MASON KİM

Bu haber 24 Eylül 2009 - 0:00 'de eklendi ve 1.736 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Hasan Basri Bilgin’in Son Çorba adlı eserinden alıntı
Sayfa 215
Genel Başkanı yıpratarak Adalet Partisi’nin önünü kesme eylemi, öncelikle Demirel’in memleketi Isparta bölgesinde yoğunlaştırıldı.
Seçim Bölgesi Burdur olan, Senatör Prof. Dr. Fethi Çelikbaşı ile AP’den gitme Denizli Milletvekili Sağlık Bakanı Dr. Suat Seren bu kampanyanın başını çekiyorlardı.
Isparta’yı köy köy, ilçe ilçe dolaşıp, S. Demirel’i, “masonluk ve Amerikan uşaklığı” suçlamasıyla yıpratmaya çalışıyorlardı.
İşte konumuzun olayı;
Yer, Isparta’nın Keçiborlu ilçesi.
Zaman, 1965 seçim çalışmalarının kızıştığı sıcak bir Ağustos günü.
Isparta Milletvekili Ali İhsan Balımla beraber, AP İlçe Başkanı, bu bölümde kendine Hüseyinoğlu adını verdiğimiz genç üniversite öğrencisini parti binasına çağırıp;
“Bu akşam Fethi Çelikbaş ve ekibi ilçemize gelip salon toplantısı yapacaklar. Bu adamların gittikleri her yerde, Sayın Genel Başkanımız hakkındaki iftira ve ithamlarından bıktık, usandık. Önlerini alamıyoruz, bu gidişle hemşerilerimizin seçim çalışmalarına güçleri kalmayacak.
Bu ithamlardan herkesin hevesi kırılmış durumda, meydan solculara, komünistlere kalacak. Bir çare! Gün bu gündür, yardımını bekliyoruz” diyorlar.
CHP’nin o akşamki salon toplantısında ilk konuşmayı, Sağlık Bakanı Suat Seren yapıyor. Memleketin sağlık sorunlarına kısaca değindikten sonra, eski genel başkanını elinden geldiğince hırpalıyor. Sözü yakındaki seçimlere getirip;
“Bu seçimlerin Türkiye için bir yol ayrımı olduğunu, halk kendine dirayetli insanları yönetici olarak seçemediği takdirde, memleketin ayakta kalmasının mümkün olamayacağını, (adının üstüne basa basa) Süleyman Demirel’in seçimi alıp, Başbakan olması durumunda birlik beraberliğin bozulacağını, Türkiye’nin yönetilemez duruma düşeceğini” söylüyor.
Prof. Dr. Fethi Çelikbaş ise, doğrudan AP Genel Başkanı Demirel’i hedef alarak başlıyor konuşmasına:
“Demirel’in Morisson firmasının temsilcisi olduğunu, dolayısıyla dışa bağımlı bir kişilik taşıdığını” söyleyerek, AP Genel Başkanını “Amerikan uşaklığı” ile suçluyor.
Salonu inleten alkışların teşviki ile ithamlarının dozunu artırıp, sonunda dilinin altındaki baklayı çıkarıyor;
– Bu hemşeriniz bir MASON! Rütbesini de söylemekten geri kalmıyor;
– Üstelik otuz üç dereceli mason!
O ara, salonun bir köşesinden toplantıyı ayakta izleyen HÜSEYİNOĞLU söz almak için elini kaldırmıştır. Fethi Çelikbaş:
– Buyur delikanlı, der. Bir şey mi soracaksın?
– İzin verirseniz, efendim…
– Elbet veririz, gençlik bizim yarınımız. Gençlik bizim her şeyimiz, buyur sor istediğini.
-Sayın Hocam, Demirel’in masonlukla ilişkisi gerçek midir?
– Elbette gerçek, ben burada belgelere dayanarak konuşuyorum. İnanmayan varsa, deliller arabada, getirir gösteririm.
– Estağfurullah Sayın Hocam, sizin gibi büyük bilim adamı ve saygın kişiliği olan siyaset adamının söylediklerine hiç inanmamak olur mu? Yalnız benim esas öğrenmek istediğim başka şeydir.
– Hemen de bakalım, Öğrenmek istediğini, dilimiz döndüğünce anlatalım.
– Bu masonluk denilen nasıl bir şey, kötü bir olay mıdır?
– Ne demek delikanlı, kötü ne demek! Öncelikle, bu ülkenin tüm manevi değerlerini inkar ediyorlar. İnanç dünyasını hiçe sayıyorlar. Bu değerler olmadan toplum ayakta nasıl kalır?
Ayrıca, iplerinin ucu dışardan yönetilen bir teşkilat üyesi olmakla, insanlarımızın geleceğini ipotek altına sokmuş oluyorsunuz, bundan büyük kötülük nasıl olur?
– Madem durum bu, böylesi bir teşkilata nasıl izin veriliyor?
– İzin verildiği falan yok canım, gizli bir örgüt, illegal! Yeraltında çalışıyor.
– Bu kadar kötü yani?
– Evet delikanlım, bu kadar kötü.
– Sayın Hocam, izin verirseniz, yeri gelmişken bu konuyla ilgili olarak bir fıkra anlatıp, kafamda oluşan bazı çelişkileri arz etmek isterim.
Karşılıklı konuşmanın seyri Fethi Çelikbaş’ın hoşuna gitmiştir. Kafasındaki birçok söylenmezi bu delikanlıya söyleteceğini umar:
– Hadi buyur, istediğin fıkrayı anlat, istediğini çekinmeden söyle delikanlı, halkın düşüncesini senden duyalım. Hem biraz da biz dinlenmiş oluruz bu bahaneyle, her gün acı gerçekleri  millete anlatmaktan yorgun düştük zira…
Hüseyinoğlu konuyu istediği pozisyona getirmiş olmanın kıvraklığıyla saf öğrenci kılığından sıyrılıp, bilinmeyenleri duyuran keşifçi tavrıyla anlatmaya başladı:
“Aslında çok bilinen fıkradır anlatacağım:
Koyunla keçi birlikte yolculuk yapıyorlarmış. Önlerine dere çıkmış. Koyun, “nasıl geçeceklerini” sormuş. Keçi; “zıplayarak geçeriz, haydi önce sen atla!” demiş.
Koyun dereyi geçmek üzere zıplayınca, kuyruğunun yana kayması nedeniyle, arka bölgesi meydana çıkmış.
Keçi kahkahalar içinde alaya başlamış:
– Aaa, koyuna bakın, koyuna bakın, kıçı göründü! Salondakiler ve Fethi Bey, anlatılanın peşi sıra kendilerine
keyif verecek sözlerin beklentisi içinde fıkranın yalın görüntüsüne yüksek sesle gülmüşlerdi,
Hüseyinoğlu, siyasal konuşmacı ve taraf dinleyicileri, biraz sonra ortaya koyacağı acı gerçeği sezdirmeden, zihinsel çeşnisini sunmaya devam etti:
– Burada çok önemli gördüğüm, sizlerin de mutlaka takdir edeceği, bir toplumsal hastalığımıza değinmek isterim.
Beğenmediğiniz, sevmediğimiz insanları hemen yok etmeye, öldürmeye çalışıyoruz. Oysa yararsız, hatta zararlı gördüğümüz nice yaratığın umulmadık faydaları olabileceğini unutmamak gerekir. “Hiçbir şeyin sebepsiz yaratılmadığı” bilimselliğinden hareketle, YARATICI’nın bu çeşitlendirme tasarrufuna hürmeten, birbirimize anlayışlı, hatta biraz da saygılı davranmamız gerektiğini düşünüyorum. Ulusumuzun, sağ sol, falanca filanca tiplemesiyle parçalara bölündüğü bir ortamda, benim insan sevgisine dayalı düşünceden başka, mevcut hiçbir gruba mensubiyetim yok. Şu an, her düşünceye, her tip insana hoşgörülü davranılması taraftarıyım. Bugün zararlı gördüğümüz her tür insanın, yarın birçok faydasını görebiliriz diye umuyorum.
Bana konuşma fırsatını verdiğiniz için siz büyüklerime sonsuz teşekkür ederim. Yalnız yine izninizle, sözüme başlarken anlattığım fıkrada olduğu gibi, ayıp teşhirinde, keçinin düştüğü açmaza girmemek için, bu akşamla konuya bir açıklık getirmek isterim:
Yakın geçmişte, Ahmet Gürkan adlı bir yazarın, “İslâm Kültürünün Garbı Medenileştirmesi” adlı kitabını okumuştum. Orada bir sav var; İsmet Paşa’nın, 1923 yılında, Türkiye’deki ilk mason locasını Edirne’de Kâzım Karabekir’e kurdurduğu yazıyor.
Şimdi ben, bu mekânda AP Genel Başkanı için söylenenlerle, adı geçen kitapta yazılanları, HAKKANİYETLE nasıl bağdaştıracağız diye düşünüyorum.
Toplantı, yüksek sesli homurdanmaların yanında, Hüseyinoğlu’na yönelik fiziksel kalkışmaların gürültüsü içinde, kimin ne söylediği, kimin kime saldırdığı anlaşılmadan dağıldı.
Ertesi gün, Isparta’daki mahalle gazeteler. “İsmet Paşa’nın Edirne’de ilk mason locasını kurdurduğu” haberini, birinci sayfalarında manşet yaparak çıktı.
Böylece Adalet Partililerin eline koz geçmiş oluyordu.
O geceden sonra da Fethi Çelikbaş ve ekibinin Isparta bölgesinde “mason suçlamalı” seçim çalışması yaptığını bir daha kimse görmedi.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.