Merkezi Yönetim İsterse Olur

Bu haber 25 Aralık 2015 - 0:10 'de eklendi ve 827 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Eskişehir’e gitmek için bir dünya neden var iken henüz benim gidemediğim bir şehir.

Hayatı biraz öteleyerek yaşıyoruz ya en büyük hatayı da burada yapıyoruz.
Eskişehir’i dinliyorum Eskişehirlilerden.
Sanki şiir. Duygu yükü ile anlatıyor, dinledikçe kendimden geçiyorum. Gerçekten bizim kentimiz eski ve köhne bir kentti. Bir gün sihirli bir değnek değmeye başladı, köhne kent, duvaklı, makyajlı bir geline, gençliğe ve enerjiye büründü diye belirtiyorlar. Aynen Sinderella masalı gibi olmuş.
Eskişehir tarih boyunca değişik dönüm ve kırılma noktaları yaşamıştır. Bunlardan önemli bir tanesi, Osmanlı Devleti’nin kurulmasıdır ve imparatorluğun ilk tohumlarının atıldığı yerleşim yeri olmasıdır.
Tarih kokulu bu kent, kimliği ve kişiliğini de koruyarak evrimleşmiş. Gelişmiş ve gençliğe bürünmüş.
Değişimin, kenti adeta açık hava sanat merkezi gibi yaptığını ve her bir mekanının yağlı boya tablosu bir olduğunu belirtmekte Eskişehirli. Kentin işlevselliği değişmiş. Bir yaşlı gezmek ve nefes almak için dışarıya çıksa, her mekanda dinlenebileceğini ve her sokakta farklı güzelliğin yattığını belirtiyor.
Havası pırıl pırıl ve kentinde tertemiz olduğunu söylüyorlar ve sanki Alice Harikalar diyarı.
Eskişehir’in köhneliğinin yerine dirilik gelmiş, sevimlilik şehre vizyon katmış ve buradan akan enerji bireylerle örtüşmüş sinerjik enerjilerle daha bir huzurlu, mutlu, kent ve kentli kimlikleri ortaya çıkmış. Her şey hayallerde başlar. Sanatın, duygunun girdiği her yer özel ve güzeldir.
Porsuk Çayı’nın kötü kokularının burunları tıkatan durumu değişmiş gondol sefalarının olduğu güzel anlara tanıklık etmeye başlamış Eskişehirli.
Köhne kenti değiştiren, eskiden yeniye yürüten bir kimlik var, Sayın Yılmaz Büyükerşen.
Sayın Büyükerşen Anadolu Üniversitesi’nin rektörü iken kurgulamaya başlamış şehrin kimliğini kişiliğini. Üniversiteye sanatla ilgili bölümler açmış ve sanat olmadan hiç bir şeyin olmayacağını belirtmiştir. Üniversite kampusunu ilk olarak şehrin en güzel ve özel parçası yapmış. Vatandaşlar kampusa hafta sonunda nefes almak ve güzellikleri yaşamak için gitmişler, mesire yeri gibi piknikler yapıp temiz ve güzel çevrede zaman geçirmişler. Ne hoş değil mi?
Akademi Başkanlığı sırasında, öğrencilerin kültürel donanımları için kurduğu atölye, stüdyo ve kulüplerde, heykel, grafik, resim, müzik, folklor, film ve fotoğraf çalışmalarına bizzat katılan ve yöneten Yılmaz Büyükerşen, 1970’li yıllarda Türkiye’nin diploma veren ilk “Sinema ve Televizyon Yüksek Okulu’nun kuruluşunu da yine Eskişehir’de gerçekleştirdi.
Sayın Büyükerşen’in sanatçı bir ruhu var. Sanatın zarifliğini yaşam mekanlarına taşır iken yaptıklarının da bir serüveni var. Öncelikle gittiği her ülkede, beğendiği ve güzel olan manzaralarda deklanşöre basarak ölümsüzleştiriyor. Ve bir gün şehrin kaderini yaratmada söz sahibi olunca deklanşöre basarak oluşturduğu görüntülerin (fotoların) hepsini ortaya çıkararak; bizlerde Eskişehir’i böylesine güzel yapacağız diyor ve kaynak arayışına gidiyor. Dünya Bankası’yla anlaşmaya giderek kaynak yaratıyor ve şehrin ruhunu kurgulamaya başlıyor çektiği fotoların benzerlerini Eskişehir’de yaratıyor.
Eskişehir’i yeni bir şehir olarak inşa ediyor. Şiir gibi bir kent yaratıyor. Her mekanda güzellik ifşa etmiş. Biblo gibi şehri heykellerle donatmış, yeşillendirmiş. Sanatın icra edileceği mekanlar yapmış. Sanat, zarafet, güzelliklerle kentin kimliği kurgulamış ve sonuçta da şiir gibi bir kent yaratmış.
Ben diyorum ki, yaptığımız her işte, duygu ve sevgiyi katacağız. Sonuçta da sevgi dolu işler ortaya çıkmakta. Sayın Büyükerşen ekonomist olmasına karşın bir sanatçı ve heykeltraş. Ülkemizin ilk balmumu heykel müzesine sahip kişi ve bu müzede kendi yaptığı balmumu heykelleri sergilenmekte ve müze geliri de engellilere ve okuyan kız çocuklarına gitmekte. Dünya kimseye kalmıyor ve insanlık için anlamlı işler yapanların edebiyata kadar adları yaşayacaktır.
Bizler güzel ve özel şehirler yaratmalıyız. Yaratıcılığımızı ve vizyonumuz ortaya koymalıyız.
Gönlü ve ruhu arındıran, sağlıklı ve bir sanat eseri olarak dantel gibi işlenmiş, ruhu olan yapılar yaratmalıyız şehirlerde. Ve mekanlarda bizi sarıp sarmalamalıdır.
Güzel bir dünya inşa etmede sorumlu olan bizler yapıları, doğayı vb. gözden geçirmeli ve gelecek nesillere aktarılacak mirası korumalıyız.
Ve ben güzel şehirler için ülke politikamız olmalıdır diyorum. Egemen güç (hükümet ) şehirleri yeniden inşa ederken toplam kalite yönetim sistemi gibi ortaya standartlar koymalı ve bu standartları uygulatmalıdır. Önemli bir durumda kaynak sorunu, merkeziyetçi yönetimde güzel bir ülke için kaynaklardan adil paylaşım yapacaktır diyorum.
Var mısınız şiir gibi kentler yaratmaya? Sonuçta da şiir gibi bir ülkede yaşamaya?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.