MUĞLA AÇIK CEZA EVİ

Bu hafta Muğla’nın il oluşunun 100. yılı konusunda yapılan son tartışmalar konusunda bir yazı yazacak ve “livâ, sancak, vilayet, mutasarrıf, vâli” gibi kavram ve terimlere açıklık getirecektim ama “Nasıl olsa 100. yılın bitmesinde daha 9 ay var… Sonra yazarız…” deyip başka konuyu yazıyorum.
Mâlûmunuz olduğu üzere, 12 Mart 1921 günü Birinci Meclis’te, Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı “İstaklal Marşı”, millî marş olarak kabul edilmişti. Bu önemli günün yıl dönümünde, Akif merhumun ahlakî yapısı ve İstiklal Marşı konusunda bir konferans vermek üzere Muğla Açık Ceza ve İnfaz Kurumu’na davetliydim. Konferansa gittim ve Akif’in hem bireysel ahlakını ve hem de bir münevver olarak “dik duruşu”nu konuştum “kader mahkumları”yla. Sağ ve özgür olsunlar; çok iyi dinlediler ve çok olumlu tepkiler verdiler.
Ama benim yazımın konusu konferansım değil… Orada harikalar yaratılıyor… Onu yazmak istiyorum…
Önce şunu belirteyim… Türkiye gerçekten değişiyor ve bu değişimin yüzünü Adalet Bakanlığı çok güzel yansıtıyor. Hizmetlisinden Bakanına kadar, tebrik ve teşekkürü hak ediyorlar. “Kader mahkumları”nın da insan olduğunu hatırladı nihayet devletimiz.
Açık Ceza Evi’nde, kolluk kuvvetleri, engelleyici duvarlar, tel örgüler falan yok… Herkes kendi engelini kendi zihnine koyuyor. Firar ettiğinde, infazın yanıyor ve misli ceza ile kapalı cezaevine geçiyorsun. İstersen firar et!…
Açık Ceza Evi’nde mobilya atölyesi var ve isteyen burada çalışıp mobilyacılık mesleğini öğrenebiliyor. Bir kaç resmî kurumun tefrişatı burada yapılmış. Kurum Müdürü Metin Akkaya’nın gözleri parlıyor anlatırken… Ben de heyecanlanıyorum…
Sonra Bakır işleme atölyesinden söz ediyor Metin Bey… Atölyeye gidiyoruz… Yaklaşınca içerden “tın tın tın” çekiç sesleri geliyor. Selahaddin-i Zerkup ve Mevlana geliyor aklıma… Biliyorum… İçerde Selahaddin yok ve ben de Mevlana değilim ama o “tın tın tın” sesi beni yüzlerce yıl öncesine götürüyor.
Bakır atölyesine giriyoruz. İçerde Mehmet Çetiner usta çalışıyor… Mehmet usta Kavaklıdereli. İşin kaynağından geliyor yani… Emekli olmuş… Emekliliğin “yan gelip yatmak” olarak anlaşıldığı ülkemizde Mehmet usta yan gelip yatmıyor; kader mahkumlarına bakır işlemeciliği öğretiyor. İdris Hoca, klasik Osmanlı motifleri temin etmiş; onları işliyorlar bakırların üstüne… Kadim bir gelenek yaşatılıyor yani orada…
Mobilyacılığı ve bakır işlemeciliğini öğrenen, mahkumiyeti bittiğinde bu işlerden ekmek yiyebilir.
Sonra “Değerler Eğitimi” projesini anlatıyor İdris hoca heyecanla… İdris Hoca, ismiyle müsemma bir eğitimci. Malum, “İdrîs” kelimesi ile “ders” kelimesi aynı kökten gelir ve “Öğreten” demektir. İdris Hoca, tam bir “Öğreten”; yani gerçekten de “İdrîs”…
Millî Eğitim bakanlığı’nın okullarda başlattığı “Değerler Eğitimi” projesini ceza evine taşımış. “Değerlerimizle Değerliyiz” sloganıyla çıkılan yolda, kader mahkumlarına “saygı, sevgi, adalet, yardımlaşma, vefa, hoşgörü, vatanseverlik, dürüstlük” gibi değerleri tartıştırıyor. Önceki hafta hükümlüler tarafından hazırlanan “Kendine Saygı ve Nazaket”, “Anne-Baba ve Büyüklere Saygı”, “Farklılıklara Saygı”, “Emeğe Saygı”, “İnançlara ve Düşüncelere Saygı” ve “Doğaya Saygı’” konulu sunum ve tartışmalar yapılmış; program sonunda Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim AKBAŞ ve Cumhuriyet Savcısı Altan ÜNLÜ tarafından çalışmaya katılan 7 hükümlüye katılım belgeleri ve hediyeleri verilmiş.
Ortak çalışma zamanları dışında, isteyenin çok rahatça kitap okuyabileceği veya hobilerini geliştirebileceği bir ortam, ceza evi de olsa insana ağır gelmez.
Eski “Ceza Evleri” anlayışını hatırlıyorum da, yokluklar, yoksunluklar, mahrumiyetler, işkenceler, hayvanı bağlasan durmayacak koğuşlar… Hasılı insanlık dışı olan her şey vardı eski ceza evlerinde. Şimdi herşey değişmiş… Bir insan suç işleyince, insanlıktan çıkmıyor. Tutuklanıyor ama insan olma özellikleri devam ediyor. Onlara insan olduklarını bilerek muamele yapılması şart. (Tabii, insanlık onuru”nu ayaklar altına alarak suç işleyenler, hak ettikleri cezayı lâyıkıyla çekmelidirler.)
Ne yalan söyleyeyim… Allah kimseye suç işletmesin ama mahkumlara insanca muamele yapılması karşısında, ben bu ülkenin geleceği için seviniyorum.
Her tarafın çiçeklerle kaplandığı bir günde, dağlar arasından kıvrım kıvrım geçerek ve çiçek açmış badem ağaçlarını doya doya seyrederek; derelerden, yamaçlardan, karasulaklardan akan suların heyecanını yaşaya yaşaya gidip geldiğim; Bağyaka (Gevenes) baharını içime çeke çeke; bir de Ormancı türküsünü (O köye ait bir türküdür ve olayın geçtiği kahve restore edilerek hizmete sunulmuştur.) tutturarak geçirdiğim bir günde, mahkûm olmanın insan olmaktan kopulmamak demek olduğununun sevincini yaşadım.
Bizlere bu mutluluğu ve ümidi yaşatan başta Adalet Bakanı Sadullah Ergin olmak üzere, bu işte emeği geçen hükûmetlere, bakanlara, Başsavcımız İbrahim Akbaş’a, Kurum Müdürü Metin Akkaya’ya, öğretmen kardeşim İdris Koç’a ve geleneksel bakırcılık sanatımızı fedâkârca yaşatmaya gayret eden Mehmet Çetiner ustaya hasseten teşekkür ediyorum.

Okunma Sayısı:1.132

YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

giyasettin demirok

Bu engin düşüncenle vefa borcunu hakkıyla ödedin.seni candan kutlarım kiymetli kardeşim!

05.03.2014, 12:10


Hit Counter provided by Curio cabinets