başkanı Erman Şahin, sokaklara, yörenin en yaygın ağaçlarından biri olan zeytin ağaçları dikmeyi planlar. Bu işe aklı erenlere danışır ve ilk aşamada külliyetli miktarda zeytin fidanını diktirir.

Erman beyin amacı sokakların yaz-kış yeşil olmasıdır ve Muğla bu güzelliğe bir an önce kavuşmalıdır.

Fidanların dikilme işi bittikten sonra, Erman beyin kimseye hissettirmeden yaşadığı bir iç sıkıntısı vardır: Ya fidanlar tatmazsa!…

Bu işi bilen insanlara danışmış ve köylerinde zeytin fidanı diken Milaslılara diktirmiştir ama gene de tereddüt, tereddüttür; endişe, endişedir. İnsanı içten içe kemirir durur…

Erman Bey zaman zaman fidanları kontrol eder. Kendisi bizzat görmek ister fidanları, birilerine kontrol ettirmez. Gündüz gözünün önünde, gece düşündedir yani zeytin fidanları…

Mevsim değişip bitkilerin uyanmama zamanı geldiği bir günde, Elekçilerin Şükrü, telefon mu eder, haber mi gönderir bilmem (Erman bey anlattığında burayı kaçırmışım demek ki.) ve “Yayla yolundaki zeytin fidanları patlamış.” der. (“Patlamak”, bitkinin filiz çıkarmaya başlaması demektir.) Erman Bey bunu duyar duymaz, doooğru yayla yoluna düşer ve Elekçilerin Şükrü ile fidanların yanına gider.

Fidanları yeşil yeşil patlamaya başladığını gören Erman Şahin, neredeyse, o minik fidanlara sarılacak kadar sevinir ve heyecanlanır; kaldırım taşına oturur ve yaşadığı mutluluktan dolayı gözlerinden yaş gelir.

***

İlk göz ağrısı olan zeytin fidanları tutunca, Erman bey, ertesi sene tekrar sokakları zeytin fidanı ile donatır ve bir tek fidan bile zâyi olmaz.

O günlerde bir arkadaşı da kendi arazisine zeytin dikmiştir ama nedense pek tutmamış fidanları. Muğla sokaklarındaki fidanların tuttuğunu görünce Erman beye gelir ve “Siz ne yaptınız da tuttu Erman Bey? Bizimkiler pek tutmadı.” der. Erman Bey de, “Kamunun malı olduğundan Allah’a emanet ettik.” der gibi parmağıyla yukarıyı gösterir.

İşte bu zeytin ağaçlarının bir kısmını kestiklerini duyduğu günlerde konuşmuştuk Erman Beyle. İlk fidanın patladığını gördüğü andaki gibi yaşlıydı gözleri. Gözleri gibi baktığı, düşlerini gördüğü zeytin ağaçları, milletin gözünün önünde kesiliyordu. “Zeytin gözlüm” şarkısının bir tarafı eksik kalıyordu yani…

Erman Beyin üzgün hâlini görünce Werther’i hatırladım; Geothe’nin 1774’te yazdığı “Genç Werther’in Iztırapları”ndaki Werther’i…

Werther, duyuyor ki, köyündeki kilisenin bahçesinde bulunan çınarı, köyün papazı kesmiş… Werther bunu duyunca, papaza çok kızıyor ve “Ah ben bir prens olsaydım, bir prens!… Ah!… Bir prens olsaydım, gösterirdim o papaza o çınarı kesmenin ne olduğunu!. Ah ben bir prens olsaydım!… Ben bir prens olsaydım, neme gerekti köyümün çınarları!..” der.

Erman bey “Prens olsaydım neme gerekti Muğla’nın zeytin ağaçları!…” demeden yaşıyor o hüznü… Evet… prens olmak gibi bir amacı olmadı ama 1990 başlarında bakanlık yaptı bu ülkede Erman bey ve o kesilen zeytinlerin hüznü içini yakıyor.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.