Mucizenin Adı

Bu haber 07 Eylül 2015 - 21:51 'de eklendi ve 887 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Dünyada konuşlanan her ülke için bir mucize vardır.

Tarihin seyri içerisinde kimileri ekonomik bazda bir mucizeni sahibi olarak yer etmişlerdir.

Kimileri de başka alanlarda.

Bunun en belirgin örneği Almanya ve Japonya’dır.

Zira her iki ülke, II. dünya savaşının mağduruydu.

Tabir yerindeyse savaş sonrasında bu ülkelerde adeta taş üstünde taş kalmamıştı.

Buna karşın aynı ülkeler, aradan geçen kısa sayılabilecek süre içerisinde öylesine gelişme gösterdiler ki..

Mucizeden başkası değildi.

Bugün her iki ülkenin ekonomik güç olarak ön plana çıkmasının başkaca izahı yok.

Ve daha niceleri var ki bir şekilde mucize yaratan devletler olarak yerini aldılar.

Hiç şüphesiz kendi ülkemiz Türkiye de bir mucizenin sahibiydi.

Ama bu mucize, çok daha onurlu bir girişim sonrasında elde edilen başarıdan başkası değildir.

Onurlu davranış diyorum.

Bu ülkemizin olmak veya olmamak adına giriştiği ölümüne mücadeleydi.

***

Aynı süreçte gelişmelerin seyrini baktığımızda, I. Dünya Savaşı sonunda itilaf devletleri Osmanlı Devleti ile 30 Ekim 1918 de Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzaladılar. Ve bu antlaşmaya dayanarak Anadolu’yu işgale başladılar.

Türk milleti işgal harekâtı karşısında vatanını kurtarmak için 19 Mayıs 1919’da yer yer direniş hareketleri başlattı.

Bu hareketler 19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basmasıyla kısa sürede merkezi bir nitelik kazandı.

Bu süreçte, namüsait koşullar altında kazanılan I.ve II. İnönü, Aslıhanlar, Dumlupınar ve Sakarya Meydan Muharebeleri ile ülkenin kurtarılması yolunda önemli adımlar atıldı.

Bunlar mucizenin ilk göstergeleriydi.

Ardından 26 Ağustos 1922 de dikkat ve titizlikle hazırlanan taarruz planı uygulamaya kondu.

Şüphesiz 26-30 Ağustos 1922 de yapılan Büyük Taarruz, Türk İstiklal Savaşının son safhasıdır.

30 Ağustos “Başkomutan Meydan Muharebesi”nde bir gün içinde Yunan Ordusunun en önemli bölümü etkisiz hale getirildi.

Ardından, 31 Ağustos’ta başlayan amansız takip sonunda Türk kuvvetleri 2 Eylül’de yıkıntılar haline gelmiş Uşak’a girdi.

Burada Yunan Başkomutanı General Trikopis tutsak edildi.

Takip harekatı insanüstü bir hızla ilerledi. Türk askeri dinlenmek ve uyumak istemiyordu. Çünkü kurtardığı her kasaba, köyün ve şehrin Yunanlılar tarafından yakıldığını, bölgedeki Türklerin acımasızca katledildiğini görmekteydi.

9 Eylül günü 1.Kolordu Kemalpaşa’ya, II. kolordu Manisa’ya, 4.kolordu Turgutlu’ya ulaştı.

Kuzeyde Kazancı Bayırında Yunan mevzilerine taarruz eden 3.kolordumuz düşman kuvvetlerini atarak Bursa’ya ilerledi.

Türk süvarileri 3 yılı aşkın süredir yas çeken İzmir halkının gözyaşları arasında İzmir’e girdi.

***

Elbette Mustafa Kemal’in üstün Askeri dehası ve vatan evlatlarının ölümü hiçe sayan mücadelesiyle zafer kazanılmıştı.

Ne var ki mücadelenin seyri bambaşkaydı.

O süreçte, Ankara merkez olmak üzere ülkemizin orta kesiminde konuşlanan yerleşim merkezleri dışında kalan kentlerimiz parsellenmişti.

Trakya’dan başlamak üzere İstanbul üzerinden İzmir’e, oradan Muğla, Antalya ve Gaziantep’e uzanan çizgideki tüm şehirlerimiz İngiltere, Yunanistan, Fransa ve İtalya’nların işgali altındaydı.

Hani dense ki Türkiye yabancı ülkeler tarafından adeta parsellendi.

Hiç abartı değildi.

***

Neticede, Türkiye’nin olmak veya olmamak noktasına geldiği süreçte bu durumu kabullenmesi mümkün değildi.

Bunun üzerine, ileride bir ülkenin kaderini değiştirecek girişimin öncüsü Mustafa Kemal harekete geçer.

İşgal altında yaşamaktansa ölmek evladır” diyen Türk insanının, dünyada emsali görülmeyen mücadele sonrasında, bir mucizenin sahibi olarak tarihte yerini almıştır.

Bu Türk insanının verdiği öyle bir mücadele ki, aradan geçen 93 yıla karşın, şeref madalyası olarak göğsümüzü süslemektedir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.