Kung Kabilesi kadar olamadık…. « Hamle Gazetesi

Kung Kabilesi kadar olamadık….

Bu haber 26 Kasım 2012 - 0:00 'de eklendi ve 887 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Bir itirafım var.
Söylesem mi? Söylemesem mi? Kararsız kaldım. Gönlümün kapısını okurlarıma açtığım için söylemeliyim.. Hiçbir şey gizli kalmaz..
İtiraf ediyorum ben bir ‘ oburum ’. Yanlış okumadınız. O-BUR!
Mükellef bir sofrada çeşit çeşit ve bildiğim tatları tekrar deneyimlemekteyim.
Bunları kaç kez tatmıştım lakin kendime engel olamıyorum..
Oburluğum beni nereye götürür bilmiyorum.
Oburluk tutkum hep depreşiyor..
İçimde uyuyan dev ayaklandı ve benden oburluk yapmamı istiyor. Ben ise köle Isaura. Mükellef sofrayı kurdurtuyor. İç sesimle ya bu saatte olur mu bu işler diyorum. O da bana ‘ bal gibi ’olur diyor.. Yapacak bir şey yok..
Başlıyorum oburluk yapmaya.. Ye babam ye…
Obezite yapmıyor.. Şaşırıyorum! Acep ne iştir? Nasıl bir iş ise.. Duacıyım..
Böyle oburluk dost başına..
Yarabbim tüm dostlarıma..
Yarabbim tüm düşmanlarıma..
Yarabbim tüm kalpsizlere..
Yarabbim tüm canlarıma ihsan eyle diyorum Ne hoş bir temenni değil mi?
Bu oburluk başka bir şey..
Bu oburluk biraz tutkulu..
Bu oburluk sergüzeştti.. Bu  oburlukta ‘ büyülü bir AŞK  ’ var…Kalbimin en nadide yerinde.. Evet. Ben bir oburum ama o-ku-ma  o-bu-ru.. Her gece okuma sofrasını kurup, her çiçekten bal alır gibi, baş ucu kitaplarımı yatağın üzerine serip tekrar tekrar karıştırıp, kovanıma bal yapmaktayım… Çiçekler arıların dikkatini çekmek için nasıl güzellik sunuyorsa kitaplarda insanların dikkatini çekmek için çabalıyor.. Ve beni bir bağımlı yaptılar… Okumanın düşüncelerimde yarattığı rönesans dalga dalga hayatımın her alanına yayılmakta ve çevreme de taşmakta..
Sormak isterim size. Ne olacak benim bu hallerim? Evet ne olacak?
Sorulara başlamışken çok ama çok sorularım var..
Hiç düşündünüz mü? Öğrenenlerden misiniz? Öğretenlerden mi? Kısacası, öğretmen mi? Öğrenci misiniz?
Azla yetinenlerden misiniz? Yoksa yetinmeyenlerden misiniz?
Hor mu kullanırsınız dostluklarınızı, yoksa naif mi?
Hayatı yaşamanızın bir reçetesi var mı? Yoksa yok mu?
Aşk sizce nedir? Varlığın özü, yaradılışın yegane gayesi midir? Yoksa albenili ‘kof ‘ bir kelime mi?
Yegane kendin için mi dua edersin yoksa evrendeki tüm varlığa mı?
Zehir mi kusarsın yoksa şefkat mı?
‘Alma’nın değil, ‘ Verme ’nin gerçek mutluluk olduğunu idrak edecek misin?
 Durağan mısınız? Yoksa dinamik misiniz?
Payeler, rütbeler, statüler, koltuklar için mi zafer peşinde koşarsın, yoksa huzur ve mutluluk için mi?
Kalp kırmayı mı seversin? Yoksa kalp kazanmayı mı?
Mütemadiyen bu soruların özünde insan ve davranışları olunca yaratabildiğince soru yarat…
Aşk bence hayatın büyülü iksiri. Kişi sevgi basamaklarını sürekli bir kazanç ve güç kazanarak ilerlemelidir..
Aslında hiç kimse yalnızca kendisinden oluşan asimile bir ada değil..
İnsaoğlu/ kızı, sosyal bir varlık ve sosyal bir çevre içinde doğuyor… Tüm yaşamı dış çevre ile etkileşim içinde geçiyor…
Geçiyor ama bazılarımız şiddet sever oluyoruz.. Şiddet olaylarında erkekler aktör rolünü oynuyor.. Ben hepsi kalpsiz demek istemiyorum. Lakin bir gerçek var ki; çoğunlukta..
Nedenleri nelerdir deşmek lazım.. Deşip ana sorunları kurutmak lazım..
Aşağıda size  bir sosyal antropolog ile yapılan röportajdan bölümler getiriyorum..
HAYVAN OLMAK İSTEMİYORSANIZ YAPILACAK BİR SÜRÜ ŞEY VAR!
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>ERKEKLER NEFRETE YATKIN ……
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Bir sosyal antropolog olarak nedenini nasıl açıklıyorsunuz?
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Ben insanların doğuştan iyi olduğuna, toplumca kirletildiğine inanmıyorum…
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Nasıl Yani?
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Erkekler evrimsel olarak şiddete ve nefrete daha meyilli. Wrangham ve Peterson’ın ‘ Şeytani Erkekler ’’ adlı çok önemli bir kitabı var. İnsan dahil çoğu primat türünde erkekler şiddete yatkındır. Bu evrimsel mirasımızı görmezden gelemeyiz..
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Ama bu da bir tür kabullenme getirmez mi? Ben zaten hayvanım, elimden gelen bu  der ’’….
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Hayvan olmak istemiyorsanız yapılacak bir sürü şey var.
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Dünya da nefretle mücadele edebilmiş insanları daha barışcı ve özgürlükçü biçimde sosyalleştirebilmiş toplumlar mevcut. Burada aklımıza sadece İskandinav Ülkeleri gelmesin.
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Örneğin Afrika’nın güneyinde Kalahari Çölünde Kung Kabilesi sosyalleşme pratikleri sayesinde şiddeti en aza indirebilmiştir.
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>İnsanların şiddete ve nefrete eğilimi olsa da doğru toplumsallaştırma, kurum ve yasalarla onları dönüştürmek mümkündür….
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Öyleyse nefret söyleminin yeşermesinde devletin payına gelebilir miyiz?
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Ebette. Nefret evrimsel mirasımızın doğal sonucu olarak seviyelere ulaşmıyor..
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Siyaset kurumu, bizatihi toplumun kendini nefreti örgütlemek ve mobilize etmek bakımından önemli aktörler.
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Bütün devletler, rejimleri ne olursa olsun, gerektiğinde nefreti körükleyen ya da görmezden gelen tavırlar takınabilirler..
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Röportaj ŞİDDET ve NEFRET söylemi üzerine akıp gidiyor..
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>***
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Ben şiddeti ‘ Kalpsiz ve Vicdansızların ’ işi olarak görüyorum…
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Gerçekten ulusal düzeyde olduğu kadar evrensel düzeyde de şiddet ve nefret söylemleri arttı.. Çok kültürlü toplumlarda; huzur, hoşgörü ve güven ortamı için temel hakların özgürce kullanıldığı bir iklim yaratılmalıdır..
#333333; FONT-SIZE: 14pt”>Bu ülkenin çatışmacı iklimi değişsin ve farklılıkların hep beraber kardeşlik ruhu içinde yaşadığını görelim… Hep beraber; topyekün.. Evrensellik türküsü söyleyelim mi?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.