Küresel taşeronluk

Bu haber 11 Ağustos 2010 - 0:00 'de eklendi ve 788 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Bütün
vicdan, ahlak ve akıl muhakemeleri, göğsümüzü doldura doldura 12 Eylül’de
‘evet’ demeyi gerektiriyor.

Şöyle
ki; 45 milyon nüfusu ve Türkiye’nin sadece sekizde biri, o da elverişsiz toprak
parçasıyla Türkiye’yi ikiye katlayan Güney Kore, 1990’lı yıllarda dünyaya
yaklaşık on tane küresel marka kazandırdı. Aynı on yılda Türkiye, cunta, çete
ve yargıçlar tahakkümü altında istikrarsızlıktan istikrarsızlığa sürüklendi, bu
on yılı kaybetti. Kendisine çağdaş, milliyetçi ve Kemalist diyen üniversiteden,
yargıdan, medyadan, askeriyeden, adliyeden ulusalcı çeteler, silahların gölgesinde
ve yasaların keyfi kullanımıyla memleketin kaynaklarını iç etti. Sahipsiz
çocukların cami avlusuna terk edilmesi için de 2001 yılında Kemal Derviş
aracılığıyla IMF’nin kucağına atıldı. Türk toplumunda birçokları açısından
bilge önder konumunda bulunan Sayın Fethullah Gülen, referandumda ‘evet’
yönündeki önemli tercihini açıkladı. Ona karşı sadece Devlet Bahçeli tepki
verdi. Demokrasiden nasibini almayan bu arkadaş, ülkücülerin maruz kaldığı
vicdanlara sığmaz acılarını kendi siyasi kariyerine meze yapmaya çekinmeden,
meydan meydan ürkütücü bir ‘hayır’ derken, başkalarının ‘evet’ tercihlerine
karşı sürekli höykürüyor, geçmişteki kendi dava arkadaşı olanlara bile ağza
alınmaz galiz hakaretler yağdırıyor. Şimdi yeniden ‘delikanlılığı’ tutan
Bahçeli, o zaman milliyetçi olduğunu unutup tam bir ‘küresel taşeronluğa’
soyunmuştu. MHP, ‘bizim içimizde devlet bakanlığı yapacak adam çok vardır’
diyemedi, ABD’den Düyun-u Umumiye reisi olarak ithal edilen Kemal Derviş’e onay
verdi. Zira IMF’den 25 milyar doları aşan kaynak bulmak zorunda idiler. Zira
oligarşiyle ortak soyguna girişmişlerdi. Ama bunun bir bedeli vardı: Meşhur ’15
günde 15 yasa’ Devlet Bahçeli’nin adamlarının emir komuta içerisinde el
kaldırıp indirmesiyle geçti. Devlet sözü haline gelen bu yasalar şimdi
uygulanıyor. Ancak toplumun bunları unuttuğunu zannedip yeniden
özelleştirmelere vs. karşı çıkıyor. Bahçeli, bu 15 yasaya hangi pazarlığın
karşılığında evet demişti? Daha bitmedi. Hatırlayın, hiçbir proje geliştirmeden
sadece ‘rey verin bölücü başını yakalayıp asayım’ dedi. ABD yakaladı ve verdi.
Bahçeli ne yaptı? İdam cezasını (3 Ağustos 2002) kaldırıp, dağdaki örgütünü
yönetebilsin diye İmralı’ya terfi ettirdi. Bunu da unutup, kendisini siyasi
köle haline getiren urganı meydanlardan savurmaya başladı. Şimdi yine ‘madem
öyle idam cezasını geri getir, as, destek vereyim’ diyor sıkılmadan. Acaba
Devlet Bahçeli, bölücü başını kurtarırken kiminle neyin pazarlığını yapmıştı?
Kan aktıkça hem kendileri ayakta kalıyor hem de PKK’cı partiler. Diyarbakır’ı
idare eden irade bu yüzden taş üstüne taş koymuyor ancak akan kandan sürekli
seçim kazanıyor. Sözde Türk milliyetçileri ile Kürt milliyetçilerinin kan
kardeşliği böylece ‘rant’ oluşturmaya devam ediyor. Bahçeli’nin yine bir ara
‘delikanlılığı’ tuttu ve başı kapalı bir hekim olan Nesrin Ünal’ı milletvekili
seçtirdi. Sonra da ‘aç gir’ dedi ve zavallı kadına başını açtırdı. Ey Bahçeli,
bu toplumun yüreğinde kanayan bütün yaraları istismar edip, reye tahvil
etmekten yorulmadın mı? Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanlığında memlekete ne
kadar zaman kaybettirdiği ve zarar verdiği biliniyor. Hukukçu kişiliğiyle
düzgün davrandığında Emin Çölaşan’dan yemediği zılgıt kalmayan bu kişi, bu yüce
makamı Ergenekon iradesine teslim edince Çölaşan’ın bir numaralı ‘devlet adamı’
haline gelivermişti. Sezer’e karşı rakip olan kimdi peki? MHP’li devlet adamı,
bakanlık konumundaki Sadi Somuncuoğlu. Sonra ne oldu? Sille tokat dövüp, ağzını
burnunu kırdırdılar. Hem de MHP’li milletvekili arkadaşına. Adına da ‘töre
dayağı’ dediler. Aslında bu, Ergenekon dayağı idi. Bakanlıktan da kovuldu.
İsterseniz Devlet Bahçeli bahsini kapatayım. Bir kişi kendine ‘milliyetçiyim’
dediği için milliyetçi olmaz. Milliyetçi, her şeyden önce zalimlere karşı
halkının yanında yer alır. Oysa bugün Devlet Bahçeli, halkını bir kez daha
oligarşinin önünde diz çökmeye davet ediyor. Devletin yargısı, ordusu bir
dedeler ve dayılar yapılanmasıyla millete karşı kurulan pusuların odak noktası
haline gelmiş. Ancak Bahçeli, tam da halkımız hesap sorma özgürlüğüne
kavuşmuşken, bu yapıyı tasfiye etme sürecine gelmişken çıkıyor, ‘kölelik
tasması sana çok yakışıyor, bu yüzden hayır demelisin’ diye meydan meydan
geziyor. O zaman son sorumu sorayım: Kardeşi kardeşe kırdırtan rejimin
kodamanlarına bir kez daha göz kırparken, bu sefer milliyetçi camiayı
kullanmanın karşılığında nasıl bir cennet vaadi aldınız?

İBRAHİM
ÖZTÜRK    ZAMAN GAZETESİ      09/08/2010

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.