Muğla’da arkeoloji açılımı (2)

Bu haber 20 Ağustos 2009 - 0:00 'de eklendi ve 1.557 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

“1. Muğla Arkeolojik Kazılar ve Yüzey Araştırmaları Sempozyumu”nda 9 arkeolojik kazı ve 12 yüzey araştırmasında çalışan yaklaşık 50 yerli ve yabancı arkeolog ve uzman bir araya geldi.
Aynı güne 4 oturum sığdırıldı. Her bir oturumda 4’er kazı başkanı konuşma yaptı. Hızlandırılmış eğitim gibiydi…
Bazı hocalar çok iyi hazırlanıp gelmişlerdi. Bazıları ise yaptıkları çalışmalarla öne çıkıyordu. Çalışmaları ile öne çıkanlar, öteki hocalar tarafından kıskanıldı mı bilmiyoruz.
Umarım kıskanılmıştır!
Bu sayede gelecek sempozyuma çok daha iyi sunumla gelmek isteyenler ve bu nedenle çok daha fazla çalışmak zorunda kalanlar olacaktır…
İzleyenler, Muğla’da ve arkeoloji dünyasında ne olup bittiği konusunda çok iyi aydınlandık. Keşke bütün Muğla aydınlanabilseydi. Neyse ki Vali Dr. Ahmet Altıparmak, sempozyumun kitaplaştırılacağını söyledi. İsteyen bu kitapçıkla daha detay bilgilere ulaşabilecektir.
 
xx           xx           xx
“1. Muğla Arkeolojik Kazılar ve Yüzey Araştırmaları Sempozyumu” eksikleri ile eleştirilebilir. Ancak böyle bir şey, dün de vurguladığım gibi Muğla’da ilk defa yapılıyor. Nitekim, sempozyumun gerçekleştirilmesini sağlayan Vali Dr. Ahmet Altıparmak yaptığı açış konuşmasında şöyle diyordu:
“İlk kez gerçekleştirdiğimiz bu sempozyumla hem bölgeyi tanıtmak, hem de Muğla’da çalışan arkeologların tanışmalarını, ilgililerle basının ve halkın arkeolojik çalışmalarla ilgili bilgilenmelerini sağlamayı amaçladık. Bu bir başlangıç.”
Umarım bu başlangıcın devamı gelmekle kalmaz, günün birinde Muğla’da “Türkiye Arkeolojik Kazılar ve Yüzey Araştırmaları Sempozyumu” da yapılır.
Bu Muğla’ya yakışır.
Tabi bunun için önce Muğla Üniversitesi’nde duyarlılık olmalı.
Ama…
Üniversite “Uluslararası Karya Heykel Atölyesi”ni bile sürdüremedi…
 
xx           xx           xx
“1. Muğla Arkeolojik Kazılar ve Yüzey Araştırmaları Sempozyumu”nda ele alınabilecek pek çok başlık vardı.
En önemlisi de “kaynak yetersizliği” idi.
Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürü O. Murat Süslü, “Muğla’daki kazı çalışmalarına geçen yıl 862.462 milyar lira harcama yapıldı. Bu sene şu ana kadar 300 milyar lira harcama yapılmış bulunuyor.” derken, Vali Dr. Ahmet Altıparmak da esprili bir şekilde. “Bu kaynak kaynak değil arkadaşlar” diye bilgi veriyordu.
Yunanistan’ın “kültür turizminden” ciddi gelirler sağladığını belirten Vali Dr. Ahmet Altıparmak, geçtiğimiz günlerde Atina’da büyük tantanalarla açılan Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen eserlerin çok daha fazlasının Muğla’da sadece bir tek ören yerinde bulunduğuna dikkat çekiyordu.
Ve, “Atina’nın 1 ören yerinden kazandığını biz 200 ören yerinden kazanamıyoruz” diye yakınıyordu.
Haklı…
 
xx           xx           xx
Sempozyumda verilen bilgilere göre Muğla’da 200 ören yeri bulunuyor. Bunların sadece 9’unda arkeolojik kazı yapılmakta ve 22’sini düzenleyip ziyarete açabilmişiz.
Sempozyumun konuşmacılarından Kaunos Kazı Başkanı Prof. Dr. Cengiz Işık, Dalyan’ın Caretta caretta deniz kaplumbağaları ile birlikte sembolü haline gelen Kaya Mezarları’nın restore edilememesi nedeniyle gözler önünde eriyip gittiğinden yakınırken, Kaunos’u “Arkeolojik Park” olarak değerlendirmek istediklerini, bunun için başta antik tiyatro olmak üzere pek çok taşınmaz eserin restorasyon projesinin hazır olduğunu, ama kaynaksızlıktan yol alamadıklarını söylüyordu.
Acaba diyorum, Kültür Turizm Bakanlığı’nın Muğla için ayırabildiği paranın tamamı Kaunos’a verilse, bütün olanaklar oraya seferber edilse ve bu “öteki kazılar geçici olarak durdurulup” iki yıl üst üste yapılsa Kaunos o iki yılda “Arkeolojik Park” haline getirilebilir mi?
Getirilebilir. Ancak taşın altına turizmciler de ellerini koyarsa…
Koymalılar da!
Çünkü Prof. Dr. Cengiz Işık’ın öngördüğü Arkeolojik Park, Atina’nın müzesine yüz basar…
 
xx           xx           xx
Sempozyumda öne çıkan başlıklardan biri de sanıyorum, termik santrallere kömür yetiştiren havzalardaki ören yerlerinin “çaresizliği” olabilir…
Lagina Kazı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Tırpan ile Milas Ören bölgesindeki kurtarma kazılarını kendisinden devralan Milas Müze Müdürü Erol Özen’in yaptıkları konuşmalara bakılırsa, Güney Ege Linyitleri İşletmesi (GELİ) kepçeleri, arkeologlardan çok daha hızlı çalışıyor!
Yatağan ve Milas’ın kömür havzalarından adeta tarih fışkırıyor… Keşke buralarda yıllar önce kurtarma kazısı, bugün kömür hafriyatı yapılsaydı…
Nitekim, kendisi de arkeolog olan Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürü O. Murat Süslü de “Bu işler çok daha önce planlanabilirdi.” diye yakınıyordu.
Zaten her alanda, konuda en büyük sorunumuz plansızlık değil mi?!!
 
xx           xx           xx
Lagina Kazı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Tırpan’ın konuşmasından anladığımız kadarıyla GELİ ile Kültür Turizm Bakanlığı arasında bu kömür alanları ile ilgili bir protokol yapılmış. Protokole göre, Yatağan’da ve Milas’ın Ören bölgesinde kömür sahalarının denetimi kazı başkanlarına verilmiş. Kazı başkanlarının planlaması doğrultusunda kömür hafriyatı yapılmakta imiş.
Ama…
Kültür Turizm Bakanlığı’nın ilgili genel müdürlüğü her ne olduysa bu protokolü Ören’de durdurmuş. Ören bölgesi şu anda GELİ’nin insafında…
Acaba diyorum, Yatağan ve Ören bölgesinde ören yerlerinin bulunduğu alanlarda kömür hafriyatı bir 10 yıllığına durdurulsa, 10 yıl içinde kurtarma kazılarının tamamlanmasına çalışılsa nasıl olur?
Üretilebilen kömür santrallere yetmezse mi? Kömür ithal edilir…
Değer mi?
Elbette değer.
Günün birinde oralarda kömür elbette bitecek. Kömürle birlikte arkeolojik değerleri bitirmenin anlamı var mı?!!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.