Lozan’dan Kim Ne Anladı?

Bu haber 28 Ekim 2016 - 0:03 'de eklendi ve 1.625 kez görüntülendi.
CIZ
CIZ cizciz@hamlegazetesi.com.tr

Ahmet Karataş

 Üç yıl önceki bir yazımda bin yıllık Anadolu tarihimizde karşılaştığımız dört büyük kuşatmadan bahsetmiştim. Tekrarda fayda var.

Birincisi; Haçlı saldırıları, Allah’a şükür Anadolu’dan söküp attık. İkincisi; Moğol istilası, maddi, manevi ve kültürel tahribatları oldu, İslam rönesansını sekteye uğrattı ama onu da defettik. Üçüncüsü; benim ikinci Haçlı seferi dediğim Birinci Dünya Harbi’nde Batı’nın Anadolu’yu işgali. Allah’ın izniyle yeniden diriliş ruhuyla işgal güçlerini de dize getirdik.

Ancak bir dördüncü istila ve teslim alma girişimi var ki, diğer üçünden çok farklı. Bu sefer peynirin kurdu içinden çıktı. Elli yıllık bir hazırlık ve sızma stratejisinden sonra devlet tam teslim alınmak üzereyken işgal güçlerinin hesapları ters yüz oldu.15 Temmuz’da millet FETÖ’nün maşa olarak kullanıldığı üst aklın tuzağını bertaraf etti. Türk milleti yeniden bir kurtuluş destanı yazdı.

Bu istila teşebbüsü en tehlikeli olanıydı. Çünkü içimizden birilerini satın alarak, üstelik dini değerleri kullanarak devleti milletin kandırılmış evlatlarıyla kuşatmaya kalkıştılar. Dolayısıyla bu sefer pirincin beyaz taşlarını ayıklamak bir hayli zor olacak. Çünkü bin yıllık hesap bitmeyecek, pes etmeyecekler farklı kılıklarla tekrar karşımıza çıkacaklar. Şayet bataklığı kurutmadan, sadece sivrisinekleri hapse tıkmakla yetinirsek, emin olun bu sefer daha güçlü ve daha etkin saldıracaklar.

O üst akıl Türkiye’yi kuşatmak ve Sevr’i uygulamak için önündeki en büyük engelin Erdoğan olduğunu taa 2007’de gördü. O günden bugüne bütün algı operasyonlarını ve fiziki saldırılarını hep Erdoğan üzerinden yürüttü. Seçimle, alnının akıyla sandıktan çıkan adama diktatör dediler, sokak nümayişleriyle devirmeyi denediler, hırsız dediler, suikast yaptılar, ameliyat masasında öldürmeye kalkıştılar ama beceremediler. Çünkü Allah’ın da bir hesabının olduğunu kuş beyinli kafalarıyla algılayamadılar. En son 15 Temmuz’da ortadan kaldıracaklardı, onu da ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ne demişler? ’Allah şaşırttığı kulunu…’’

Düşman düşmanlığını, hain de hainliğini yapacak. Ancak üzücü olan durum, içimizdeki bazı gafil siyasetçi, akademisyen ve medya mensuplarının bu tuzağa düşmüş olmasıdır.

Özgür düşünme melekesini ve sağduyusunu kronik Tayyip düşmanlığı refleksiyle kaybetmiş malum zevat üst aklın bu projesine mal bulmuş mağribi gibi sarıldılar. Halbuki Anadolu insanı arifane bakış acısıyla işi çözdü ve Erdoğan’a sahip çıktı. Çünkü biliyordu ki, Kurtuluş Savaşı’nda benim vatanıma, bayrağıma, ırzıma, ezanıma göz diken emperyalist işgal güçleri benim hayrıma bir şey düşünmez ve yapmaz. O halde 100 yıl önceki aynı çakallar yani emperyalist ortak üst akıl Erdoğan’ı yemek istiyorsa bunda bir iş var diyerek hain tuzağı gördüğü için halk Erdoğan’a sahip çıktı. Nitekim 15 Temmuz’da halkı sokağa döken de halkın bu irfanıdır, bu tarih bilincidir.

Ancak bizim entel-dantellerimiz hala oyunun farkında değiller. Mesela,  Erdoğan’ın LOZAN açılımını bile idrak edemeyecek kadar ferasetten ve derinlikten yoksunlar. Halbuki Lozan çıkışıyla Erdoğan üst aklın inine kocaman bir çomak soktu, çığlık bizimkilerden geldi.

Peki neydi durduk yerde Lozan açılımının sırrı? Gayet açık ve net. Sadece biraz idrak, biraz tarih şuuru, biraz da yerli ve milli düşünce tarzı lazım. Şöyle ki; 15 Temmuz’un failleri, oyun kurucuları yani üst akıl suç üstü oldu mu? Evet. Hem de nasıl. Uçkurları çözüldü. Donlarını üç günde bile toplayamadılar. Türkiye’nin varlığına ve geleceğine yapılan bu operasyonun gerçek faillerini tüm dünya gördü ve suçüstü oldular.

O halde neydi 15 Temmuz’un net amacı? İçerdeki devlete sızmış FETÖ ajanlarıyla, tıpkı Irak’ta, Suriye’de olduğu gibi Türkiye’yi de iç savaşa sürüklemek ve ülkeyi bölmek. Zaten yıllar öncesinden ABD Genelkurmayı’nın hazırladığı, hatta NATO toplantılarında gösterilen bölünmüş Türkiye haritasını inkar da edemiyorlar. Lozan’ı tanımıyoruz, daha fazlasını istiyoruz dediler. Yani kendi elleriyle Lozan’ı geçersiz kıldılar.

Böylece 1923’te Misak-ı Milli’den toprak çalan hırsızlar, 15 Temmuz’la birlikte Türkiye’yi bölme planı kapsamında Lozan’ı ihlal etmiş olmuyorlar mı? Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan da “madem Lozan’ı ihlal ederek geçersiz kıldınız, benim de Misak-ı Milli sınırlarıma geri dönme hakkım doğar” diyerek meşru hakkımız olan ve kanatarak zorla koparılan vatan topraklarımızı hatırlatmış oldu.

Şimdi böylesi stratejik ve tam zamanında devreye sokulan devlet akılını bile idrak edemeyen zavallılar Lozan’a takılıp kaldılar. Lise çocukları gibi “zafer mi- hezimet mi? “müsameresi başlattılar. Yahu, niye gocunuyorsunuz? Bu mesajın muhatabı siz değilsiniz. Türkiye topraklarında gözü olanlar. Yoksa FETÖ’cüler gibi siz de mi o merkeze bağlısınız?

Kim ne derse desin tarihe not düşmek adına belirteyim ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Erdoğan liderliğinde yürüttüğü bu milli Ortadoğu stratejisinin meyvelerini ileride göreceğiz ve bu süreçten daha güçlü olarak çıkacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye’nin Ortadoğu’daki duruşu yerindedir ve milli çıkarlarımızın gereğidir. Aksi takdirde büyük tehlike kapıda bizi bekliyor; ya dik duruş sergilemek ya da yok olmak.

Şayet bu süreçte devlet içinde yuvalanmış FETÖ’cü hainler temizlenmemiş olsaydı, Fırat Kalkanı dahil hiçbir operasyon yapamayacaktık ve ülkemizin bölünmesine seyirci kalacaktık. Zaten toplum psikolojik olarak “ver kurtul“ noktasına adım  adım sürüklenmiyor muydu? FETÖ-PKK-PYD ittifakları kurulmuş, düğmeye basılmıştı. Eğer darbe teşebbüsü başarılı olsaydı, Mısır’daki Sisi gibi ABD-Batı uşağı diktatörler kahraman, bizler vatan haini olacaktık. Hepsinden acısı, güzelim vatanımız param parça olacaktı.

Ama kimse rehavete kapılmasın. Batı’nın yüz yıllık Ortadoğu hedefinden pat diye vazgeçeceğini düşünmek ve gevşemek bizi daha büyük felaketlere ve dönülmez hatalara sevk edebilir.

Bu arada İlker Başbuğ’un verdiği son beyanatında haklılık payı olsa da yanıltıcı buluyorum. Evet 17 Aralık’tan 15 Temmuz’a kadar sayın Erdoğan FETÖ ile mücadeleyi neredeyse kendi başına yürüttü. Başta, siyasetçiler ve yüksek bürokrasi bu devasa güçle mücadelede başarılı olunacağına tam inanamadıkları için olası bir pozisyonda güya kendilerini sağlama almayı tercih ettiler ve sessiz kaldılar. Sayın Erdoğan bal gibi bunun farkındaydı. İlker Başbuğ Paşa buraya kadar haklı. Ancak 15 Temmuz’dan sonrası için aynı şeyi söylemek FETÖ ile mücadele eden askere, hakime, savcıya, polise hatta vatandaşa haksızlık olur. İtham olur. Çünkü tüm Türkiye tehlikeyi gördü ve devletinin safında yerini aldı.

Ayrıca Sayın Başbuğ’un bu söylemi üst akla işaret fişeği olarak da anlaşılabilir. Nasıl mı? FETÖ ile canla başla mücadele verildiği 15 Temmuz sonrası dönem için de “Erdoğan yalnız kaldı, kendi başına mücadele ediyor” demek FETÖ ile mücadelenin milli güvenlik konsepti kapsamında kurumsallaşmadığını söylemektir. Hatta Erdoğan’ın işini bitirirseniz FETÖ rahatlar, ülkeyi işgal projesi kaldığı yerden devam eder gibi bir anlam da doğabilir. Bu da düşmanı cesaretlendirir.

O nedenle eski Genelkurmay Başkanı da olsa, herkes sözüne dikkat etmeli ve FETÖ hainlerine malzeme vermemelidir. Çünkü bu mücadele kişisel ve mevsimsel değildir. Asırlık bir kurtuluş mücadelesidir. 10 yıldan önce de temizlenemez.

Diğer yandan, dini duyguları istismar edilerek kandırılmış insanlarımızı yeniden kazanmak için rehabilitasyon projeleri hazırlanmalıdır. Bir sapığın, bir ajanın kandırdığı ve hayatlarını kararttığı insanımıza yeniden sahip çıkmak ve onları ikna etmek için devletin dini, milli ve sosyolojik stratejileri olmak zorundadır. Aksi takdirde bataklığı kurutamayız.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.