Mimarlar Odası Muğla Belediyesi’ne dava açtı!

Bu haber 23 Ağustos 2014 - 0:00 'de eklendi ve 1.354 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Başlığı görünce herkesin şaşırdığını biliyorum.

Buna en çok da Mimarlar Odası Muğla Şubesi ve “Menteşe” değil de “Muğla” denildiği için  Muğla Büyükşehir Belediyesi şaşırır…

Yok, böyle bir şey…

O zaman bu başlık nereden çıktı?

Bilindiği gibi dönemin Muğla Belediyesi, Eski Garaj Alanı’nda lüks konutlar üretmeye kalktığında Mimarlar Odası Muğla Şubesi de bu yanlışa dur diyebilmek için yargıya başvurmuştu. İşte o zaman Muğla’nın geleceğe dönük planlanmasında, korunmasında büyük emekleri olan Oktay Ekinci Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinde konuyu ele alırken bu başlığı atmıştı:

Mimarlar Odası Muğla Belediyesi’ne dava açtı!”

xx        xx        xx

O zaman Ekinci, başlığı bilinçli seçmiş olmalı. Çünkü başta Mimarlar Odası olmak üzere meslek odalarının genellikle solcuların elinde olduğu ve o solcu odaların CHP’lilerin yanlışlarının üzerine gitmediği gibi bir “önyargı” vardır.

Böyle bir şey yok. Tabi böyle bir şeyin olmadığını kanıtlarcasına sapansız işler yapmanın alemi de yok!

Doğrusu Mimarlar Odası Muğla Şubesi bir bakıma önyargılara karşı güzel bir örnek ve yanıt oldu. Oktay Ekinci yazısına o başlığı atarken böyle mi düşündü bilmiyoruz. Ama anlamlı başlık…

xx        xx        xx

Ekinci’nin Cumhuriyet Gazetesi’nde “ÇED Köşesi”nde yayınlanan 23 Şubat 2011 tarihli yazısını gelin birlikte bir kere daha okuyalım:

Muğla’da Belediyeye ait 35 bin m2’lik eski otobüs garajı alanında yapılması öngörülen ‘satılık daireler’e Mimarlar Odası’nın dava açtığını duyunca 35 yıl önceye gittim… Şimdiki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin ‘Güzel Sanatlar Akademisi’ yıllarına… Mezuniyet projesinin 70’lerdeki koşulu, ‘hayali’ değil, ‘gerçek konu’lann tasarlanmasıydı… Okuldan dediler ki: “Muğla’da otobüs garajının kalkacağı alanda belediye binası ve sosyal-kültürel tesisler tasarlanması öneriliyor.”

Meğer mezunlarımızdan mimar Yavuz Gürtunca imar müdürüyken (Muğla Belediyesi’nde)  Başkan Erman Şahin’e demiş ki: “Akademi ‘mezuniyet konusu’ yaparsa, ufkumuzu açacak projeler çıkar.”

Galiba 8 arkadaş, kolları sıvadık. .. Çevresini ve kentin karakterini incelemek için Muğla’ya gittik. Yavuz, Muğla’daki birkaç mimar, başkan ve biz, Karabağlar Yaylası’ndaki ‘Mustafa’nın Yeri’nde kim bilir kaç gece projeyi tartıştık; yakınlaştık, derken 77’de mezun olduğumda yine Başkan Şahin’in ‘belediyede mimara ihtiyacımız var; birlikte olalım’ teklifi, 90’lara kadar süren Muğla serüvenimin de başlangıcı oldu.

Öyle bir serüven ki kentin yarısının ‘sit’ olmasını savunarak planladığımız; 12 Eylül’den sonra Şahin’in yeniden seçilmesiyle kimlikli kentleşme için ‘kaldığımız yerden’ devam ettiğimiz; tescilli ev sayısının 170’lerden 400’lere çıktığı ‘kentsel koruma’ direnişimizin kazanımları ve her belediye seçiminde ‘tarihi dokuyu yaşatacağız’ diyen sosyal demokrat adayların, ‘siti kaldıracağız’ diyen sözde ‘muhafaza’kar! adaylara fark atarak kazandıkları ‘uygarlık bilinci’nin bugünkü sonuçları..

Şimdi duydum ki o ‘ilk göz ağrım’ eski garajda, çağdaş yaşam gereksinimlerini karşılamak yerine sadece ‘rant’ yeğleniyormuş! Eski ve yeni kent arasındaki ‘eşsiz’ kamusal alan, satılık daireler uğruna elden çıkartılıyormuş!

Üstelik kentin geleneksel mimarisini sahiplenme konusunda ‘örnek restorasyon’larla Tarihi Kentler Birliği’nden haklı ödüller alan; Muğla’nın yerel değerlerini ‘yaşatarak’ geleceğe taşıdığı projeleriyle 3. kez seçilen ve insancıl kişiliğiyle ben dahil herkesin asla üzmek istemediği Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün tarafından…

Gürün o denli seviliyor ki örneğin kentin baş tacı Kurşunlu Camisi’nin tam karşısındaki eski sinemanın yerine yaptırdığı o ‘uygunsuz’ katlı otopark için bile eleştiriler hep ‘fısıltı’ olarak kaldı; yüksek sesle dillendirilmedi.. Halkıyla bu denli barışık bir başkan, aslında halka ait bir alanı tutup Emlak müteahhitlerine nasıl pazarlayabildi? İnsanın inanası gelmiyor…

‘Maalesef davacıyız’

Muğla ne kadar öz değerlerine saygılıysa, Başkan Şahin de öyleydi… Muğla ne kadar geleceğini gelenekleriyle yaşamaya sevdalıysa, Şahin’den görevi devralan Orhan Çakır da öyleydi ve her ikisi de kente çok yakışmışlardı… ve Muğla ne kadar barışçıl, dostluk kenti ve aydınlanmanın kalesi ise Çakır’dan görevi devralan Dr. Osman Gürün de öyledir ve kente çok yakışıyor…

Böylesi bir yerel yönetim geleneğinin en anlamlı göstergelerinden biri, Mimarlar Odası ile belediyenin ‘kapışma’dığı ender kentlerimizden biri olması değil midir?  Bu nedenle en çok şaşırdığımsa yine geçen 35 yılda Mimarlar Odası’nın galiba ‘ilk kez’ belediyeye dava açmış olması… Hatta Tüketici Hakları Derneği’nin de davayı desteklemesi…

Oda başkanı Mimar Ertuğrul Aladağ’a sordum: ‘Dava açtığınız doğru mu?’ Yanıtı çok düşündürücüydü: ‘Maalesef, mecbur kaldık…’

Ertuğrul’un ‘maalesef’ ine katılıyorum. Davaya ‘ne yazık ki’ ben de müdahil oluyorum.

Kim sorarsa diyeceğim ki: ‘Kentin bu çok değerli kamu alanını satılık konutlarla harcayan bir proje yapsaydım, asla mezun olamazdım. Mimarlığımı borçlu olduğum kentsel duyarlılığı ‘olanaksız’ kılacak uygulama Muğla’ya asla yakışmıyor.’

Sevgili Gürün Başkanın bu ‘içten serzeniş’lerle inatlaşmaması, Muğlalıların ‘dinlence ve kültür alam’ olmayı bekleyen alanda 35 yıllık özlemi gerçekleştirmesi dileğimle…

Cumhuriyet/Oktay Ekinci 2011”

xx        xx        xx

Bu anlamlı yazı rahmetli Oktay Ekinci’nin Muğla’ya vasiyeti olarak kabul edilebilir.

Çünkü Ekinci bu yazısından sonra 2 yıl daha yaşayabildi. O iki yılda da Muğla’ya dair bir iki yazısı oldu. Ama bu yazısında hepimize, yönetenlere, yönetilenlere, biz Muğlalı gazetecilere ve de Muğlalı mimarlara vasiyet var…

En azından ben böyle değerlendiriyorum.

Muğla’ya sevdalı olan herkes de böyle değerlendirir.

Hiç değilse Oktay Ekinci’nin “Muğla sevdası” anısına doğru davranış sergileyebiliriz.

xx        xx        xx

Geçenlerde bir dostum, “Oktay Ekinci sağ olsaydı, Büyükşehir Belediyesi’nin logosu için ne derdi?” diye sordu. Yanıt veremedim. O’nu ne kadar tanıyor olsam da O’nun namı hesabına “Şöyle derdi” diyemem ki. Buna hakkım olmaz. Ama ne diyebileceğini benim kadar şehrimizin yönetenlerinin de bilmesi gerekir… Benim kadar onlar da tanırlar Ekinci’yi…

Ama şu kadarını söyleyebilirim. Bu logo meselesi ile ilgili mutlaka bir yazı yazardı. Herkes bilmez, ama Ekinci’nin mimarlığının, gazeteciliğinin yanında, müzisyenliği ve karikatürcülüğü de vardı…

Belki de “Muğla’ya böyle bir şey yakışırdı” diye bir öneri çizim de yapardı…

Oktay Ekinci iki yıl önce bedenen ölmüş olabilir, ama hala yaşıyor. Çünkü orası burası yaralı bereli olmuş olsa da her şeye rağmen Muğla hala yaşıyor…

Oktay Ekinci “Muğla” öldüğü gün ölecektir…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.