Muğla’nın AKİL insanları nerede?

Bu haber 12 Nisan 2013 - 0:02 'de eklendi ve 1.251 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Hayat yolunda yaşanan, hoş bir organizasyon için tüm eş, dost, akraba geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da buluşmuştuk..
Nişan töreni yaşamıştık aile içinden…
Böyle anlarda duygular pik yapar.
Yaşanan duygusallık içtendir…
Hayat bir şerit gibi gözlerimizin önünden kayar…
Hüzünle coşkuyu aynı anda yaşarsınız…
Kutlamalarda kocaman bir aile olma olgusu hissedilir…
Aile büyükleri en nadide varlık olarak yerlerini alırlar…
Çevrelerinde kocaman bir ailenin varlığı ile oluşan, göz kamaştırıcı tabloyu seyretmek, onlara mutluluk verir.
Hayat ‘‘emek’’ verme işidir ve siz bu anlarda bunu hissedersiniz…
Dostluk da emek işidir… Kişisel çıkarlar karşısında kurulmamıştır…
Dost dar anda hayatına doğan bir güneştir… Gayya kuyusu içindeyken, sana ‘‘ışık ’’ yayandır… Kara, kararan, karartılmış dünyan, ‘o’nun ışığı ile aydınlanır..
Sadakatsiz dostluk olur mu? Olmaz… Oysa dostluğun olmazsa olmazı ‘sadakattir’…
Hayatın güzellikleri var.
Hayatın en önemli güzelliği de sevdiklerimize ‘‘emek’’ vermektir.
Emek tek yönlü olmamalıdır…
Tek yönlü beslenme çokta sağlıklı değildir!
Paylaşımcı dostlukları seviyorum ben…
Kalbimize doğru sıcacık ilerleyen bir histir bu…
İnsanın kendini güvende hissettiği, sırtı dönük olduğunda da hançerlenmeyeceğini bildiği ‘yüce’ bir duygudur.
Dostluk evrensel alemde kadim bir değer
Göz bebeklerin bulutlanıp, hüzünlü sağsak yağmura tutulduğunda, ilk olarak görmek istediğindir dost…
Dostluğun harcında hiçbir menfaat yoktur.
Sadece ‘‘sevgi, sadakat ve paylaşım’’ vardır.
Duygu insanı olmak;tüm  insanlığın hamurunda  olsaydı, hayatta bu kadar kötülük olmazdı diye düşünüyorum. Siz?.. Kırılgan ve duygu ibreli bir kalp kötülük yapamaz. Kendinedir kötülüğü…
Ben sevgiye hayranım… Yollarım hep  sevgiye çıkıyor… Önüne hangi engel, hangi sevgisizlik konsa da bu böyle…
Aile büyüklerine karşı inanılmaz derecede içten  ‘‘sevgi ve sonsuz’’  bir saygı duymaktayım.. Kalbime doğru akan bir köprü var aramda onlarla kurulmuş…
Tüm ailenin birlikte olduğu anlarda duygusallık seli yaşanır…
Kalbimiz daha fazla çarpar..
Mutluluk selinin yaşandığı anlarda, bazen mutluluklar tam yaşanamadan kursakta sıkışıp kalabilir.
Annem de gribal bir enfeksiyon geçiriyorken Antalya’dan kalkıp Ankara’ya gelmişti.
Nadide denecek kadar güzel geçen seremoni sonrasının  ertesi günü, kalbi daha fazla çarpmaya başladı.. Hayat boyu ansızın gelen çarpıntıları (Taşikardi ) vardı… Tedavisini de görmekte idi.  Bu kez daha uzun süreli oldu. Çarpıntısı olduğu zamanlarda da nabız sayısı artmaktaydı.  Farklı bir tablo bizi heyecanlandırdı.
Böylesi anlarda en mantıklı çözüm, hastaneye başvurmak ve kardiyoloğun muayenesinden geçmektir.  Bizler de ivedilikle Ankara’da… Tıp Fakültesi Hastanesi’ne annemi götürdük… Hastaneye acilden giriş yaptık. Acil uzmanlığı ayrı bir bilim dalı.. Amerikalı  acil uzmanı hekim, benim üniversitem olan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalıştı ve  acil uzmanlık dalı kavramını ülkemize tanıttı. Sağlık Bakanlığımız bunu bir bilim dalı olarak sisteme koydu..
Bizim Dokuz Eylül’deki Amerikalı acil uzmanı hocamız bilim yaparken kısır bakışlılar misyoner diye lafazanlık yaparlardı… Biz laf üretmeyi çok seviyoruz. Bir kişinin farklı kültürde yaşama isteğine bile saygı duymuyoruz.. Tüm kişilere olduğu kadar, tüm kültürlere ve inançlara saygı duymalıyız.. Farklılıklar dünyanın birer zenginlikleridir…
Annem için acilden giriş yaptığımız üniversitede acil uzmanı zatürre dedi. Akc alt zonlarda kaba ralleri var, dedi.. Bize afaki geldi.. Kardiyak problemi var desek de o öyle  bir tanıda ısrar etti.. Taşipnesi (solunum sıkıntısı) yoktu, oksijen saturasyonu iyi idi.. Sonrasında zatürre olmadığı ve esas sıkıntının kardiyak olduğu, yatışı yapıldığı serviste anlaşıldı.. Bir ara nabzı düzensizleşmişti.. Sıkıntılı bir geceden sonra ertesi günü anneme anjiyo yapıldı ve damar sisteminde herhangi bir problemi olmadığı anlaşıldı..
Bu arada yakın akrabamız olan Süleyman Demirel Üniv.  öğretim görevlisi Kardiyolog Prof. Dr. Doğan Erdoğan sürecin içinde, uzaktan da olsa bizlere destek verdi. Annemi getirdiğimiz üniversite hastanesindeki Kardiyolog arkadaşları ile sürekli konuştu ve annemin tedavisini yönlendirdi. Ona buradan çok müteşekkirim..
Güzelliklerle birlikte sancılı geçen 2 gün içinde tekrar kürkçü dükkanına döndüm.. Evdeyim.. Kürkçü dükkânı, seni seviyorum! Annemde iyi.. Çok şükür…
Yoğunluk içinde Muğla gündemine şöyle bir göz attım. Kısır çatışmalarla üretken ve çalışkan insanların enerjilerini boşa harcadıklarını gördüm.
MUTSO seçimlerinde neden incitici şeyler oluyor anlamıyorum. Neden koltuklara çakılmak ve çakılı kalmak istiyoruz ki?
Niçin farklı birisine de şans vermek istemiyoruz ki? Nedir bu paylaşımsızlık ve tekelleşme duygusu?
Niçin Muğlalılar seyir halinde kalıp Muğla’nın değerlerini hor bir şekilde harcatıyorlar ki?
Muğla’nın AKİL insanları nerede?
Neden istihdam sağlayan kişilerin önünün açılması için çaba gösterilmiyor ki? Farklı insanlar, farklı bir vizyon getirebilir… Denemek gerek.
Niçin koltuklara ahtapot gibi sarılıyoruz ki?!!
Önceliğimiz bireysel egolardan çok, toplumsal çıkarlarımız olmalı iken, neden timsah oluyoruz ki?
Bizim Sağlık sektöründe de koltuk delisi olanlar olmuyor değil…
Ama adam olmak koltuk sahibi olmaktan çok erdemli bir şey…
Ben hiç koltuk delisi olmadım, olmayacağım..
İnsanlık delisiyim ben..
İnsanları karşılıksız seviyorum..
Bıktık artık, Muğla’nın içinde yaşanan kısır döngüden.
İnsancıkların unuttuğu bir gerçek var ki, asıl olan Muğla’nın menfaatleridir.
Değişime açık olmalıyız, başkalarına da fırsat vermeliyiz. Vermiyorsak, dönüp arkamıza şöyle bir bakmalıyız; Yararlı oldum mu, bundan sonra olabilir miyim?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Erdal Çil 17 Nisan 2013 / 00:55

Kutluyorum. Güzel tespitler ve güzele varış. Temennilerinize katılıyorum. Bizi hep suni gerilimler ile baş başa bırakanlar şimdi de yine değişik gerilimlere bizi çekme gayretindeler. Yazara selam, yazılara devam.