Mağrip’ten Endülüs’e Medeniyetin İzinde-1

Bu haber 17 Eylül 2019 - 0:18 'de eklendi ve 971 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

“Afrika ile Asya arasında bir boğazdayız. Tanca’dan Tarifa’ya bakıyoruz. Tanca’yı geride bıraktığımız an Mağrip’i de arkamızda bırakmakla kalmayacağız. Simyacı’da artık bize eşlik edemeyecek. Ne diyordu Simyacı? ‘Derken rüzgâr esmeye başladı. Gündoğusu’ydu esen, Afrika’dan gelen rüzgâr. Ne çölün kokusunu, ne de Mağriplilerin istila tehdidini getirmişti.’ ”

Mağrip gezimizin son durağı Tanca’dayız. Her Mağrip şehrinde olduğu eski şehir ve yeni şehir olmasına rağmen şehrin iki (Medinesi) bölümü bir arada. Farklılıklar iç içe. Tanca Fas’ın Hong Kong’u gibi. Bağımsız bir şehir kimliğini 19. ve 20. asırda korumuş. Hatta bir ara “Açık Şehir” ilan edilmiş. Hatta Endülüs’ün bir parçası konumunu korumuş bir süre. Nihayetinde Mağrip’e kavuşmuş. Şehrin insanları, yapısı, kültürü diğer Mağrip şehirlerinden farklı. Tanca, beyaz evlerin şehri hem Avrupa’nın hem Mağrip’in izlerini barındırıyor.

Tanca’ya akşama yakın vakitler giriyoruz. Okyanus ile Akdeniz arasında gel gitlerin sıkça yaşandığı bir bölgede hayal alemine dalıyorum. Bu gezi esnasında sadece Simyacı eşlik etmiyor, Amin Maulof’un Semerkand’ından sayfalar da eşlik ediyor gezime. Tancalı İbn-i Batuta “Seyahatnamesi”ni yazadursun yaptığı gezilerin sonunda Tanca’ya dönüyor. Semerkand’ın sayfaları arasında gezerken başka bir Simyacı, Ömer Hayyam eşlik ediyor bizlere : “Bugün, kendi kendime soruyorum: acaba böyle biri var mıydı? Doğu saplantılarımın bir ürünü müydü yoksa? İçimdeki kuşku artınca, belleğim sislenince, aklımı kaybedecek gibi olduğumda, kalkıp odanın bütün ışıklarını yakıyor, eski mektupları çıkartıyor, onları yeni almışım gibi açıyor, kokularını içime çekiyor, bazı sayfalarını yeniden okuyorum.” Tanca’nın gel gitleri arasında nice Mağripli, nice Endülüslü ve nice farklı milletlerden insanlar da bu gelgitleri yaşamıştır.

Tanca Mağrip’in beynelmilel bir şehri. Bütün ülke Fransızca konuşurken Tanca İspanyolca konuşuyor. Tanca, İspanyolcayla Endülüs’e göz kırpıyor. Aklımdaki kurgu zamanları beni tam da yerinde çocukluğumun kahramanı Kaptan Cousteau ve efsane gemisi Calypso’ya götürüyor. Belgesel olmasının çok ötesinde macera filmi izler gibi takip ettiğimiz Kaptan Cousteau Akdeniz’i ve dünyayı evlerimize getiriyordu. Biz de sayesinde dünyayı keşfe çıkıyorduk. Tabi iki Simyacı’nın izinde nasıl yol alıyorsak biz de özellikle Cebeli Tarık’a mahsus bir okyanus ile bir denizin gelgitler arasında birbirine hiç karışmadan kavuşma anlarını ne de güzel anlatmışlardı. Bir efsanenin efsununda gibiydim. Ve Mağrip’e veda! Tanca’dan Tarifa’ya Tarık’ın izinde boğazı geçeceğimiz feribota geçiyoruz. Kuzey Afrika topraklarından Avrupa topraklarına Cebelitarik Boğazi’ndan geçiyoruz. Tarih öncesine donup Tarık’ın yolunu yara yara gidiyoruz. Dalgalar ve feribotun yardığı beyaz köpükleri ve bize eşlik eden kuşları selamlıyoruz. Bir yanım Tarık’ın gemileriyle bu devasa suları yara yara Avrupa’ya geçişini bir yanda da Simyacı’nın sayfalarında mutluluğu bulmuş bir insanın sözleri hafızamda kalmış: “Dünyada yaptığım geziler sırasında birçok insanın gökyüzüne bakarak aşkta söz ettiklerini fark ettim.” dedi rüzgar.Bir Kişisel Menkıbe’nin ne olduğundan habersiz, bunun ne olduğunu asla öğrenemeyecek olan milyonlarca insan gibi ölmekten evladır bu.”

Rüzgârın, dalgaların, ak köpüklerin arasında Tarık’ın yolunda ilerlerken Kaptan Cousteau’nun Kur’ân’da geçen iki denizin birleşme noktasında kendi saflarında ayrılığını keşfetmesini aklediyor insan. Boğazın şahitliğinde ve birleştiriciliğinde Afrika ve Avrupa buluşuyor. Mağrip olduğu gibi hep Mağrip; Endülüs’te hep Endülüs. Tanca’dan Tarifa’ya binlerce insan taşınıyor durmadan. Avrupa’da bir ayakları Mağriplilerin. Mağrip Shakespeare’nin Othello’su olmamış mıydı? Endülüs, Vandalların diyarı nasıl Endülüs Emevîliğine geçip İslâmla şereflenmişse bugünün İspanya’sında Endülüs kendine özgü yapısıyla İspanya’da Bask gibi, Katalonya gibi ayrı bir bölgesi.

Tarık’ın Mağrip’ten Endülüs’e bakıp bakıp yaptığı hesaplar, gemilerde askerleriyle karşıya geçişi ve dolu dizgin ta Paris yakınlarına kadar fetih yolunun rüzgarı arkasına alıp Evren’in Dili’ndeki gerçeği gördüğünü ve kendi kişisel menkıbesinde aslolan kahramanlığın ilâ-yı kelimetullahta saklı olduğunu biliyordu. Oysa Simyacı’nın sayfalarında Endülüslü çoban Santiago Tarifa’yı terk edip Mağrip’e hareket ederken bu küçük şehri nasıl anlatmıştı? “Küçük Tarifa kentinin yukarı kesiminde

Mağriplilerin yaptırdığı eski bir kale vardır; kale surlarına oturan biri aşağıda bir alan, bir patlamışmısır satıcısı ve karşıda da bir parça Afrika

görebilir.” Simyacı’nın sayfalarını kapatma ve Santiago’yu Mağrip’te kendi macerasıyla bırakma zamanı geldi.

Avrupa topraklarında İslâm’ın ilk burcu Tarifa’dayız. Kalesiyle ve küçük limanıyla Tarifa ismini , şehri fetheden Tarık’ın komutanlarından Tarif İbn Malik’ten almış. Sonra Tarık’a haber salıp Endülüs’ün fethine muştulanacak haberi vermiş. Tarifa bu yönüyle muştulanmış bir şehir ve ismi burayı fetheden Mağripli komutanın ismiyle kalmış. Bu küçük şehirden ayrılmadan önce rehberimizin uyarısıyla dünyayı sınırlayan enteresan bir durumla karşılaşıyoruz. İber yarımdasının Afrika’ya bakan en stratejik noktasında bir yarımada görünümünde bir ada karşımıza çıkıyor. Cebelitarık! Tarık’ın dağının muhteşemliğinde bir ada. İspanya’ya ait değil. Britanya topraklarıymış bu ada toprakları. Tam da boğazın en stratejik yerinde.

Dünya siyasetinin stratejilerini bir kenara bırakalım. Artık Endülüs’teyiz. Düşünce tarihinin ikinci uyanışının yaşandığı; buluşları ve yüksek bir kültüre sahip medeniyetiyle bir efsanenin peşi sıra Endülüs’ün en büyük şehirlerinde İşbiliye, yani Sevilla’ya doğru hareket ediyoruz. Endülüs rüyamızda ikinci simyacımız Ömer Hayyam; Semerkand romanından yol gösteriyor Endülüs tılsımına: “Ben, imanı Yargı korkusu, duası da secde etmek olanlardan değilim. Nasıl mı dua ederim? Güle bakarım, yıldızlara bakarım, yaratılışın güzelliğine hayran kalırım, Yaradan’ın en büyük, en güzel eseri olan insana, bilgiye açlık duyan beynine, sevgiye susamış olan yüreğine, duyularına, uyanışmış ya da doyuma ulaşmış tüm duyularına hayranlık duyarım.” Ne de güzel işliyor içimize Endülüs’ü..

Ve Sevilla yollarında geride bıraktığımız izlere dair son sözler.. “Afrika ile Asya arasında bir boğazdayız. Tanca’dan Tarifa’ya bakıyoruz. Tanca’yı geride bıraktığımız an Mağrip’i de arkamızda bırakmakla kalmayacağız. Simyacı’da artık bize eşlik edemeyecek. Ne diyordu Simyacı? ‘Derken rüzgâr esmeye başladı. Gündoğusu’ydu esen, Afrika’dan gelen rüzgâr. Ne çölün kokusunu, ne de Mağriplilerin istila tehdidini getirmişti.’ ”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Ayşen Atalan Sözbilir 17 Eylül 2019 / 09:03

Tebrikler