Muğla’dan Ali Birinci Geçti

Bu haber 20 Ocak 2015 - 0:18 'de eklendi ve 1.286 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Dibine kadar siyasete batmış Muğla gündeminde boğulmadan, sizinle bir irfan adamını konuşalım bugün.

***
Ankara’da 6 sene (1976-1982) kaldım. Meğer o altı senede ne çok dost biriktirmişim!.. En sağlam dostluklarım ve en nitelikli arkadaşlarımın büyük bir kısmı Ankara’dan Prof. Dr. Ali Birinci de Ankara’da tanıştığımız, dost ağabeylerden biri.
Mülkiye mezunu ama tarihçiliğiyle meşhur olan Ali Abi. Kaymakam olmak varken, tarihçi olan bir münevver kişi.
Sıradan bir tarihçi değildi. Tarihin kılcal damarlarındaki problemlerin üstüne üstüne giden biriydi ve kitabiyat bilgisi müthişti. Çünkü hafızası çok kuvvetli biriydi. Kim kimdir, neyin nesidir, kimin fesidir? Şu kitap nerede yayınlanmıştır… Şu makale kaçıncı sayfalardadır… Şu kitabın arka planındaki olaylar nelerdir? Basılma sürecinde neler yaşanmıştır?.. Bazılarına hurde gelecek teferruat yani…
Vaktiyle Tarih ve Toplum dergisine bir mektup göndermiş ve o mektubumda, hakkında bilgimizin olmadığı bir kitapla ilgili olarak “Bu kitapla ilgili bilgiyi, hâfız-ı kütüp ve’t-terâcim-i ahvâl a’nâ Ali Birinci-i hoş-hâle sormak lazım”; yani “Kitapların ve özgeçmişlerin hafızı yani hoşhalli Ali Birinci’ye sormak lazım” demiştim.
Kuru bir bibliyografi ve biyografi bilgisi değil, nitelikli, işe yarayan ve kültür tarihinde bir yeri olan bilgilerle donanmıştır. Ben dâhil pek çok akademisyen, kitapla ilgili bilgi eksikliklerini Ali Abi’den ikmâl etmişizdir.
İşte bu Ali Birinci geçen hafta Muğla’daydı. 2 gün beraber olduk. Ama ne dolu dolu 2 gündü!..
Sanki aradan bunca yıl geçmemiş ve Ali Abi, ben ve Alaattin Hoca, dostlarımızla beraber Ülke Kitabevi’nde oturmuş ve sohbete kaldığımız yerden devam etmişiz gibiydik.
Tarih, kültür, edebiyat, çok az da olsa siyaset konuştuk. Tabii Ali Abi’nin en hayran olduğumuz tarafı ezberindeki şiirlerdi.
Harputlu Rif’at Dede’nin “Ben şehîd-i bâdeyem dostlar demim yad eyleyin” den başladık, Dertlilerden, Fuzûlîlerden, Necati beylerden, Yahya Kemallerden çıktık… Şeyh Galib’in “Reh-i mevlevîde Gâlib bu sıfatla kaldı hayrân/Kimi terk-i nâm u nişâne kimi i’tibâre düştü” beytindeki “kimi”leri, ulemanın “birileri, bazıları” anlarken irfan sahibi bir halk adamının doğru olarak “kimi zaman” anladığını bile konuştuk.
Ali Abi, bir ara Türk Tarih Kurumu başkanlığı da yaptı. Az da olsa o günlerden söz ettik ve oradan ayrılış hikâyesini de anlattı. (Yıllarca âtıl duran Türk Tarih Kurumu matbaasını tekrar çalıştırmıştır ve Kurum’a Kızılay’da bir kitap satış mağazası kazandırarak kurumu tekrara kültür hayatına sokmuştur.) Tabii Tarih Kurumu günlerini önemsemeden anlattı. Çünkü Ali Abi için makamlar sadece hizmet yerleriydi; fazla da abartılmamalıydı.
Tabii bu 2 günde, Ali Abi ile sohbetimizde en fazla şaşkınlığa uğrayan ve en fazla heyecanlanan sevgili Fahri (Kaplan) oldu. O, Ali Abi’nin ezberindeki şiirler, kitabiyat bilgisi ve biyografik bilgi karşısında gerçekten şaşkınlığa uğradı.
Bu yazıyı yazarken Ali Abi görseydi, “İltifat ediyorsun Namıkçığım” derdi; ben de: “İltifat değil, hakikat abi” derdim.
Bilgi sahibi insanlar uğrar Muğla’ya ama irfan sahiplerinin uğramasının tadı bir başka oluyor.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
mehmet demirci 20 Ocak 2015 / 12:19

“Ehl-i dil birbirini bilmek” insaf, hattâ vefâ işidir. Gönlüne ve kalemine sağlık Namık Hoca.