Misafir Yazarlar Aziz Üstünel – Ahmet Altan « Hamle Gazetesi

Misafir Yazarlar Aziz Üstünel – Ahmet Altan

Bu haber 16 Haziran 2010 - 0:00 'de eklendi ve 1.204 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Aziz Üstünel

17 MİLYON OY ÇÖPE
ATILABİLİR Mİ?

Seyfi Oktay döneminin
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili Muğlalı Hakkı Terzibaşoğlu, Osman Can’ın “Yüksek Mahkeme, anayasa
değişikliğini iptal ederse, TBMM bu kararı yok  saymalı!” görüşünü
sonuna kadar destekliyor. Bu doğru bir saptama. Çünkü milli iradeyi yok
saydığınız anda ülkeyi kargaşaya sürüklersiniz. Milli iradeyi temsil eden TBMM, bu Anayasa
değişim paketini tamamlamış ve halk oyuna sunmak için 12 Eylül’ü beklerken,
devreye Yüksek Mahkeme girip, 17 milyon oyu bir çırpıda silip atarsa, o zaman
şunu düşünmek gerekmez mi?

Niye dört yılda bir
seçim yapıyoruz? Eğer, seçilmişler ülkeyi yakından ilgilendiren, en can alıcı sorunlara
neşter atamıyorsa ve de son kararı Yüksek Mahkeme veriyorsa, o zaman bırakın
ülkeyi kimin, nasıl yöneteceğine de aynı mahkeme karar versin!

‘İncelerken esasa da
gireriz. Anayasa’nın değişmez maddelerine dayanarak bunu da

reddederiz!’ gibi bir tavrın
çok ağır sonuçlar doğurabileceğini, örneğin, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi
Dekanı Prof. Dr. Yusuf Karakoç’da söylüyor.

Anayasa değişiklik
paketinin yeterli olup olmadığı tartışılabilir. Yanlışlar düzeltilir, eklemeler
yapılabilir, 12 Eylül anayasasının başka maddelerinde de yapılacak
değişiklikler bu pakete girebilir. Bunlar hep konuşulabilir şeylerdir.

Ancak paketin hepten
çöpe atılmasının yaratacağı kargaşayı konuşarak, uygar bir biçimde tartışarak
düzeltemezsiniz! Kargaşa denetlenesi bir olgu değildir çünkü! Referanduma
sunulmak

üzere hazırlanan bir
metin, Anayasa Mahkemesince
denetlenmemeli. Neden mi? Prof. Dr. Karakoç’u dinleyin hele: “Çünkü
 Anayasa Mahkemesi, yürürlüğe girip hüküm ve sonuç doğuracak metinleri
denetler. Şu anda referanduma sunulmak üzere Resmi Gazete’de yayınlanmış olan
metin, hüküm ve sonuç doğurabilecek nitelikte, tamamlanmış bir metin
değil!”

Paketteki bazı
maddeleri iptal ederse Mahkeme, ya diğer yasalar gibi paket Meclis’e geri döner
ve Meclis yeni bir iradeyle yeni bir metin hazırlar ya da kalan maddeleri,
doğrudan referanduma taşır.

 

Ahmet
Altan

ANAYASA
VE LAİKLİK

Bu mahkeme, “türban kararında” Anayasa’nın 148. maddesini
açıkça  çiğnedi.

Anayasa değişikliklerini asla ve asla “esastan” sorgulayamayacak
olmasına, Anayasa’nın, anayasa değişikliklerinin “esastan” sorgulanmasını
“yasak” etmesine rağmen bu yasağı ve Anayasa’yı çiğnedi.

Şimdi yeniden yasaklara uymamaya, yasayı çiğnemeye
hazırlanıyor.

Anayasa Mahkemesi “anayasayı” çiğnerse, anayasayı ve hukuku
bu mahkemeye karşı kim koruyacak?

“Bir mahkemeye karşı hukuku koruyacak hiçbir kurum yoktur ve o
kararı kabul etmek zorundasınız” derseniz o mahkemeye “ilahi” bir güç atfetmiş
olursunuz.

Sorgulanmayan ve sınırlanmayan “ilahi güçler” yalnızca
“teokratik” devletlerde bulunur çünkü.

Teokratik devletlerde “karar verme yetkisi”,
gücünü Tanrı gibi ilahi bir kudretten alan insanlara bağışlanır ve
onların kararları  sorgulanmaz.

Türkiye, “teokratik” bir ülke mi?

Mahkemelere “ilahi bir yetki” bağışlayan Tanrısal bir güç
kaynağı mı var anayasamızda?

Biz ne zaman “laik” bir ülke olmaktan vazgeçtik, ne zaman
“anayasanın değiştirilmesi teklif edilemeyen” maddelerini değiştirdik, ne
zaman hukukumuza “ilahi güçler” ekledik?

Böyle bir şey yapmadık, burası hâlâ laik bir ülke ve hâlâ
hukukumuzda “ilahi bir güç” kaynağı bulunmuyor.

O yüzden de, bir mahkeme “hukuku” düzenli biçimde
çiğnediğinde “mahkeme olma” vasfını kaybeder, toplum kendini
Meclis’teki “temsilcileri” vasıtasıyla hukuksal bir zorbalığa karşı korur.

Toplumu zorbalığa karşı korumak Meclis’in “görevidir”, bunu yerine
getirmezse görevini kötüye kullanmış, kendi varlığını inkâr etmiş olur.

Eğer biz hâlâ “laik” bir ülkeysek, hukukumuzda “ilahi güç
kaynakları” yoksa, o zaman, Anayasa Mahkemesi’nin anayasayı çiğneyerek karar
vermesi halinde Meclis’in bu kararı tanımaması gerektiğini söyleyen Osman
Can’ın söyledikleri doğrudur.

Meclis o kararı “yok saymak” zorundadır.

Aksi
takdirde, hukuku çiğneyen mahkemenin “ilahi bir gücü” olduğunu kabullenerek hem
hukuktan, hem laiklikten vazgeçmek zorunda kalırız ki bu da ciddi bir suçtur ve
Meclis’i mahkemenin suç ortağı haline getirir.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.