MHP´deki Evetlerin perde arkası

Bu haber 22 Eylül 2010 - 0:00 'de eklendi ve 590 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Hararetli
bir referandum sürecinin ardından, siyasi zeminde ortaya çıkması muhtemel yeni
dengeleri konuşabiliriz. Referandum neresinden bakarsanız bakın, yeni dönemin
siyasi haritasına dair önemli işaretler verdi. Uzun zamandır siyasi merkezin en
önemli aktörü olan AK Parti ve Tayyip Erdoğan, bir yarışı daha önde
tamamlarken, sahnedeki bazı dengeleri bir kez daha alt üst etti.

***

MHP,
ortaya çıkan sonucu kendisine karşı bir ‘operasyon’ olarak değerlendirirken, bu
sonucu üreten asıl etkenin dünyanın ve Türkiye’nin dinamikleri olduğu gerçeğini
ifade etmekten kaçınıyor. Muhtemelen yeni süreçte, söylem düzeyinde vuruşarak
geri çekilmek dışında fazla bir seçeneği olmayacak. MHP’yi yarışın dışına iten
ya da beklenmedik biçimde adeta ortadan ikiye bölen etkenler, parti içinden ya
da dışından çeşitli analizlerle okunmaya çalışılıyor. Parti içinde bir kanat,
olup biteni Fethullah Gülen cemaatinin operasyonu olarak değerlendiriyor. Tuhaf
bir biçimde bu analiz, dışarıdan bakanlar tarafından da kabul görüyor.

***

Birkaç
gerçeğin altını çizerek bu konuya bir giriş yapmış olalım. Öncelikle Gülen
hareketinin sadece eğitim hayatında, kültürel ya da ekonomik anlamda bir
etkinliğe sahip olmadığı, siyaseti ciddi ölçüde etkilediği malum. AK Parti’ye
de 2002’den 2010’a kadar geçen zaman diliminde açık destek verdikleri
kamuoyunca biliniyor. Hareketin siyaset üzerindeki etkisi sadece aktif destek
düzeyinde gerçekleşmiyor. Bir de farklı siyasi parti mensuplarının Gülen
Hareketi’nin çeşitli faaliyetlerine duyduğu sempatiyle ortaya çıkan bir başka
etki alanı mevcut. MHP tabanında yakın geçmişe kadar Gülen Hareketi’nin
özellikle Ortaasya cumhuriyetlerindeki eğitim çalışmalarının ortaya çıkardığı
ciddi bir sempatiden sözedilebilir. Ancak referandum sürecinde Devlet
Bahçeli’nin açık bir dille Gülen’i hedef alan sözleri, bu sempatinin uyandırdığı
rahatsızlığın açık ifadesiydi. Bütün bunlara bakarak, MHP içindeki ayrışmanın
ana aktörü olarak Gülen cemaatini gösterebilir miyiz? Benim cevabım şu: Bu hem
abartılı, hem de gerçekle uyuşmayan bir iddia. MHP tabanının bir bölümünde
ifade ettiğimiz sempatiye rağmen, Gülen hareketinin ciddi bir etkinliğinden söz
etmek mümkün değil. Hatta parti tabanında giderek ‘ulusalcı’ tezlere kayan
kesimlerin, bu anlamda ciddi bir tepkiyi açıkça dile getirdiğini de
kaydedebiliriz. Burada kamuoyunda çok da dikkat çekmeyen, ama MHP tabanında
etkili olan başka aktörlerden söz etmek daha doğru görünüyor. Şimdilik şöyle
ifade edelim. MHP tabanında geniş kesimleri etkileme kabiliyetine sahip kimi
kanaat önderlerinin, ‘evet’ oylarının yükselmesinde ciddi bir rolü oldu. Yakın geleceğin
sorusu şu: Devlet Bahçeli liderliğindeki siyasi organizasyon, bu gelişmeleri
doğru okuyarak, siyasi merkezde kendilerini yeniden tarif etmeye çabalayacak
mı? Yoksa Orta Anadolu’daki milliyetçi muhafazakar tabanı kaybettiği gibi, az
önce tarif etmeye çalıştığım aktörlerle yolunu tamamen ayırarak farklı bir yola
mı girecek? Toparlayıcı bir Devlet Bahçeli görebilir miyiz? Buna ihtimal vermek
zor. Öte yandan AK Parti bu zemindeki savrulmaları kendi bünyesinde
toparlayacak kadar güçlü sinyaller veriyor. O yüzden, kuvvetle muhtemel, 2011
seçimlerinde siyasi merkezde daha güçlü bir yeri olacak.

NASUHİ
GÜNGÖR  20.09.2010 STAR

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.