Kurumların Da Kaderi Var

Bu haber 06 Haziran 2018 - 3:31 'de eklendi ve 1.008 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris KOÇ

 Kadere inanıyoruz. Mahiyetine dair ciddi bir bilgi eksikliği ve kafa karışıklığı yaşamamıza rağmen, kader bizim için bir inanç esasıdır. Dolayısıyla hepimizin ezelde belirlenen bir kaderi var.

Kader değişir mi? Biz yalnızca yazılan oyunu sahneleyen bir oyuncu muyuz? Bu soruların cevabını verebilecek konumda değilim. Ancak on beş yıllık meslek hayatımda tecrübe ettiğim bir şey var ki; insanlar gibi mekânların ve kurumların da bir kaderi var.

Bir mekânın ilk olarak hangi amaçla kullanıldığı ve ilk işletmecisi, bir kurumun ilk yöneticisi, yani kurucu müdürü ve ilk organizasyonu çok önemli.

Öyle ki, temelinin atılmasından itibaren var olmaya başlayan mekân ve kurum ile birlikte bir kültür de şekillenmeye başlar. Mekânın ve kurumun faaliyete geçmesinde ve bu kültürün şekillenmesinde en önemli unsur, ilk işletmeci ve kurucu müdürdür. Dolayısıyla bir kurucu müdür, kurum kültürünün şekillenmesinde söz, tavır, davranış, uygulama ve iletişimi ile belirleyici konumdadır.

Kurumsal organizasyonun oluşmasında, kuralların belirlenmesinde, çalışanlarının kurum kültürünü sahiplenmesinde, sağlıklı kurumsal ilişkiler için uygun ortamın oluşmasında, çalışanların aidiyet ve mensubiyet duygusunun gelişmesinde en önemli görev kurucuya düşmektedir.

Bu önemden hareketle, kuruluş aşamasındaki bir kuruma yönetici atanırken seçici davranılmalıdır. Çünkü kurumsal organizasyonu oturmuş, işleyen bir kurumda iyi yöneticilik yapan kişi, kurucu müdürlük için hiç de doğru bir tercih olmayabilir. Çünkü bir sistem kurmak ile kurulu bir sistemi işletmek farklı beceriler gerektirmektedir.

Ne yazık ki, kurucu müdür olarak atanan birçok kişi bu yeni kurumların kaderini çok kötü yazıyor. Koskoca bir yapının temelinin yanlış atılması, onarılmaz sorunlara neden oluyor. Kuruluş aşamasında yapılan hataları düzeltmek, onlarca yıl ve yüksek bir bütçe gerektiriyor. Kurum kültürü ve kurumsal organizasyon söz konusu olduğunda bu kötü kaderi çevirmek hiç de kolay olmuyor.

Profesyonel bilince ve stratejik düşünme becerisine sahip olmayan, vizyonu olmayan, geleceği öngöremeyen, inisiyatif kullanamayan, güven problemi yaşayan, sorunları halının altına süpüren, yaşam enerjisi düşük, ideali olmayan kişilerin kurucu müdür yapılması kurumların ve devletin ayağına pranga takmak anlamına geliyor.

Kurucu müdür; iyi bir mesleki bilgi, deneyim, yönetim ve liderlik becerisinin yanı sıra net ve etkili bir iletişim tarzına sahip, güçlü değerleri olan, yaşam enerjisi yüksek, vizyon sahibi, hedefleri olan, gelişime açık, kişisel ve mesleki çekiciliği olan, çalışanlarının sorunlarına karşı duyarlı ve her konuda profesyonel düşünen ve davranan kişilerden seçilmelidir.

Kurucu müdür iyi bir aile babası gibi değil, bir lider gibi davranmalıdır. Kurucunun kurumsal yapıyı her yönüyle kendi düşünce ve yaklaşımları bağlamında oluşturması ve kurumda bir “aile” havası oluşturması ilk anda iyi görülebilir. Ancak kurucunun kendi yaklaşımını kuruma yansıtıp “aile” havasının oluşmasıyla profesyonel davranış ikinci plana itilmektedir.

Doğru olan kurumun temellerine konan harcın kişisel tavır ve yaklaşımlar ile değil, kurumsal düşünce ve yaklaşımlar ile karılmasıdır. Sağlam temel için bu harcın katkılarının ne olduğu önemlidir. Mevzuat, kural, disiplin, güven, demokratik yönetim, profesyonel bilinç, misyon, vizyon, liderlik ve değerler ile oluşturulan bir temel gayet güçlü olacaktır.

Diğer taraftan kurucu müdür olarak, yatay ve dikey iletişimi güçlü, çalışanların organizasyona ve kararlara etkin katılımını sağlayan, yetenekli çalışanlara fırsat veren, güven veren ve güven duyan bir yöneticinin seçilmesi çok önemlidir. Kurucu müdür yalnızca bir yönetici değil, aynı zamanda iyi bir öğretici olmalıdır.

Kurumun bir kişiyle kurulması mümkün olmadığı gibi, kurumsal işleyişin bir kişiyle yürümesi de mümkün değildir. Bu nedenle sağlıklı kurumsal işleyiş için, kurumların temeli sağlıklı atılmalı ve kurucu müdür olarak böyle bir misyon ve vizyona sahip kişiler tercih edilmelidir.

Aksi durumda kurucu müdürün başka bir göreve atanmasıyla birlikte yerine atanan müdürün dilinden şu türkü düşmez: “Karadır şu bahtım kara, sözüm kâr etmiyor kimseye… Eyvahhh, eyvahhh

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Nilgün AÇIK ÖNKAŞ 13 Haziran 2018 / 08:50

Muğla Üniversitesine tamamen kendi kişisel girişimimle ŞAHİDİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ’ni açtırdım bu sebeple kurucu müdür olarak atandım. Bu merkezden 2 faydalı sempozyum gerçekleştirdik, hatta bu sempozyumda sunulan bildirileri kitaplaştırdık, kalıcı olsun diye. 3.sünü yapacaktık ki nazara geldik diyelim 🙂 bu nazar neticesinde 😊 oradaki görevim bitti yoksa daha yapılacak çok güzel proje ve faaliyetler vardı. Kuruluşunda Resmi Gazetede amaçlar ve yapılacaklar kısmında ana başlıklar halinde kurucu müdür olarak sunduğum pek çok faaliyet gerçekleştirilecekti bu merkezde ama çalışan sevilmiyor herhalde. Bu tip güzel çalışmalar yapmakla, akademik çalışmalarla, öğrencilere verilen derslerle kişisel husumetin ne alakası varsa… işte yansıtılıyor malesef… İnşallah daha iyi güzel günlere yürür Devletimiz ve Kurumları ne diyelim, bardağın dolu tarafını görelim.

Nilgün AÇIK ÖNKAŞ 13 Haziran 2018 / 21:17

2012 yılında Valilik kamu hizmeti olarak Şahidi Hazretlerinin anlaşılabilmesi amaçlı bir kitap yazmamı istedi, kamu hizmeti olduğundan beş kuruş para almadan yazdım, genç dimağlara hayırlı olsun yeterli diyerek, “Muğlalı İbrahim Şahidi” kitabımı yazdım, bütün Muğla İlköğretim Okullarına dağıtıldı, faydalı da oldu, çok şükür. 2013 yılında da Muğla Belediyesi kamu yararına yine Şahidi Hazretleri ile ilgili bir kitap istedi, yine beş kuruş talep etmeden, fayda esasından yola çıkarak “Mevlana Okyanusundan Muğlalı Şahidi Denizine” kitabımı yazdım. Bu kitapta, Muğlalı Şahidi Hazretlerinin şiirlerinin toplandığı eser olan Divanının (genç dimağlar ve Muğla halkı tarafından anlaşılması için) günümüz Türkçesine çevirisini yaptım. Bu eser basında hak ettiği yeri kısmen aldı. Doktora tezim de Mevlevilik ve Mevlevi Şairler üzerine idi ve tezim de kitap olarak basıldı. 634 sayfalık bu kitabımda, Muğlalı Şahidi’nin diğer Mevlevi şairler arasında (bu çalışmamda tespit ettiğim 330 şair içinde) yerini almasını Muğla ve Şahidi isminin taçlanmasını sağladım. Türkiyemiz ve dünya kıymet biliyor, Amerikan basınında dahi yer verilen Altın Kalem Ödülünü de Muğla’ya getiren 2 Üniversite çalışanından biri olmak ve Muğlalı olmak çok güzel. Bir Muğlalı olarak geçenlerde Muğlamızı ziyaret eden Cumhurbaşkanımıza da Şiir İkliminde Bir Reis-i Cumhur kitabımı yazarak ben Muğlamızın adını iyi temsil ettiğimi düşünüyorum. Çamur at izi kalsın türünden yaşanan olumsuzlukların Allah’ın izni ile üzerime yapışmadığını, yapışmayacağını düşünüyorum. Kasım ayında hak ettiğim profesörlüğümü de 500 puan yetecekken 3225 puanla fazlası ile hak ettim, Doçentliğimi 5-5 OY BİRLİĞİ ile aldım. MUĞLAMIZIN KENDİ TOPRAKLARINDA YETİŞEN BİR AKADEMİSYENİYİM VE MUĞLAMIZIN, MUĞLALININ BU AKADEMİSYENE YANİ BANA 🙂 SAHİP ÇIKACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM. ASLINDA HİÇ TARZIM DEĞİLDİR BUNU YAPTIM DEMEK ŞUNU YAPTIM DEMEK BAKINIZ MUĞLAMIZA ŞAHİDİ ARAŞTIRMA MERKEZİNİ KAZANDIRDIĞIM YILA O ZAMANDAN BERİ ÇIKIP BİR GAZETEDE BİR TANITIM YAPMIŞ MIYIM, ELBET BİRİ FARKEDER DEYİP BEKLEDİM, SABIRLIYIMDIR ANCAK SON YAŞADIKLARIMDAN SONRA HAYAT FELSEFEMİ DEĞİŞTİRDİM KİMSE SİZİ GÜZEL İŞLER YAPIYORSUNUZ DİYE GELİP BULMUYOR, SÖYLEMEK İCAP EDİYORMUŞ. NE DİYELİM MUĞLAMIZLA GÜZEL GÜNLERE İNŞALLAH, ŞİMDİDEN HAYIRLI BAYRAMLAR.