Mağrip’ten Endülüs’e Medeniyetin İzinde-3

Bu haber 01 Ekim 2019 - 0:11 'de eklendi ve 975 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

   İsmail Zorba

 “Sevilla’dan Kordoba’ya (Kurtuba’ya) ve Granada’ya (Gırnata’ya) bir yol uzanır. Endülüs diyarında, İspanya’nın içinde ama İspanya’dan farklı bir güzellikte bir memlekette. Rehberimi,  ‘Buradaki İspanyolca bile Endülüs’e özgüdür. Bu yörenin dili gibi insanı da farklıdır.’ diyor. İspanya’yı görmeyenlere bir göz olarak bu topraklar ve insanları Barcelona’dan yani Katalan diyarından da Madrit diyarından da farklı. Özünde Katolik İspanya’nın dışında uyanışın medeniyeti İslâm izleri var. Zarafet, estetik ve ilim.

 

Sevilla’dan ayrılırken içimde bir hüzün, kördüğüm olmuş. Paylaşılamayan topraklarda kökü kazınmak istenen insanlar ve bu topraklara miras bıraktıkları güzellikler. Gözyaşı medeniyetinin bıraktığı güzel izler. Yine bir kitaptan sayfalar eşlik ediyor gezimize. Bu sefer Amin Moulof’un başka bir kitabı : Doğu’nun Limanları!.. “Her kökten insanın yaşadığı Doğu limanlarında, yan yana yaşanan ve dillerin birbirine karıştığı o dönem, geçmişin anımsanması mı? Geleceğin habercisi mi? Bu düşü görenler, geçmişe bağlı olanlar mı yoksa geleceği hayal edenler mi?

Evet, bu topraklarda hem geçmişe bağlılığı, hem de geleceği hayâl etmeyi bir arada yaşıyoruz. Cordoba’da, Kurtuba’da ilk durağımız yine bir nehrin etrafında kurulmuş şehrin giriş kapısı, bir Roma köprüsü. Muhteşem bir yapı. Sevilla’dan Cordoba’ya uzanan Guadalquivir yani Büyük Nehir’in sınırladığı şehir. Roma köprüsü şehri eski şehir ve yeni şehir arasında kalarak tarihi ve modern zamanların tanıklığını yapan bir şehir. Muvahhidler Kurtuba’yı bir İslâm şehrine dönüştürürken köprünün ve nehrin çevresini bir gerdanlık gibi çevirmişler. Kurtuba Ulu Cami İspanyolca Mezquita yani Mescit’ten yansımayla bugünkü ismiyle anılıyor.

Roma köprüsünden geçiyoruz. Tam iki yüz kırk yedi metre uzunluğunda bir köprü. Şehrin giriş kapısında bizi dünyayı elinde tutan bir melek karşılıyor. Hemen karşımızda şimdi katedralin kulesine dönüştürülmüş klasik Emevi minaresini görüyoruz. Bazilika iken Kurtuba’nın fetih toprakları arasına girmesiyle Ulu Cami’ye dönüştürülmüş tam bin iki yüze yakın sütünun Mağrip mimarisi izleri taşıyan at nalı kemerlere bağlanmış kırmızı ve beyaz mermerler kullanılarak yaratılmış bir şahaser. Taşlara nakşedilmiş zarafet, asalet bu yüksek medeniyetin tacı gibi. Cordoba Endülüs’te İslâm medeniyetinin başkentliğini asırlarca yapmış.

Fetih ruhunun yerini işgale bıraktığı cami katedrale dönüştürülmüş. Geçmişin izlerinden geleceğe bırakılan mirasta insanın hikâyesi kendini gösteriyor. Cordoba Kurtuba Cami’de yer yer Endülüs izleri. Her türlü hikayeyi barındıran gözyaşı mekanı. Niye gözyaşı mekanı? Mekanın her bir köşesinde su damlasının pırıltısı her bir kemerin, sütunun ardında kendini gösteriyor. Her bir sütun, her bir kemer Mağrip’ten İspanya’ya yepyeni pencerelere açılıyor.

Söylenecek söz kalmıyor. Hayalimde bu sütunların arasında okunan bir ezan sonrası binlerce elin namaza durmak için kalkışı canlanıyor. Oysa secdeye dayanan alınlardan kilisenin mumlarına, ikonaların gölgesine sinmiş dua mekanlarına çan ile ezan sesleri karışıyor. Mekanın büyüsünden kurtulamamışken palmiyelerin gölgelediği bahçeye çıkıyoruz. Yüksek duvarlı surların arasına gizlenmiş mabetten dar sokaklarıyla önce Müslümanların sonrasında Musevilerin yaşadığı dar sokakların içerisine insanların yaşadığı mahallelere dalıp gidiyoruz.

İlk durağımız “Calle de las Flores”Çiçek Sokağı. Dar bir sokak. Duvarlara, evlerin pencerelerinin ferforje askılıklarından sarkıtılmış saksılardan fışkırmış pembe, mor, kırımızı renkte çiçekler. Bembeyaz duvarlar. Çiçekler ve beyaz badanalı duvarlar tipik Akdeniz mimarisinden izler taşısa da bur sokakta katledilmiş, diri diri yakılmış, sürgüne mahkum edilmiş bu toprağın çileli insanlarının hazin hikayeleri anlatılıyor. Aşık olduğu İspanyol genci için Katolikliği kabul edermiş gibi gizli gizli kendi dinini yaşayan babasını ihbar eden kızın ihanet ile vicdan azabı arasında intihara sürüklenişi yürekleri sızlatıyor. Dar sokakları gezerken Juderia adı verilen bu bölge buradan sürgün edilen Yahudilerin izlerini taşıyor. Burayı İslâm medeniyetinden temizleyen İspanyollara yardım eden Yahudiler de Müslümanlarla aynı kaderi paylaşacaklarını nereden bileceklerdi?

Juderia’yı dolaşırken dükkanla ve evler arasında kapıdan içeri baktığımız mekanlarda hanlarımızı görür gibi oluyorum. Yer yer  otele dönüştürülmüş mekanlardan içeri adım attığımız İslam medeniyetine özgü mahremiyet ve o mahremiyete saklanmış bahçeler ve bahçelerin ortasında yer alan şadırvanlar bizi iç içe girmiş bir medeniyetin zenginliğini de aktarıyor.

Sokakların köşelerinde bir iki yerde Endülüslü İslâm alimlerinin büstlerine rastlıyoruz. İslâm medeniyetinde ilmin, sanatın ve kültürün uyanışında Endülüs’ün yeri ayrı. Astronom ve fizikçi Naimonides, ilk gözlüğün mucidi İbn-i Heysem’in heykelleri ve ziyaret imkanını bulamadığımız tarihi Mağrip kalesi Calohorra’daki müzede ilmin, sanatın dünyadaki uyanışından izleri astronomiden, matematiğe, fiziğe, kimyaya, tıbba ve bilimlerin anası felseye kadar bütün icatlar zirveye ulaştığını görüyoruz. İbn-i Heysem, İbn-i Batuta, İbn-i Arabî, İbn-i Haldun, Ziryap ve yüzlerce mucit Ortaçağın ötesinde Batı’nın uyanışına, ondan önce İslâm’ın Orta Asya’da Buhara’da, Semerkant’taki uyanışına İbn-i Sina’lar, Cezeri’ler, Harizmi’ler, Farabî’ler, Uluğ Bey’ler, Ali Kuşçu’lar ve Hazerfenler’e  tanıklık edecek. Fetih rüyası Avrupa’nın aydınlanmasına vesile olacak mücadelelere vesile olacak. İnsanlığın ve medeniyetin hikâyesi Kurtuba sokaklarında canlanıyor.

Sevilla’dan Kordoba’ya (Kurtuba’ya) ve Granada’ya (Gırnata’ya) bir yol uzanır. Endülüs diyarında, İspanya’nın içinde ama; İspanya’dan farklı bir güzellikte bir memlekette. Rehberimi,  ‘Buradaki İspanyolca bile Endülüs’e özgüdür. Bu yörenin dili gibi insanı da farklıdır.’ diyor. İspanya’yı görmeyenlere bir göz olarak bu topraklar ve insanları Barcelona’dan yani Katalan diyarından da Madrit diyarından da farklı. Özünde Katolik İspanya’nın dışında uyanışın medeniyeti İslâm izleri var. Zarafet, estetik ve ilim.

Kurtuba’dan Gırnata’ya Endülüs’ün son İslâm şehrine yol alırken yine Doğu Limanları’ndan okuduğumuz sayfalar eşlik ediyor gezimize, insan hikâyelerine.. “Sonra, dağların ardından güneş doğdu. Gün ışığı ile yalnız ateş değil sesler de yok olmuştu. Birkaç kısa dakika süresince, tam bir sessizlik. Manzara muhteşemdi! Tepeleri, köyleri, uzak kentleri, tan ağarırken hafif mavi, beyazımtrak olan sahili ve denizi bir bakışta kucaklamak olasıydı. Her yerde yıkılmış evler, sokaklarda cesetler, barikatların üzerinde kirlenmiş bayraklar olmalıydı… çıplak gözle bunları görmek olanaksızdı. Sadece huzur verici sonsuzluk! Mavi, yeşil ve hatta kuş cıvıltıları. “ Bize ise zeytin ağaçlarının harmanladığı zümrüt yeşili doğada ziraatin yarattığı ekonomik güçler eşlik ediyor. Dağ, tepe her adımda damla damla zeytinlik. Düzen, intizam ve kalite..

Cordaba’dan Granada’ya giderken içimde Elhamra heyecanı, ardımda bıraktığım Kurtuba Cami’nin hüznü. Sözü;  şair, düşünür Muhammed İkbal’e verelim bu sefer..

“Ey Kurtuba Camii senin varlığın aşktandır

Aşk büsbütün devamlılıktır, onda fânilik yoktur.

Ciğer kanıyla taş sütunları gönül olur,

Ciğer kanından ses yanış, neşe ve nağme olur.

Ey Kurtuba! Güzelliğin ve azametin kahraman bir insanın alametidir

Sen güzel ve azametlisin, seni yapan da güzel ve azametlidir.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.