Meşgulüm, Daha Sonra… « Hamle Gazetesi

Meşgulüm, Daha Sonra…

Bu haber 10 Nisan 2019 - 1:13 'de eklendi ve 1.228 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Oğlum Ümit ve arkadaşları bizde yemek yemiş, biraz dolaşmak için dışarı çıkıyorlardı. Onları uğurlamak için kapıya çıktığımda “Gençler, vakit gelip geçiverir, vaktinizi boşa harcamayın. Sınav günü yaklaşıyor.” dedim. Şunun şurasında sınavlara on hafta kalmıştı.

Ayakkabılarını giyen Mustafa, “İdris Amca, hayat hep bu hızla mı geçip gidecek? Şimdi akşam ne zaman oldu, gün ne zaman bitti fark etmiyoruz. Bu hep böyle mi olacak?” dedi.

Kırkını devirmiş biri olarak, hem de kapı ağzında bu soruya nasıl cevap verebilirdim. Mustafa ayakkabısını giyerken bir an bunu düşündüm.

Evet hayat hızla akıyor, günler göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyordu. Bu durum; her istediğimizi yapamaz, her şeye güç yetiremez oluncaya kadar devam edecekti. Hastalıklarla, imkansızlıklarla, yalnızlıkla tanışıncaya kadar devam edecekti.

Hastalıklar yoldaşımız olunca, etrafımızdaki kalabalık dağılınca, istediğimizi giyemez ve yiyemez olunca, elimizdeki yetki alınınca, dizlerimiz bizi taşımaz olunca, gözler eskisi gibi görmez olunca, gençlerin bize tahammülü azalınca; günler geçmek, sabah olmak bilmeyecekti. Beklemek, yatmak, uyumak bir azaba dönüşecekti.

Ayak üstü bunlar çıktı ağzımdan. Mustafa da “İdris Amca, o gün de iş işten geçmiş olacak, değil mi?” diye karşılık verdi.

Evet, o gün iş işten geçmiş olacaktı.

Zaman gerçekten gençlik ve yetişkinlik çağında, çocukluk ve yaşlılık dönemine göre daha mı hızlı akıp geçiyordu?

Yoksa bize mi öyle geliyordu?

Gün herkes için 24 saat, yıl 365 gün değil miydi?

Öyleyse bu muhabbet neyin nesiydi?

Mustafa, zaman herkese adil davranıyor. Zaman herkese eşit mesafede… Ancak insanların hayata bakışı farklı, hayattaki duruşu farklı, meşguliyeti çok. Dolayısıyla zaman hızlı geçmiyor; biz çok meşgul olduğumuz için akıp giden zamanı fark etmiyoruz.” dedim.

O an, bu cümleler ağzımdan dökülüverdi. Tasarlamadan, üzerinde pek düşünmeden…

Galiba cevap Mustafa’yı tatmin etmiş olmalı ki “İdris Amca, yarın pişman olmamak için bizi sınav hazırlığından koparan gereksiz meşguliyetlerden uzak durmalıyız.” deyiverdi.

Alın size ayak üstü bir ders…

Kenan Rıfai, “Yaşadığımız sürece ya öğrenen ya da öğreten olmalıyız.” demiş. İnsan bir taraftan öğretmek için bir şeyler anlatırken kendisi de bir şeyler öğreniyor. Bugüne kadar onlarca, yüzlerce kez kullandığım “zamanın hızlı geçmesi”nin ne demek olduğunu hiç düşünmemiştim. Herkes için gün 24 saat iken bu neyin hızıydı?

Mustafa’ya bir şeyler anlatmaya çalışırken “hız”ın zamanın hızı değil, bizim hızımız olduğunu fark ettim. Hız ve haz çağı değil miydi, içinde olduğumuz çağ?

Hazzın peşine takılan, fazlasıyla meşgul olan ve etrafında olup biteni unutan insan, zamanın da nasıl geçtiğini fark etmiyordu. Dostlarını ihmal ettiğini, sağlığını kaybettiğini, fırsatları kaçırdığını fark etmiyordu.

Acelesi olan, etrafına bakmadan koşan, yalnızca bir yere odaklanan; hırsları ve öfkeleri olan insan fırsatları kaçırdığını fark etmiyordu.

Kısacası, zaman hızlı geçmiyordu; biz çok meşguldük. Bizim acelemiz vardı. Gözümüzü kör eden hırslarımız ve öfkelerimiz vardı.

Oysa yarın “Meşgulüm, daha sonra …” diyerek ertelediğimiz şeyleri ve randevu verdiğimiz kişileri büyük bir ihtimalle kaçırmış olacağız. Onun için bugüne odaklanmak ve önümüze bakmak gerekiyor. Ayağımıza takılan prangalardan ve gereksiz meşguliyetlerden kurtulmak gerekiyor.

Unutmayalım ki, acelecilik hayatımızı eksiltiyor. Ve daha acısı; bazı şeylerin fani ve gereksiz olduğunu fark ettiğimizde, ebedi olanın kapısının önünde bekliyor olacağız. İşte o zaman dakikalar, saatler, günler geçmek bilmeyecek.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.