Kültür: Bir Niyet, Bir Sevgi!

Bu haber 11 Temmuz 2017 - 0:53 'de eklendi ve 881 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

Kültür hayata bir şeyler eklemek amacı ile kazanılmış bilgiler bütünüdür. Her şeyi okuyup, her şeyi unuttuktan sonra kalan.. Daha çok bir özlem; keşfedilmesi gereken bir dünya özlemi.. İnsanı  “insan” yapan özelliklerin toplamı. Bir tutku. İnsana inanış. Kendini insanın kaderinden sorumlu tutuş. Bir sevgi. Dünya çapında bir hümanizmanın inşa edilmesi.  Bugünü geçmişle ve gelecek ile zenginleştirmek. Kendini tanımak; önyargıların ve yalanların kölesi olmaktan kurtulmak. Kültür bir niyet. Bizden olmayana nasıl baktığınız ve öteki ile birlikte yaşama ( ya da yaşamama) niyetimiz.

Paşabahçe Mağazaları Tanıtım Sloganı

 

Bir reklam sloganının içselliği, yansıttıkları ve düşündürdükleri. Sloganın ilk cümlesi ile giriş kapısından içeri giriyoruz : “Kültür hayata bir şeyler eklemek amacı ile kazanılmış bilgiler bütünüdür.” İnsan olmanın özünde insana bir şeyler ekleyen, bir şeyler katan, varoluşunun saflığında özüne dönmesini sağlayan hatırlamalar.. Hayata bir şeyler ekleme yani köprü olma!

Sana verilenleri senden sonra geleceklere taşıma; ekleyerek, bir şeyler katarak bırakma. Önce neyi aldığımızı iyi bilmeliyiz. Nereden geldik, nereye gidiyoruz sorusunun istikametinde bir o kadar “Ben!”, bir o kadar “Biz!”. O zaman nihayetinde sloganın öznesi durumundaki kültür sözcüğünün manası insana bir köprü olma vazifesi yüklüyor, bir nev’i taşıyıcı olma!. Bu taşıcılığın son derece “Biz”de ve “Bir”de toplanması.

O zaman “İnsan” kendini “İnsan” olma taşıyan bütün özelliklerin farkında olmalı. Önce “olma” yolunda şekil almalı, yontulmalı, pişmeli. Hayatın içindeki yerin farkına varmalı. Özündeki saflığın, duruluğun, güzelliğin yani kemâlatın farkına varmalı.

Boyun eğmeli insan, teslim olmalı. Teslim olmalı ki varlık aleminin kendisini sınırlayan prangalarından kurtulmalı. Yeri geldiğinde susmalı, tefekkür etmeli; yeri geldiğinde haykırmalı, harekete geçmeli. Bütün adımlarını “Ben”den geçerek “insan”da tamamlamalı.

Slogandaki cümleler sadece kültürü tanımlamıyor, kültürün öz varlığı olan insana da sesleniyor: “Daha çok bir özlem; keşfedilmesi gereken bir dünya özlemi..” İnsan içinde her zaman nuru barındırsa sorun yok! Değişim içinde, mücadele içinde, mücahede içinde, nefisle dansı hiç de kolay. Benliğini tanımlarken önüne konan bütün dünya meyvelerinden yemek istiyor, her şeye sahip olma isteğinin önüne geçemiyor, aklının pusulası yanlış rotaya sapabiliyor.  “Ben”liğin yalnızlığında ve hiçliğinde kaybolabiliyor. Eksiklerini gördükçe kapamaya çalışıyor, kapamaya kalktıkça kaybediyor.

Ve yitiş, kayboluş, yok oluş!..İşte bu yüzden insan her zaman nuru barındıramıyor, taşıyamıyor. Dünyanın kirini de akıtmak zorunda; “aşka” ulaşmak için. Aşk, sen nelere kadirsin? Senin uğruna çekilen her acı, yapılan her fedakarlık,  gösterilen teslimiyet seni nerelere taşıdı! Bu yolun yolcularından hatta; âşıklarından Yunus Emre bakın nasıl dillendiriyor bu aşkı :“Dil söyler, kulak dinler, / Kalp söyler, kâinat dinler.”

Bundan dolayı insan dünyada bir gurbette. Vuslata kavuşma yolunda gayret kuşağını beline dolamış, gücü özünde bularak özlemle aşkı, aslolanı “Bir”i arıyor, “Hakk”ı arıyor. “Hakk”ta kendini buluyor. Böylece insanı insan yapan özelliklerin toplamında kendi yerini buluyor.

Shakespeare’nin dünyaca ünlü eserindeki sözleri Hamlet’e söyletiyor, kendini tanımlıyor, şifre burada: “Olmak ya da olmamak, bütün mesele bu!” Slogandaki üçüncü anahtar cümledeyiz : Bugünü geçmişle ve gelecek ile zenginleştirmek.” Evet, arafta olmamak. İnsan dünyasındaki araftan kurtulmalıdır. Nedamet içinde olduğu anlarda bile özündeki güzellikleri aramakta, düştüğü en kirli, en kötü yerlerde bile özündeki güzelliklere hasret içerisinde.

Karanlıktaki titrek bir mum ışığı aydınlatacak tüm kaderini. Kadere bırakmayacak kendini, kaderi suçlamayacak gerçek iradeye, “Hakk”a vasıl olacak. Bundan dolayı kültür özünde tamamlanmadır. Bir mirastır, bir vasiyettir.

Geçenlerde her ağzın düştüğü işlevsellik içinde insana has basit ve düşük bir cümle epey öfkelendirdi beni. Diyordu ki ağzı olan herkesin konuştuğu ortamda adı insan olan o varlık: “Her yıl Çanakkale’ye ölüleri ziyaret etmiyor muyuz?” Dehşet içerisinde kalmıştım, kızmıştım ama; düşündüğümde birinden nur akan çeşmeden kir de akabileceğini unutmamalıydım. Üstüne üstlük her şeye rağmen insana inanmaya devam etmeliydim. Çanakkale’ye bakan her göz aynı şeyi görmeyebilirdi, görmemeliydi de. Ki özündeki asla giden yol onu nerelere götürecek, nelere visal edecek? Bu sadece kendisine aitti. Onu yolun iradesinden hiçbir fani çekip alamazdı. Bundan dolayı geçmişini kaybetmemeliydi insan.. Ki geleceği zenginleştirebilsin.

Son cümle, artık nihayete eriyoruz : “Kendini tanımak; önyargıların ve yalanların kölesi olmaktan kurtulmak.” Kayboluştan, yitmekten kurtulmak. Her zaman için kapıların tümünü kapamamak. Hiç olmazsa birini aralık bırakmak. Çünkü zaman zaman içinde değişimlerin hızlıca yaşandığı bu mekanda insana düşen de buna hazırlıklı olmak. Hükmettiğini zannettiği dünya bile ona ne mevki bırakıyor, ne şan şöhret, ne mal mülk, ne de saltanat!. Hiçbir şey! Aslolan hiç içindeki varlığa ulaşmada. Her şey insafa gelmede, gaflet uykusundan uyanmada, gerçeğe gözlerini açmada; gözünde, dilinde, kalbinde, sözünde edebi yakalamada!. İnsan olma yolunda son söz yine Yunus Emre’ye ait:

“Merhamet güzeli görebilmektir. / Sevmenin sırrına erebilmektir. Cihan,alem herkes bilsin ki şunu : / En büyük ibadet sevebilmektir.”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.