MUĞLA CEZAEVİ´NDEKİ HARİKALAR

Bu haber 16 Mart 2012 - 0:00 'de eklendi ve 1.099 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Geçen Pazartesi, İstiklal Marşımızın kabulünün 91 yılı idi.  Muğla Ceza Evi Müdürü Vezir Bey, geçen aylarda, İstiklal Marşı ve Mehmet Akif’le ilgili bir konuşma istemişti.  Geçen Salı bu konuşmayı yapmak üzere, Muğla Ceza Evi’ndeydim. Kader mahkûmlarına Akif ve İstiklal Marşı’yla ilgili bir konuşma yaptım.
Düşünce ve uygulama olarak güzel bir faaliyetti bu konferans… 12 Mart günü, bütün Türkiye’de İstiklal Marşı ve Akif konuşulurken tutuk evlerinde konuşulmaması olmazdı. Tutuklu ve hükümlü olmaları, onları Türkiye’den ve Türkiye’nin birikiminden de ayırmazdı ya!…
O gün ceza evinde görüp yaşadıklarım sadece konferanstan ibaret değildi. Bence, konferanstan da önemli şey, orasının bir hapishane değil de okul gibi faaliyet gösteriyor olmasıydı.
Müdür Vezir Bey, konferanstan önce ceza evindeki atölyeleri gezdirdi.
Aman Allahım!… Mübarek, sanki tutuk evi değil, sanat atölyesiydi!…
Uzun bir koridoru boylu boyunca geçerken, duvarlarda, mahkûmlar tarafından yapılmış resimler vardı… Manzaralar… Manzaralar… Manzaralar… En çok da, duvara çizilmiş pencere ve bu pencereden göründüğü farz edilen engin deniz… Uzaklarda miniminnacık beyaz yelkenliler… Yani özgürlüğün resimleri…  Çok uzaklarda da olsa, ufacık da olsa, tahliyenin, kurtuluşun ve özgürlüğün sembolü beyaz yelkenliler…
Resim atölyesine girdik… Onlarca masa ve tuval… Tuvallerde bir şeyler resmetmeye çalışanlar… Duvarlarda da onlarca resim… Hepsi yağlıboya… İşçiliği yoğun, renk ve kompozisyonu olgun ve anatomisi mükemmel resimler…  Hiç birisinde “Şu hata var” diyemezsiniz….
Oradan diğer atölyeye geçtik…. En az 40 kişi tezgahların başında…. Kimisi kıl testere ile bir şeyler kesiyor… Kimisi ahşap zımparalıyor… Kimisi ince ince kesilmiş levhaları yapıştırıyor… Her taraf ince işçilikli ahşap maketlerle dolu… (Gemiler harikaydı, Müdür Bey!…)
Bir tezgâhın kenarında, keklik kafesi duruyordu… Hapisteki, yani bir tür kafesteki biri, keklik için kafes, yani hapishane yapmıştı… Keklik kafesinin içi boştu ama o kafesi yapan, bir başka kafeste tutukluydu… İçim acıdı…
Mahkûmlar, bakır işleri de yapıyorlardı. İncecik bakırların üzerlerine şekiller çiziyorlar, o şekilleri kesip kabartıp birer tablo haline getiriyorlardı… Bunların da işçiliği hayli inceydi; kaba saba değil…
Müdür Vezir Bey, başka konularda da bilgi verdi… Bir bilgisayar kursları varmış. Öğrenmek isteyene öğretiyorlarmış… Onlarca insan, hapishaneden bilgisayar öğrenerek tahliye olmuş…
Bağlama kursu da varmış. Hapishane bağlamasız olur mu?… En yanık türkülerimizden bazıları hapishane türküsü değil midir?… Kim bilir kaç kişi o kurslarda bağlama öğrendi ve yürek yangınını, özlemlerini bağlamaya döktü?…
Bilgisayar ve bağlama kursunu duyunca, diğer eğitim faaliyetlerini sordum… Aldığım cevap müthişti… Okuma-yazma kursu her zaman devam ediyormuş. Ayrıca, dışarıdan ilkokul ve lise bitirmelere de imkân tanınıyormuş… Açık lise okuyan mahkûmlar varmış. Bundan başka Açık Öğretim Fakültesinde okuyanlar bile varmış…
Kursları resimleri, eğitim faaliyetlerini, konferanslar, sergileri duyunca, “Vay be!… Mübarek hapishane değil, tam bir eğitim yuvası!…” dedim.
Bu durum sadece Muğla Ceza Evi’ne ait bir şey değilmiş. Mahkûmların el becerileri, sanat eserleri her yıl Ankara’da Zafer Çarşısında sergileniyormuş…
***
Hapishaneden ayrılırken, “Ulan hapise mi girsem?…”  dedim kendi kendime.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.