MUĞLA BARO’SUNUN HAKLI TEPKİSİ

Bu haber 22 Ekim 2009 - 0:00 'de eklendi ve 713 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Bir önemli gelişme var ki bazıları, bu konu Baro’yu neden ilgilendirir?
İlgili kuruluşun işi bu değil ki!
Onlar gitsin, kendi hukuki alanlarına giren konular adına mücadele etsinler diyebilir.
Bu görüş, ilk bakışta benimsense bile Baro’nun ne adına mücadele ettiği anlaşıldığında, yerinde bir tepki olduğunda şüphe yok.
En azından böyle düşünüyorum.
Benim gibi düşünenlerin çoğunlukta olacağında inancım tam.
Muğla Baro’sunca Başkan Av.Mustafa İlker Gürkan tarafından itiraza neden olan gelişme, Bodrum Yarımadasıyla ilgili.
11 Mayıs 2009 gün ve 14996 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Bodrum, Yalıkavak, Gündoğan ve Göltürkbükü “Turizm merkezi” ilan ediliyor.
Söz konusu kararın, Yalıkavak açıklarında bulunan bir adada turistik tesis inşa etmek isteyen Kuveyt Emiri’nin önündeki “yerel yönetim engellerini” ortadan kaldırmak amacıyla alındığı izlenimi üzerine Muğla Barosu, Muğla İdare Mahkemesine, yürütmenin durdurulması talebiyle başvurur.
Neden başvuru yapıldığını Baro Başkanı Gürkan şu şekilde açıklar.
Barolar aynı zamanda, çevrenin korunmasına, sürdürülebilir kalkınma çabalarına destek olmalıdır.
Diyorlar ki, kullanarak korumak esastır.
Elbette kullanarak korunmalı ama nasıl ve ne amaçla kullanıldığı çok önemli.
Siz Bodrum Yarımadasının her türlü özelliğini zedeleyecek Dubai Kuleleri benzeri tesislere izin verirseniz, Bodrum’un koruma ve kullanma dengesi gibi kulağa hoş gelen bir söyleme kurban edilmesine razı olamayız.
Bodrum zaten korunuyor ve kullanılıyor.
Şimdi Bodrum’u göz önüne getirelim.
Dahası Bodrum’u Bodrum yapan özelliklerin ne olup olmadığı.
Burası, geçmişten günümüze vahşi yapılaşmaya fırsat vermeyen, en fazla iki katlı beyaz evlerin hakim olduğu bir kent.
Hal böyle iken siz, çok katlı oteller, alt yapının tamamlanması diyerek doğal çevrenin tahribine izin verirseniz, bu sahil beldesini sıradan hale getirirsiniz.
O takdirde, değil bu günkü rakamlara ulaşmak, turist geliyor mu diye kapı gözlersiniz.
Bunun da küresel ekonomik krizin dünyayı kasıp kavurduğu süreçte, Türkiye ekonomisinde lokomotif görev üstlenen turizm adına nasıl bir darbe olacağı, kaçınılmazdır.
İşte, kimler nasıl bir yorumun sahibi olurlarsa olsunlar, Muğla Baro’sunun karşı çıkışı, göz göre göre Bodrum’un kurban edilmemesi adınadır.
Muğla Baro’nun bir başka itirazı, tam olarak yürürlüğe girmese bile, çoğu konularda işlerlik kazandırılan “yerel yönetimler yasası”nın öngördüğü, yetkilerin, belediyelerin elinden alınıp, merkezi hükümete devredilmesinedir.
Dolayısıyla Muğla İdare Mahkemesine itiraz edilirken şu gerekçeler öne sürülür.
Yalıkavak, Gündoğan ve Göltürkbükü beldelerinin“turizm merkezi” olarak belirlenmesine dair Bakanlar Kurulu Kararının yasalara, kamu yararına, şehircilik ve planlama ana ilkelerine aykırı olduğunu düşünmekteyiz.
Türkiye’nin de taraf olduğu Akdeniz Özel Koruma Alanları ve Biyolojik çeşitliliğe ilişkin protokol gereğince, Duvarlı Yörelerin Bütünsel Korunması açısından, Dilek Yarımadası ve Büyük Menderes Delta’sından başlayıp, Bodrum Yarımadasına kadar uzanan bölge, önemli doğa alanıdır.
Bu alanları ekolojik dengeyi koruyucu duyarlılıkla ele alıp, sıfır yok oluş alanları, Çekirdek Bölge, Tampon Bölge, geçiş ve gelişme bölgeleri olarak belirlenmesi gereklidir.
Yani bu bölge, çok önemli kara ve deniz ekosistemleriyle bir bütün olup, önemli doğa alanıdır.
Kaldı ki, bu bölgenin turizm merkezi ilanı,  bölgenin taşıdığı özellikler nedeniyle 20 Şubat 1984 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Avrupa’nın Yaban hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma (Bern sözleşmesi)ne aykırıdır.
Şimdi hiçbir etkiye kapılmadan, olayı objektif olarak değerlendirelim.
Söz konusu Menderes Deltasından Bodrum yarımadasına uzanan yerler, sıradan kara parçaları değildir.
Aynı bölge içerisinde, çok zengin orman çeşitleri, 1.sınıf tarım arazileri, ekosistemini barındıran Akdeniz Gölü, Akdeniz Foku yaşam alanları, yöreye özgü zeytinlikler, mandalina bahçeleri ve tarihi kale kalıntıları mevcuttur.
Dünyanın hiçbir bölgesine nasip olmayan bu özellik ve güzellikler, mutlak surette korunup, kollanıp geleceğe taşınması gerekir.
Hal böyle iken, söz konusu yörenin korunması, imar ve inşası adına ehliyet, yerel yöneticilere ait olması gerekirken, zaten yoğunluktan başını kaldıramayan Ankara’ya devri, beraberinde pek çok soru işaretleri doğurur.
Kaldı ki yerel yönetim uygulamaların uygunluğunu onaylayacak yine Ankara olduğuna göre, yetki devrinin değiştirilmek istenmesini anlamak mümkün değil.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.