Milli Eğitimde Milli Bir Uyanış Mı?

Bu haber 05 Eylül 2018 - 2:23 'de eklendi ve 1.816 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Yaklaşık 18 milyon öğrenci yakında ders başı yapacak. Geçen yılın müfredat ve sınav tartışmaları bu yıla taşınır mı göreceğiz. Ancak çok uzun yıllar sonra, Milli Eğitim Bakanı olarak atanan bir eğitimci olan Prof. Dr. Ziya Selçuk, eğitimin üzerindeki kara bulutları dağıtacak gibi görünüyor.

Bakan” değil “gören” olduğunu söyleyen Ziya Selçuk, ilk açıklama ve icraatları ile sorunların farkında olduğu izlenimi veriyor. Bakan’ınDoktorun elinde bir ilaç varsa, ona uygun bir hastalık bulur. Ölçme değerlendirme sistemlerini bir de bu açıdan değerlendirmek lazım. Sayılara işkence yaparsanız, size istediğinizi vereceklerdir.” sözü, bu güne kadar bu toplumun nasıl kandırıldığını gösteriyor.

Milli Eğitim Bakanı’nın “Araçları amaç kıldık; sınav kazanmayı sistemin ana gayesine dönüştürdük. ÖSYM bir dakikada soru çözebilenleri başarılı, iki dakikada çözebilenleri başarısız diye etiketlerken, aslında milyonlarca çocuğumuzun kendine olan güvenini yok eden bir kuruma dönüştü. Türkiye’de başarısız olarak etiketlenen onbinlerce çocuğumuz dünyanın iyi üniversitelerinde pekâlâ üstün başarılar ortaya koydular.” tespiti, yetkili ağızlardan pek de duymaya alışık olmadığımız şeyler.

Yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır; ben eğitimin iki önemli sorunu olduğuna inanıyorum: Öğretmen yetiştirme sistemi ve veliler… Bu iki sorun halledilirse sistem arayışları için zaman ve para harcamaya gerek kalmayacak. Ziya Selçuk’un Bakan olarak atanmasından sonra en çok vurgu yaptığı konu da öğretmen kalitesi…

Ziya Selçuk, “Bazı öğretmenler iklim oluşturur. Bazıları da sadece hava durumu sunar. Bu iki öğretmen tipi mutlaka ayrı değerlendirilmeli ve kıymetlendirilmeli.” diyor. Ben de iklim oluşturan öğretmen kadrosu oluşturulabildiğinde sistem ve sınav tartışmalarının kendiliğinden biteceğine inanıyorum.

22.11.2017 tarihli yazımda “Ne yazık ki eğitim fakülteleri öğretmen yetiştiremiyor. Kimse alınmasın, manzara ortada.” demiştim. Ziya Selçuk da “Öğretmen yetiştirmeyi üniversiteye havale ettik. Üniversiteler otuz yıldır iyi öğretmen yetiştiremiyor.” diyor. Demek ki aklın yolu bir.

Finlandiya’nın eğitim, kültür ve askeri olarak kalkınmasının mimarlarından biri olan Snelman; öğretmenlere şöyle sesleniyor: “Yapacağımız bu işin karşılığında övgü, anlayış ve sempati beklemeyelim; tam aksine, ağır bedeller ödememiz gerekebilir. Sizleri fedakârlığa çağırıyorum! Fakat hepinize değil, bunu yapabilecek olanlara sesleniyorum. Kusura bakmayın; diğer bütün mesleklerde olduğu gibi, öğretmenler arasında da bu mesleğe layık olmayan, öğretmen ruhundan yoksun insanlar var.

Ne yazık ki, bu ülkede öğretmen olabilmenin özel şartları yok. Alakalı alakasız herkese formasyon eğitimi veren ve bunu gelir kapısı olarak gören bir sistem var. Formasyon eğitimi alan herkesin öğretmen olamadığını fark edemeyen bir zihniyet var. Dolayısıyla Finlandiya’nın yaşadığı aidiyet sorununu 150 yıl sonra biz de yaşıyoruz.

Herkes bu sorunlara müfredat ve sınav sistemi değişikliği ile çare bulunabileceğine inanırken, şükür ki bir Bakan sorunun gerçek nedenleri üzerinde konuşmaya başladı. Bakan’ın “Öğretmenin omuzlarında yükselmeyen sistemin tarihte yeri yok. İyi eğitimi büyük binalar değil, iyi insanlar veriyor.tespiti çok önemli.

Yeni Bakan’dan en büyük beklentimiz, öğretmen adaylarının aidiyet ve liyakat sorununa kalıcı bir çözüm bulması. Mevcut öğretmenlerin de mensubiyetini güçlendirecek, liyakatini arttıracak, yaşam koşullarını iyileştirecek çalışmalar yapması.

Bakan’ın “Çocuklarımızı çift kanatlı yetiştireceğiz. Bunlardan biri bilim, öbürü erdem, ahlak.” açıklaması da, Türk milli eğitiminde milli bir uyanış mı başlıyor sorusunu akla getirdi. İkinci adımda da bu konuya odaklanmak gerekiyor.

Eğitimciler ile eğitim ve sınav başarısı arasında ayırım yapabilenler ilk defa bu kadar umutlu. Bakan’ın adeta eğitim felsefesini yeniden belirleyen 3 Eylül 2018 tarihli öğretmenlere hitabı, umudumuzu daha da arttırdı. İnşallah, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk üzerimizdeki bu ölü toprağının atılmasına ve milli eğitimde milli bir uyanışa öncülük edebilir. Kendisi “Süpermen değiliz.” diyor, ama Ziya Selçuk neden Türk milli eğitiminin Snelman’ı olmasın?

Not: Ziryab’ın hikayesine önümüzdeki haftalarda devam edeceğiz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.