Muğla Belediyesi Konuya Duyarsız Kalmayacaktır!

Bu haber 09 Mart 2012 - 0:00 'de eklendi ve 856 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Her ne kadar 8 Mart çalışan kadınların günü olsa da, kadın üzerinden yürüyen hakkaniyetsizlik, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadına yönelik şiddet tam gaz giderken; kadına yönelik şiddeti önlemek için gündemde olan yasa tasarısı 24 Şubat 2012 tarihi itibariyle Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak, ilgili meclis komisyonlarına sevk edildi.
Yasa tasarısının tartışılmaya başlandığı ilk günden itibaren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına taleplerini ileten, yasa taslağı çalışmalarına katılan kadın örgütleri ise yasa taslağının son halinin komisyonlara “ kırpılmış” bir yolculukla gitmiş olmasına tepkililer.
Meclis Genel Kurulu, kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla hazırlanan yasa tasarısını 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne yetiştirmek için kolları sıvadı. Tasarının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesi, Meclis Genel Kurulu’nda görüşülerek yasalaştırılması planlanıyordu, bakalım yetişecek mi? Ben de bu yazımı 8 Mart sabahı gazeteye gönderiyorum. Sonucu bilmiyorum.
Bir bakanımız “Aile içi şiddet erkeklik değil, korkaklıktır ve İnsanlık suçu olduğu bilincini oturtursak, aile içi şiddet azalacaktır” diye konuşsa da, şiddet yeryüzünde acımasızca var. Özellikle kadınlar ve çocuklar, yani iki savunmasız grubu, alazlı ateş gibi kavurmakta.
Şiddet elim bir olay. Özellikle, kendine karşı özsaygısı zayıf olan erkekler şiddette meyilliler ve otorite sağlamak amacıyla kullanıyorlar. Uygulayıcılar o kadar zavallılar ki. Keşke zavallı olduklarını bilseler!
Siyasi yelpazenin çok farklı yönlerinde duran insanlar, kadın meselesinde aynı düşünürken, ülkemizde ne yazık ki kadına uygulanan şiddet hat safhasına ulaşmış durumda.
Koca bir evrende yaşıyoruz. Kadının evreni ayrı mı? Gökyüzünün üzerindeki yıldızlar tek erkekler için mi parlıyor? Değil iken. Evrensel haklar cinsiyete göre işliyor.
Cinsiyet ayrıştırıcı değil de eşitlikçi bir yapılanma ile kadınlar temel insanlık haklarına erişmelidir.
Eğer ki çağdaş bir devlet olacaksak, kadının varlığını, kadının duygusal, sezgisel ve üretimsel bilinç ve kazanımlarını uygulamada da onlara yol açarak, alınlarının terini bu topraklar için akıtmalarını desteklemeliyiz.
Temel insan hakları ve özgürlüklerinin ihlali olan kadına yönelik aile içi şiddet, bilindiği üzere kadınla erkek arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin sonucu ortaya çıkan toplumsal bir sorundur. Bu sorun ile mücadelede en önemli mekanizmaların başında ise kadın sığınma evleri/konukevleri gelmektedir.
Türkiye’nin ilk bağımsız kadın sığınma evi Kadın Dayanışma Vakfı tarafından 1993 yılında açılmış iken, sığınma evi açılmasında öncü kuruluşlardan biri de 1995 yılında hizmete açtığı sığınma evi ile Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı olmuştur.
Kamu kurumlarına bağlı ilk kadın konuk evi ise Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı olarak 1990 yılında hizmete açılmıştır. Halihazırda Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğüne (SHÇEK) bağlı 44 konuk evi bulunmaktadır. Sivil toplum kuruluşu, kaymakamlıklar, valilikler ve yerel yönetimlere bağlı konuk evi/sığınma evlerinin sayısı ise 22’dir. (Bunlardan 2’si insan ticareti mağdurlarına aittir) Sayı benim ülkem için cılız. Ülkemin en temel sorunlarından bir tanesi kadına gösterilen şiddet ise kadın sığınma evlerine şiddetle ihtiyaç var demektir. 50 bin nüfusa bir kadın sığınma evi olması hususunda yasa var iken, ilimizde Sosyal hizmetler il Müdürlüğüne bağlı sadece ilçemiz Fethiye de var. Yetersiz.
Niçin Muğla’da da olmasın ki? Yerel yönetimler de elini taşın altına koyabilir.
Ülkemizde kadınların insan haklarının korunmasına katkıda bulunmak ve şiddete uğrayan kadınlara yeterli düzeyde koruma sağlamak üzere, belediyelere kadın sığınma evi kurup, şiddet mağduru kadınlarımızın korunmasına katkıda bulunabilirler.
Muğla Belediyesi de konuya duyarsız kalmayacaktır ve bir tane kadın sığınma evi yapar diye düşünüyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.