Melezya Câmii

Bu haber 29 Eylül 2015 - 0:31 'de eklendi ve 961 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Namık Açıkgöz

 

Kampüs camii ile ilgili 2 yazı yazdım. İkisinde de söz konusu binadan “mabed” olarak söz ettim ama asla “mimarî eser” demedim. Çünkü kampus câmii, büyük bir ibâdethâne olmakla beraber, büyük bir mimarî eser değildir.

Şekil-şemâil olarak câmi ortaya çıktığında, ilk intibâım, câmiin Güney Asya mimarîsine benzediğiydi. Dış cepheden görünüşü, kemerlerin bütün duvar yüzeyini dikine kaplaması, kemerlerin keskin birer üçgen şeklinde veya sivri şekilde olması, genel olarak yapıya eğri çizgilerin değil de düz ve kırık çizgilerin egemen olması, bana Endonezya-Malezya câmi mimarîsini hatırlatmış ve “Bu eser, Türk mimarîsini değil, Malezya-Endonezya mimarîsini hatırlatıyor. Herhalde oradan esinlenilmiş.” dedim. Hele köşelerdeki sivri uçlu köşe çıkıntılarını da görünce hepten şaşırdım ve Gotik mimarîyi hatırladım.

“Peşin hükümlü olmayayım” diyerek Malezya-Endonezya mimarîsini inceledim. Baktım, o mimarî eserler kendi içlerinden bir karakter taşıyorlardı ve bu karakter modern zamanlara da bir gelenek olarak devam ettiriliyordu. Yani o mimarî kendi içinde tutarlıydı ama bizim câmimiz, biraz Selçuklu, biraz Malezya-Endonezya ve sivri kemerlerinin genel kompozisyonuyla biraz da kuzey Afrika ve Endülüs mimarîsine benziyordu. Biraz oradan, biraz buradan, biraz da şuradan esinlenilmiş görünüşüyle câmimiz tam bir “Melezya câmii” özelliği gösteriyor.

Sonra iç süslemeleri bitti. Hadi sülüs yazıya az da olsa birkaç harfte reyhanî özellik ilâve edilmişti. Anlamayana batmazdı ama hüsn-i hat bilene bu tavır bir fantezi olarak gelirdi. Genel olarak sülüs hatlar güzel ama kûfî hatlar çok acemice. Bunların geometrisi oturmamış; rûmî motifleri ise klasik çizgiden iyice uzaklaşmış. Aynı rûmî deformasyonu, pencere kenarlarındaki zencireklerde de var. Oradaki rûmîler de aslından çok uzaklaşmış. (Bu arada, klima yerleştirmek için, kemerlerin uç kısımlarındaki zencirek uçlarının ters tavanla kesilmesi garabeti yaşanmış. Bu kesilme, bilenlerin gözüne gerçekten batıyor.

Câmi iç mekânında sanki duvar etekleri ve sütun etekleri çini istiyormuş da boş kalmış gibi. Klasik Selçuklu ve Osmanlı câmilerinde, duvar etekleri genellikle çinilerle kaplanarak görsel zenginlik arttırılmıştır.

Ahşap işlemecili kötü değil ama o da rûmî veya geometrik motiflerle zenginleştirilebilir ve bazı yerlerine rozetler eklenebilirdi.

Câmi avlusundaki şadırvan olduğu iddia edilen çeşme de bi tuhaf. Câmiin genel kompozisyonu ve geometrisine hiç uymayan bir hacimde bu çeşme. Yapı karakteri itibariyle de sokak çeşmesi karakteri gösteriyor ki, bunu şadırvan olarak çizdiğini söyleyen kişi, Türk-İslam mimarîsinden habersiz demektir. Şadırvan, minare ve kubbeden geçen çizgi çerçevesinde oturtulan ve kompoze edilen bir mimarî unsurdur. Bizim şadırvancağızda bunlardan hiç biri yok.

128 kandilden oluşan âvîzenin, var olduğuna inanılan 128 bin (Bazıları 124 bin der.) peygamberi sembolize edercesine asılması; ortasındaki küreyle dünyanın senbolize edilmesi, tam altındaki havuzun fıskıyesinde, suyun döndürdüğü kürenin de dünyayı sembolize etmesi güzel kurgular; çevre düzenlemesinde gülibrişim ağaçlarının bol kullanılması da isabetli olmuş ama genel kompozisyonda büyük zaaflar var. Keşke Diyanet’in bu işlerle uğraşan birimi, her şeyi bilen insanlardan oluştuğunu zannetmese de bilenlere sorsa. Veya üniversite, böyle bir işe kalkıştığında mensuplarından bu işi bilenlere (en az 3 kişinin bu işlerden anladığını biliyorum.) sorsaydı.
Sayın müftüm Abdurrahman Koçak, geldiği günden beri, büyük bir uğraş vererek resmen olmasa da fiilen câmiin ibadete açılmasını sağladı. Bu eleştirilerimin muhatabı kendileri değildir. O, eleştirdiğimiz durumu kucağında buldu ve mevcut durumdan bir ibadethane çıkarmanın gayretini gösterdi.

Bütün eleştirilere rağmen Diyanet’e, Müftülüğümüze ve rektörlüğümüze müteşekkiriz.

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.