Masal Zamanlarında Bir Kent Kula

Bu haber 01 Mayıs 2018 - 2:11 'de eklendi ve 1.389 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

Dün gece

Kula’yı gördüm rüyamda

Yemyeşil kavak ağaçlarının ortasında

Kırmızı kiremitli damlarını

Ve taş bacalarını

Arnavut kaldırımı dar sokaklarında

Tekerlekleri şakırdayan at arabalarını

Ve türkü söyleyen arabacıları

Ulu çınarların gölgesinde yürürken Demircikapı’ya

Gözüm takılıyor

Dumanı tütmeyen bacaya

Ali Sarıgözoğlu

Gözüm de gönlüm de doydu bu şehirde. Sanki bir masal alemindeyim. Ege’nin bağrında bağrı yanmış topraklarında bir cevher saklamış. Dokunsan ateş almış yanıkları arasında bir cevher saklamış içerine bu kentin toprakları: Kula! Kula kendi şahsına münhasır özel bir kimliğe hatta şahsiyete sahip bir şehir. İnsanıyla, evleriyle, esnafıyla ve de kendine özgü coğrafyasıyla gönül ikliminde kendine özgü dokusunda yaşıyor.

Okulumuzda her sene İzmir Kitap Fuarı’na geziler düzenleriz. On beş yıla yakın bir zamandır yaptığımız bu gezilerimize Ege’nin kültür kentlerine de yolculuk yaparız. Her biri kendine özgü bir dokuda güzelliklere sahip kentlerde öğrencilerimizin gözünde yaşanan güzellikler ayrı bir değer katıyordu onlara. Bizler de bu güzelliklerde Ege’nin dokusunda hala var olan kimliğimize ait izlerle yepyeni bilgilere ulaşıyorduk. Üzerinde yaşadığımız toprakların asırların süzgecinde ulaştığı kültür ve medeniyet çizgisinin farkındalıklarını bizzat görmek bizleri de zenginleştiriyordu.

Şairin dediği gibi ben dün gece rüyamda Kula’yı görmedim. Kula’yı görmek için gezmek de yetmiyor. Bizzat yaşamak lazım. Kula insanı ile kimlik bulan efsane bir güzel. Masalların zamanı mekanı yoktur ya. Kula’da masal zamanlarında kalmışçasına saflığını, güzelliğini koruyor. Çocukluğumun Muğla’sıyla daha zengin kent yapısına sahip Kula’da benzer köprüler kuruyorum. Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında yürürken, kırmızı kiremitli evlerine bakarken, saraylı ahşap kapıdan çıkan bir ihtiyarımızın insan insan gülen gözleriyle selamlaşırken çocukluğumun masalsı Muğla’sına gidiveriyorum. Kula zamanın elinden tutmuş kendi masalını yaratmış.

Sanki Kurşunlu Meydanından Arasta’ya çıkıp şehrin eski sokaklarına dalıveriyorum. Ama burası masal zamanlarında.. Hayat akıp gidiyor. Son demlerine tanıklık eden Kula insanı zamanı durduruyor.

İşini bitiren esnaf çaylarını içiyor

Kapı önlerinde şakalaşarak

Bakırcılar bakır dövüyorlar sabırla, usanmadan

Hem de komşusuyla yarışarak

Namazdan çıkıyor Kurşunlu cami cemati

Aralarında konuşarak”

Ali Sarıgözoğlu

Her şey Ali Sarıgözoğlu’nun mısralarına eşlik ediyor. Kenti keşfe önce coğrafi hazinelerini tanıyarak başlıyoruz. Muhteşem bir jeoparka sahip. Dünyanın en genç volkanik yapısına sahip bir merkez burası. Yarım turu üç kilometre tutuyor. Sanki dumanları üzerinde tüten volkanik kül yığınlarını seyre dalıyoruz. Kendi iklimimizde aklımızdan neler geçiyor kim bilir? Tam bir doğa harikası. Sonra peribacaları. Rüzgarın asırlar süren emeklerle yarattığı bu havzada coğrafya kendine özgü bir saltanat kurmuş. Gözlerimiz, ruhumuza aksettirdiği güzellikleri nakış nakış kaydediyor zihnimize. Nevşehir yöresinden çok farklı bir güzellik burası. Daha taze, daha dingin.

Kula insanına sirayet eden bir dinginlik, bir gönül zenginliği. Samimiyet, sıcaklık, insana insanca yaklaşan teklifsiz dostane karşılama. Bir yanda ne olursan ol, yine gel felsefesi. Kapılarını sonuna kadar açmışlar. Herkese açık kapımız diyor güler yüzlü ev sahibesi. Sarma ikram ediyor, su ikram ediyor susamış gençlere. Kana kana suyu içerken gençler insana has dostluk ikramının lezzetini tadıyorlar. Sonra evin avlusunda yüzlerce çeşit çeşit güvercin beslendiğini fark ediyoruz. Güvercinleri yemleyen amcamız ihtiyarlığın erenliğine soyunmuş. Anlatıyor ruhunun bütün güzelliğiyle. Öğreniyoruz ki Yunus Emre’yi misafir etmekteymiş bağrında Kula. Yunus gönülleri mayalanmış Kula’nın insanına.

Kula’nın evleri tarihe açıyor tüm kapılarını. Mardin, Safranbolu ve Beypazarı evlerinde gördüğüm özel hayat dokusu Kula’ya bir ayrıcalık kazandırıyor. Muğla’nın kendine has eski evlerinde yaşadığımız özellikler burada konaklara, saraylara dönmüş. Evler ahşap, kargir yapıda. Genelde iki katlı, saçakları birbirine kol atmış dostça yaşayıp giden insanları gibi sıcaklık yayıyor insanlara. Saçaklardan kapıya, evin içlerine yansıyan ahşap süslemeler, bezemeler apayrı bir sanat hazinesi. Muğla’da hayat adını verdiğimiz avlular taştan. Evler hep hayata bakıyor. Çocukluğumun geçtiği evdeyim sanki. Hayat bir cennet. Kuş sesleri, rengarenk çiçekler, ulu ağaçlar şehri bir masal mekanına çeviriyor.

Buz gibi yıkanmış avlularda

Halı dokuyan kadınlar

Asmalar, fesleğenler görünüyor

Yarı açık kapıların aralığından

Leblebi kokuları geliyor leblebicilerin tavalarından”

Ali Sarıgözoğlu

Onca ev, onca konak, onca insan. Demircisinden, leblebicisine hatta efsaneleşmiş semercisine kadar esnaf arastasında zanaatlerini yaşatmaya devam ediyor. Leblebi alırken esnaf ikramı eksik etmiyor. Her türlü ikram bol burada. Göz de doyuyor, gönlülerde.

Ve Kula’nın vitrini Beylerevi’ndeyiz. Yeni restore edilmiş. Kendine özgü bir yapıya sahip. Dış sofalı üç odalı plan tipinde iki katlı tarihi ev Kula’nın gözbebeği. Nişleri, saçakları, avlu sofası, yüklüğü, mutfağı, tavanı merdivenlerine kadar bir ahşap sanatı gözlerimizin önünde. Üst kattaki odalardaki ihtişam bu evi Kula’nın yüzündeki en çarpıcı bir bene dönüştürmüş. Evden ruhumuza mısralar, türküler, şarkılar akıp geçiyor. Münevver Sarıgözoğlu Ongun hocamın doğduğu evin bütün aileyi saran sanatçı kişiliklerini nasıl mayaladığını çok iyi anlıyorum.

Muğla’dan Kula’ya götüren dost ellerinden biri de Kelepir Kitabevi’nin sahipleri Halit ve Hatice Akyalçın hocamlar. Dostlukları, gani gönüllükleri Kula’da mayalanmış. Kula içimde bir köşk olarak kalıyor. Mercan köşkü kahvelerimi içerken hep dost yüzlü insanları ve Kula’yı hatırlayacağım.

Su çeken tulumbalardan

Kana kana içiyorum..

Çok mutluyum çok!

Uyanmak istemiyorum bu rüyadan

Ali Sarıgözoğlu

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Münevver Ongun 01 Mayıs 2018 / 10:09

“Baki kalan bu kubbede bir hoş sadaymış”Değerli arkadaşım siz her zaman iz bırakanlardan olacaksınız. Sesinizle,yüreğini zle yüreğimizde çarpacakınız.Bir Kulalı olarak çok teşekkürler !Sevgiler