KÜÇÜLELİM BEYLER KÜÇÜLELİM!..

Bu haber 04 Temmuz 2009 - 0:00 'de eklendi ve 704 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Günün en yoğun saatlerinde, özellikle okulların dağılımı ve de memurların mesai bitiminde, belediye otobüslerine bindiğimizde arkadan sesler gelirdi.
İlerleyelim beyler ilerleyelim.
İster istemez, ite kaka ön saflarda yer almaya çalışırdık.
Üniversite yıllarında her dem karşılaştığımız bu olay, aklıma bir çağrışım getirdi.
Küçülelim beyler küçülelim.
Değil mi ki şu sıra ülke ekonomisi olarak tarihin en düşük büyüme oranıyla karşı karşıyayız.
% 13.8 rakamına bulan küçülme karşısında şaşkınlıktan öte, her kim olursa olsun karamsar.
Bunun anlamı küçülelim beyler küçülelimden başkası değildir.
 ***
Evet, ne yazık ki Türkiye olarak, Cumhuriyet tarihinin en büyük küçülme oranıyla tanıştık.
Elbette nice dönemlerde, özellikle ekonominin istenen rakamlar içermediği süreçte, ekonomide küçülmeler görüldü.
Ne var ki hiçbir dönemde bu rakama ulaşan küçülme ile karşı karşıya gelmedi ülkemiz.
Aslında sürpriz değil.
Ne zamandan bu yana, her alandaki iş çevreleri dahil konunun uzmanı pek çok ekonomistlerin konuya ilişkin işaretleri vardı.
Eğer hükümet bir takım tedbirler almaz, özellikle üretim alanlarında faaliyet gösteren iş çevrelerine destek vermez ise karanlık bir tablo ile karşılaşırız.
Dolayısıyla bir zaman sonra önü alınamaz rakamlar karşımıza dikilir.
Bu nedenle “görünen köy kılavuz  istemez” misali geliyorum diye bas bas bağıran tehlike karşısında mutlaka çareler aranmalı.
Kısaca, ekonomik dengelerin kurulması noktasında olmazsa olmaz koşul üretimin artırılması cihetine gidilmeli.
Aksi halde, tahminlerin çok üzerinde küçülme yaşanabilir.
***
Çok değil yılın ilk 3 ayında kendini gösteren ekonomik göstergeler, geliyorum diyen tehlikenin habercisi olmasına karşın, ne gariptir ki gereğini yerine getirmekten uzak kaldık.
Bir farkla, bizatihi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan çıktı.
Dünyayı etkisi altına alan global ekonomik kriz Türkiye’ye teğet geçti diyerek, sözüm ona yüreklere su serpmeye çalıştı.
Ama değildi.
Bu şartlarda krizin etkisini göstermesi kaçınılmazdı.
Dolayısıyla tek çare, hükümetin alacağı tedbirlere bağlıydı.
Bu da üretimin artması, dolayısıyla halkın ticari sirkülasyona yönelmesiyle mümkün olurdu.
Ne var ki istenen düzeyde önlemler alınmadı.
Veya şartlar elvermiyor gerekçesiyle alınamadı.
Bunun sonucu bugün, pek çok iş yeri ya kapatıldı, ya üretim yarıya indirildi.
İlişkin olarak vatandaşın alım gücü de her geçen gün aşağılara indiği için ticari faaliyet yok denecek düzeyde.
Hal böyle olunca şimdi açıklanan % 13.8 lik bir küçülme oranıyla karşı karşıya kaldık.
Bakınız ortaya çıkan tablo ile ilgili istatistik veriler, hangi rakamları içeriyor.
Milli gelirin % 77’sini harcayan hane halkının ilk 3 ayda tüketimleri yüzde 9.2 oranında azalmış.
Milli gelirin % 21’nin yöneldiği yatırım harcamalarında % 29 kısıntı olmuş.
Tabidir ki bu şartlar % 13.8 lik bir küçülmeyi sağlamıştır.
Bu arada bir başka açmaz tarım alanında olmuştur.
Tarım yok edilmiş.
Oysa bu durum, milli gelirdeki değişim oranlarını imalat sanayinin büyüme ve küçülme oranlarını belirler.
***
Meselenin bir başka boyutu daha var.
Ekonomideki tarihi küçülme, yılın ilk 3 ayında milli gelirle ortaya çıkan % 13.8 oranındaki gerilemenin rakamsal boyutudur.
Oysa bunun yaşamsal boyutu daha vardır.
Dolayısıyla insani boyut, ekonomideki küçülme nedeniyle insanların tüketim harcamalarını kısmak zorunda bırakmıştır.
Her halde bu, vatandaşın rızkından kesmek zorunda olduğu anlamından başkası değildir.
Bilmem bu tablo karşısında başbakan Erdoğan, hala krizin teğet geçtiğinde diretir mi?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.