Mağrip’ten Endülüs’e Medeniyetin İzinde-4

Bu haber 08 Ekim 2019 - 17:04 'de eklendi ve 562 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

“Granada geceleri. Sığırcık kuşları nağmesaz olmuş da İspanya’nın işvekar flamenkosu tak tak tak ritm tutmakta. Bir Endülüs gecesinde gezginin aklı karışmış. Endülüs’ü aramakta. Çok uzaklarda arama ey gezgin! Çok yakınında bütün ihtişamıyla Elhamra durmakta. Endülüs’ün son sultanı gibi Elhamra’ya bakmakta. Gırnata’da asırlarca nakış nakış işlenmıs her bir duvarına. Bak ne diyor: “La galibe illallah”. Gezgin durma yola revan ol. Endülüs, bir gün kıyamete dek bile olsa uyanmakta. Ve her gecenin sabahına uyanılan bu topraklarda Endülüs’ün incisi Elhamra’ya kavuşma zamanı.”

Cordoba’dan sonra Endülüs topraklarında ezanın son kez okunduğu şehre doğru ilerliyoruz.. İslâmın bu topraklardaki son kalesine. Muvahhidlerden sonra Nasrîlere düşüyor bu topraklarda İslâmî nefesler almak. Endülüs sultanlıklarının kendi içlerindeki düştükleri kavgalar, çekememezlikler Endülüs’e can veren İslâm medeniyetinin bu topraklardan sürgününe neden oluyor. Nefsani kavgalar elde edilmiş tüm aydınlanmayı yok ediyor.

Granada’nın hikâyesi gözyaşları, hayâl kırıklıkları ile dolu. Şehrin hikâyesi tarih sahnesine veda eden bir medeniyetin de ayrılık göz yaşları. Hikâyenin karşı tarafında büyük bir zafer kazanıp Avrupa topraklarından İslâmiyet’i kazıyıp atan Haçlı medeniyetinin büyük zafer çığlıklarını duyabiliyorsunuz.

Haçlı zihniyetin istilası, yağması ile Hilâl’in fethi arasında iki medeniyetin belirgin farklılıkları Endülüs topraklarında tüm insanlığa şahitlik ediyor. Fethin tüm insanlığı kucaklayan sevgisi, merhameti, hoşgörüsü ile istilanın yağmaları, katliamları. Ama fetih tüm ruhlara dokunmuş bu topraklarda. Bu dokunuş Avrupa’nın uyanışına kaynaklık edecek. Halkların uyanış!.. Ortaçağ feodalitesinin yıkılışı!..

Gırnata’ya doğru bu düşüncelerle yol alırken bu mümbit topraklarda zümrüt yeşili cenneti andıran Sierra Nevada vadisinden geçiyoruz. Zeytin ağaçlarının yarattığı bu güzellikte modern zamanların gelişimini hayranlıkla izliyoruz. Bir Egeli olarak zeytinin anavatanında zeytin ziraatinin ne kadar ilkel şartlarda devam ettiğini hatırlamak içimi sızlatıyor. Zeytinyağına ulaşmada, zeytini işlemede makinelerin olması yeterli değil. Zeytinlerin dikiminde asırlar öncesinden gelen aynı safta düzenli dikim, bakım modern teknolojiyle birleşince ortaya mükemmele yakın bir sistem çıkarıyor. Yol boyunca her bir bölgede kooperatifler sistemi kolektif olarak devam ettiriyor. Alınması gereken notlar var. Tek cümle ile : Dağ, tepe her adımda damla damla zeytinlik. Düzen intizam ve kalite..

Ve Fas-Endülüs gezisinin can suyuna yaklaşıyoruz. İslâm medeniyetinin dünyaya bıraktığı güzelliklerden tacın incisi konumundaki Elhamra sarayına yaklaşmanın heyecanı doruklarda. Akşam vakitlerinde karşılıyor şehir bizi. Her şehirde olduğu gibi Granada şehrinin Gırnata mirası yani; eski şehir bir mücevher gibi şehrin göğsünde saklanıyor. Otele yerleştikten sonra Granada sokaklarına dalıyoruz. Geniş caddeler, muhteşem parklar ve her zamanki Avrupa medeniyetinin klasik hatlarını görebileceğimiz meydanlar, kiliseler, hükümet binaları. Gotik, barok üslubun dokunduğu binalar arasında modern binalar, AVM’ler göz yormuyor. Hafta sonuna denk geldiğinden şehir boşalmış. Halk, şehrin sakinliğinde caddelerde, parklarda yaşamı tamamlıyor.

İstanbul’da İstiklâl Caddesi’nde gibiyim. Aynı İstiklâl Caddesi’ndeki ünlü markaların dizi dizi sıralandığı dükkanlar arasında tek açık yerler AliBaba ünvanıyla dünyanın her yerine sirayet etmiş Çin menşeli marketler göze çarpıyor. Bir parkta oturup dinlenmeye çekiliyoruz. Ve ben kurgulu zamanlarıma dönüyorum. Ulu ağaçlardan gelen kuş sesleri. Sirenler gibi. Alkış sesleri ile bir konsere dönüşüyor. Çocuklar, gençler alkışladıkça kuş resitali devam ediyor. Arada üstlerimize hediyelerini de bırakmıyor değiller.

Granada geceleri. Sığırcık kuşları nağmesaz olmuş da İspanya’nın işvekar flamenkosu tak tak tak ritm tutmakta. Bir Endülüs gecesinde gezginin aklı karışmış. Endülüs’ü aramakta. Çok uzaklarda arama ey gezgin! Çok yakınında bütün ihtişamıyla Elhamra durmakta. Endülüs’ün son sultanı gibi Elhamra’ya bakmakta. Gırnata’da asırlarca nakış nakış işlenmıs her bir duvarına. Bak ne diyor: “La galibe illallah”. Gezgin durma yola revan ol. Endülüs, bir gün kıyamete dek bile olsa uyanmakta. Ve her gecenin sabahına uyanılan bu topraklarda Endülüs’ün incisi Elhamra’ya kavuşma zamanı.

Aynı İstanbul’umdaki Topkapı Sarayı’ım gibi boğaza nazır en güzel yerdeki şehrin nadide cevheri nasıl asırlardır saltanatını sürdürüyorsa Granada’da da Elhamra; Kasrü’l Hamra İslâm medeniyetinin Yunan, Roma, Hiristiyan medeniyetleri arasında bu şehre bıraktıkları en güzel miras. Granada’ya tümüyle hakim bir tepede ormanların arasında kurulmuş Binbir Gece Masalları’nın mekanı olabilecek gizemli bir güzelliğe sahip mekana sonunda ulaşıyoruz. İspanyollar bu nadide mücevheri koruma altına almış. Çok düzenli bir güvenlik aralıklarından Elhamra’yı geziyoruz. Üç önemli bölümden oluşuyor Elhamra!. Elhamra Sarayı, Cennet’ül Arif ve Cennet’ül Arif bahçeleri Elhamra’yı gezerken Binbir Gece Masalları’nın sayfaları eşlik ediyor bize:  “Sana onun ölmezliğinden söz edeceğim: ölmeyen yazar yoktur elbet! Ama zaman onun ellerinden çıkan yazıyı ölümsüz, kılar! Bundan dolayı, kaleminin, Diriliş Günü’nde, seni gururlandıracak şeylerden başkasını yazmasına izin verme!

Kale kapısından içeri girerken iki sembol dikkatimi çekiyor. Bir anahtar ve beş parmak. Anahtar; İslâm’ın ve Allah kelamının bu topraklara girişini, beş parmak ise İslâm’ın beş şartını ifade ediyor. Elhamra’yı görüp büyüsüne kapılanlar nice şiirler, nice yazılar yazdılar. Yazılar, sözler Elhamra’yı ölümsüz kıldı. Ben Elhamra’yı anlatmaktan imtina ediyorum. Sadece ruhuma nakşettiği güzelliği paylaşma yolunu seçiyorum. Yol boyunca sur içinde kalmış saraya eşlik etmiş evler, camiler, hamamlar ve su arkları burada bir şehrin yaşanmışlığının  izlerini bırakmış.

Ve sarayın içine girdiğiniz an bir masaldan çok bir efsanenin gizeminde art arda sıralanmış , iç içe geçmiş avlular, bahçeler, havuzlar binlerce sütunun içerisinde sırlanmış bir sabır medeniyetinin izlerine şahit oluyorsunuz. Zarafetteki sır sabırda. Duvarlara, tavanlara, zemine mekanın her bir zerresine göz göz, nakış nakış işlenmiş bezemeler, işlemeler insan emeğinin üstünde bir imanın nuruna ulaşmış olgunluğa erişmiş. Bu işlemelerde Aşk’ın gözlere yansıyan ışığını görebiliyorsunuz. O öyle bir aşk ki Allah aşkı zirveye taşınıyor. Mekanın sınırsız güzelliği sarayın tüm bedeninde hücre hücre “La Galibe İllallah” diye sesleniyor. Teşbihte hata olmaz dersek İslâm medeniyetinin kalbi Mükerreme şehrinde Kâbe’yi görmeye hazırlanan gözler “Lebbeyk” diye seslenirken Elhamra’dan Kâbe’ye İslâm’ı bu topraklara taşıyan fethin sırrını veriyor:  “La Galibe İllallah”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.