Lozan’ın Unutturduğu Direniş Hikayeleri

Bu haber 05 Şubat 2018 - 23:56 'de eklendi ve 1.096 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Prof. Dr. Namık AÇIKGÖZ

 

Baştan söyleyeyim de sonra maraza çıkmasın: Lozan’ın zıddı Sevr değil, Misak-ı Millîdir. Lozanla ilgili olumsuz görüşlerimi ifade ederken, çok bilmiş orta okul öğrencisi gibi “Demek ki Sevr taraftarısın!… Hııı!… Seni seni seniii!…” deme ilkelliğine düşmeyin.

Lozan’ı eleştirenler de var, “Türkiye’nin tapusu” diyenler de. Ben kendimi bildim bileli eleştirenler tarafındayım. Çünkü kendimi bildim bileli Misak-ı Millîci ve hatta daha ötesinde düşünen ve Abdurrahim Karakoç’un

Bu hududu kimler çizmiş gönlüme

Dar geliyor, dar geliyor gardaşım

mısralarını, ilk gençlik yıllarından beri düstur edinmiş; daha sonraki yıllarda, “Benim ülkemin sınırlarını siyaset değil, türküler belirler.” demiş biriyim.

Bugün pek çok türkümüz Suriye ve Irak taraflarında sınır tanımıyorsa, ben türkülerimizin gittiği yere kadar gitmeye taraftarım, Afrin’e, İdlib’e ve Münbiç’e kadar değil!…

Son Osmanlı Meclis-i Meb’usan’ının 28 Ocak 1920 günü kabul edip 17 Şubat 1920 günü açıkladığı Misak-ı Millî metninin dayandığı uluslararası hukuk metni 30 Ekim 1918’de imzalamak zorunda kaldığımız Mondros Mütarekesi’nin metnidir ve bu metinde 30 Ekim 1918 gününe kadar düşman güçlerinin işgal etmediği topraklar, Misak-ı Millî dahiline alınmıştır.

Gel gör ki, tarih hiç de böyle tecelli etmemiş; sözde galiplerin toprak şehveti, Mondros’u da dinlememiştir. Lozan da bu gaspın ve hukuksuzluğun kesinleştirildiği emperyalist bir metin olarak tarihteki yerini almıştır.

Son yıllarda gündeme gelen Kuzey Suriye’nin büyük bir kısmı, İngilizler ve Fransızlar tarafından 30 Ekim 1918’den sonra işgal edilmiştir. Buralarda da Kuvâ-yı Milliye hareketi yürütülmüş ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri tesis edilerek, İngilizlere ve Fransızlara karşı büyük bir direniş sergilenmiştir. Biz bu direnim hikayelerinden sadece Lozan sınırları içinde kalanları biliyoruz; dışarda kalanları değil.

Lozan sınırları içindeki Dörtyol direnişi başta olmak üzere, Antep ve Urfa direnişleri bu iki şehre unvan verdirmiştir ama bu şehirlerin biraz güneyindeki Afrin, Rakka, Telabyad, Haseke, Halep, Cerablus, Azez, İdlib, Elbâb, Re’sülayn, Aynülarab, Deyr-i Zor, Telafer, Sincar ve Zaho direnişlerinin hikayeleri hiçbir kitapta yer almamıştır. Âdetâ Lozan’ın ertesi günü, bu topraklardaki insanlar ve hikayeleri unutturulmuştur.

Türkiye’nin gündemine, Bayır-Bucak Türkmenleri ile giren bu coğrafya (Bizim kuşağın gündeminde hep vardı.), asıl itibariyle bir Türk coğrafyasıdır ve Millî Mücadele’de, Sakarya, Dumlupınar ve İzmir topraklarında ne yaşandıysa, bu topraklarda da aynı hikayeler, aynı trajediler ve aynı kahramanlıklar yaşanmıştır.

Yaşanmıştır yaşanmasına amam Lozan ihaneti, bu insanları ve hikayelerini yok saymış, Lozan sınırı içinde kalanların bilmelerini, tıpkı Çanakkale zaferinde olduğu gibi, engellemiştir.

Televizyonlarda seyrediyorsunuz…  Türk askeri ile beraber çarpışanların bir kısmı Afrin ve civarı Türkmenlerinden. Bu Türkmenler, batıya gelen ilk Türklerin yöredeki torunlarıdır. Bunlar, Anadolu, İstanbul ve Balkanlar Türk ve Müslüman olmadan Kuzey Suriye’ye yerleşip Türk yurdu yapanların torunlarıdır.

Yazık!…

Daha düne kadar ne bu insanları hatırladık ne de hikayelerini biliyoruz!…

Bereket, geçen sene Enes Demir Misak-ı Millî konusunda belgeleri konuşturan kitabını (Yeni Belgeler Işığında Vazgeçilmeyen Topraklar, Misak-ı Millî, Post Yayınları 2017) yayımladı da konuya ilgi duyanlar, yüz yıllık hikayeleri hatırladılar.

Hikayeler mi?

Kitapta. Bi zahmet alın ve okuyun.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.