MUÇEP çağrıda bulundu

Bu haber 25 Mayıs 2017 - 0:09 'de eklendi ve 242 kez görüntülendi.

Muğla Çevre Platformu üyeleri (MUÇEP)  22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü nedeni ile Konakaltı Kültür Merkezi’nde bir araya geldi. Toplantıda MUÇEP üyeleri doğal sitlerle ilgili  Dünya Bankası, BM, IUCN ve AP’ye çağrıda bulundu.

Metin Karakoç

Muğla Çevre Platformu üyeleri (MUÇEP)  22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü nedeni ile Konakaltı Kültür Merkezi’nde bir araya geldi. Toplantıya MUÇEP üyelerinin yanı sıra, Menteşe Belediyesi’nden yetkililer ve şehir plancıları katıldı. Toplantıda MUÇEP üyeleri doğal sitlerle ilgili  Dünya Bankası, BM, IUCN ve AP’ye çağrıda bulundu.

Toplantı sonunda MUÇEP tarafından yapılan açıklamada, “2016 yılı Aralık ayında, çevre koruma statülerinde değişiklik öngören 31 adet pafta Muğla Büyükşehir Belediyesine gönderildi. Söz konusu değişiklikler, Muğla ili Doğal SİT Alanlarını kapsamaktaydı ve “Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik” ile “Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar” çerçevesinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca, dört mevsimi kapsayan “Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma” başlığı altında yeniden yapılan bir değerlendirme raporuydu. Bu rapora itiraz ettik, ediyoruz. Bu plan değişikliği tasarısı hazırlanırken,  yerel halkın, sivil toplum örgütlerinin ve yerel yönetimlerin bilgisi olmamış ve katılımları sağlanmamıştır. Bu planla öngörülen değişiklikler gerçekleşirse, Muğla Bölgesindeki Doğal SİT Alanları yapılaşmaya açılacak ve bu da kıyıların, sulak alanların, zeytinliklerin, ormanların ve su havzalarının büyük oranda yok olmasına neden olacaktır. Bakanlığın bu projesi, bölgede daha önce yapılmış birçok bilimsel çalışma ile de bağdaşmamaktadır. Bu planların gerçekleşmesi halinde tarım, hayvancılık, zeytincilik, arıcılık, mavi yolculuk ve eko-turizm başta olmak üzere birçok alanda geri dönüşü olmayan tahribatlar olacak ve Muğla Bölgesinde gelecek kuşaklara devredecek doğa mirası kalmayacaktır. Kabul edilemez bulduğumuz bu planın gerçekleşmesine, bölgedeki doğa koruma alanlarında her türlü ekolojik tahribata ve rant odaklı yapılaşmaya karşı birlikte mücadele etmek üzere Muğla Çevre Platformunu (MUÇEP’i) kurduk. 70’dan fazla STK bileşenimiz, 100 kadar destekleyen STK’mız ve bir kaç yüz bireysel üyemiz var. Güçlü bir başlangıç yaptık” ifadelerine yer verildi.

Açıklama şöyle devam etti:

“Yola bölgemizdeki SİT alanlarının statüleri ve tanımlarının değişimine, bu değişim için izlenen yönteme itiraz ederek çıktık. Ve yolumuza devam ediyoruz. Ancak, elbette tehditler ve ihlaller sadece bu alanlarla sınırlı değil. Bu kapsama giren ve girmeyen tüm alanlarda ihlaller, ulusal ve uluslararası tüm kanunları, yaptırımları, altına imza atılmış sözleşmeleri çiğneyerek artmakta! Herhangi bir koruma statüsüyle korunmaması o yörede doğa katliamına yol açacak bir yapılaşmanın, sanayileşme adı altında doğal zenginliklerimizin yok edilmesinin önünü açamaz, açmamalıdır. İlimiz, her yönden; doğal ve tarihsel açıdan çok zengin bir bölgede yer alıyor. Muğla Türkiye’nin en uzun deniz kıyısı olan ili. Hem Ege hem de Akdeniz’de kıyıları olan, onlarca medeniyetin gelip geçtiği bir bölge. Hal böyle olunca da iş, sadece yerel ve ulusal değil, küresel bir boyut kazanmakta. Sadece kendi bölgemize, doğamıza, kendi insanımıza değil, tüm dünyaya, dünyanın geleceğine karşı sorumluluğumuz var.”

Açıklamada ayrıca, “Biyolojik çeşitlilik, canlıların farklılığını ve değişkenliğini, içinde bulundukları karmaşık ekolojik yapılarla, birbirleriyle ve çevreleriyle karşılıklı etkileşimlerini ifade etmektedir. İnsanların başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılamasında vazgeçilmez bir yeri olan canlı kaynakların temeli biyolojik çeşitliliktir. Diğer bir deyişle biyolojik çeşitlilik bir ülkenin biyolojik zenginliğidir. Dünyanın giderek azalan canlı kaynakları ve giderek kirlenen toprak ve su kaynakları dikkate alındığında, ülkelerin sahip olduğu biyolojik çeşitlilik, stratejik bir güç durumuna gelmektedir. Birleşmiş Milletlere üye ülkeler tarafından, dünyanın karşı karşıya olduğu çevresel sorunlarla baş edebilmek için uluslararası seviyede işbirliği sağlanması gerektiği kabul edilmiş ve 1992 yılında Rio’da düzenlenen Dünya Zirvesinde iklim değişikliği, çölleşme ve biyolojik çeşitliliği konu alan üç temel çevre sözleşmesi imzaya açılmıştır. Bu üç sözleşmeden birisi Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesidir. Ülkemiz Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ni imzaya açıldığı 5 Haziran 1992 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme, TBMM tarafından 29 Ağustos 1996 tarihinde 4177 sayılı Kanun ile onaylanmış ve onay belgesinin Birleşmiş Miletlere tevdisi akabinde14 Mayıs 1997 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeye bu güne kadar 193 ülke taraf olmuştur” ifadeleri yer aldı.

Mücadeleye sonuna kadar devam

Bölgenin tüm doğal ve tarihsel zenginlikleriyle korumak için ne gerekirse yapacağız ifadeleri ile devam eden açıklama şöyle tamamlandı:

“Zor ve uzun bir yolda olduğumuzun farkındayız. Türkiye’nin henüz yasal ve meşru bir yolu bulunamadığı için bir türlü ranta açılamayan ve talan edilmeye uğraşılan bu güzide bölgesini, gücümüz yettiğince müdafa edeceğiz. Herkesi çocuklarının, torunlarının ve tüm insanların geleceğini yıkma ya da yapma konusunda öncelikle kendi vicdanlarıyla hesaplaşmaya davet ediyoruz. Bu hesaplaşmayı uzun süre önce yaparak doğanın çağrısına uyan, doğa ve yaşam savunucuları Ali Ulvi ve Ayşin Büyüknohutçu’nun korkakça ve hunharca katledilmesini lanetliyoruz. Onları unutmayacağız, uğruna ölüme gittikleri mücadelelerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.