Köyceğiz’in yaşam tarzına müdahale!

Bu haber 29 Mart 2019 - 0:39 'de eklendi ve 2.650 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Muğla‘da Ahmet Çalca‘nın Akyaka‘sından sonra şimdi de Kamil Ceylan‘ın Köyceğiz‘i “sakin şehir” oldu…

Köyceğiz‘in AK Partili Belediye Başkanı Kamil Ceylan‘ın ilçe halkı ile elele verip, “Köyceğiz’de yaşam”a birlikte müdahale sonucu Köyceğiz o alınması hiçte kolay olmayan ‘Cittaslow‘ (Sakin şehir) unvanını aldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir kaç gün önce Dünya’nın en yavaş canlısı olarak bildiğimiz kaplumbağa amblemi olan ‘Cittaslow‘ bayrağını göndere çekti.

Dün de Başkan Ceylan, Köyceğiz Başkanlığı‘nda ilk döneminin son 2 yılına sığdırdığı çabalarının sonucunu tanıtım kahvaltısında basınla paylaştı. Başkan Ceylan bir sorumuza karşılık verirken, “Köyceğiz’in yaşamına öyle bir müdahale ettik ki, mutfağından yaşam tarzına doğal ve tarihi çevresi ile birlikte sakinliğini hep birlikte koruyacağız. İmar planlarımızda bu özelliğimizi hissettireceğiz.” dedi.

Büyükşehir Yasası ile Akyaka Ula‘nın mahallesi haline gelirken, yeniden Ula Belediye Başkanı seçilen Ümit Karaaslan nedense, Kamil Ceylan ve Ahmet Çalca gibi duyarlılık göstermedi…

Umarız yeniden seçilirse Çalca’nın mirasına “Ne gerek var” diye bakmaz…

xx           xx           xx

Köyceğiz ilçemiz, İtalya’da yapılan Cittaslow İcra Kurulu Toplantısı‘nda üyeliğe kabul edildi.

İtalya’da 1999 yılında başlayan “sakin şehir” uygulaması için başvurusu kabul edilen Köyceğiz, Türkiye’nin 16’ncı Cittaslow yerleşimi oldu.

Köyceğiz Belediye Başkanı Ceylan, tanıtım toplantısında ilçeyi marka haline getirmeye gayret gösterdiklerini belirtirken, “Cittaslow Genel Başkanı Tunç Soyer’in elinden Seferihisar’da belgemizi aldık. Özellikle Köyceğiz halkına iki yıldır devam eden çalışmalarda bize verdikleri destek için çok teşekkür ediyorum.” dedi. Konuşmasında “Köyceğiz’in hayatında ne değişti?” diye soran Başkan Ceylan, “Yaptığımız çalışmalarla AB’ne girdik. Cittaslow belgesi bunun ispatıdır. Köyceğiz’den Türkiye’nin Avrupa olduğunu gösterdik. Avrupa’dan öğreneceklerimiz var. Avrupa’nın da bizden öğrenecekleri var. Bu bellgeyi almak kolay olmadı. Korumakta zor. O nedenle hep birlikte Kültürel ve tabiat değerlerimizi koruyacağız. Köyceğiz’e süper marketleri ve betonu sokmayacağız.” şeklinde yanıt verdi.

Cittaslow unvanı turizmde marina ve plajlara verilen “Mavi Bayrak”tan da önemli bir referans… Koşullardan bir tanesinin eksilmesi halinde o unvan geri alınıyor.

Dün Köyceğiz‘deydim. Gerçekten “Avrupalı” bir Köyceğiz gördüm… İzlenimlerimi ayrıca paylaşırız.

xx           xx           xx

Cittaslow? .. İtalyanca citta (şehir) ve İngilizce slow (yavaş) kelimelerinden oluşan Cittaslow, “sakin şehir” anlamında kullanılıyor. Cittaslow ağı ise küreselleşmenin şehirlerin dokusunu, sakinlerini ve yaşam tarzını standartlaştırmasını, yerel özelliklerini ortadan kaldırmasını engellemek için “slow food” hareketinden ortaya çıkan Kentler Birliği olarak faaliyet yürütüyor.

Keşke dün Köyceğiz‘de yapılan tanıtımda Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün de olsaydı ve “Partilerimiz farklı olabilir, ama Muğla hepimizin gözbebeği. Birlikte elele Muğla’nın sakin şehirlerini Türkiye’nin sakin şehirlerinden daha çok yapacağız.” diyebilseydi…

Bu ülkenin aykırı başkanlara, aykırılıklara o kadar çok ihtiyacı var ki…

Veteriner Hekim Necati Demirel de nerede yazmış bilmiyorum, Başkan Gürün ile ilgili “31 Mart Seçiminde Hangi Trene Binmeliyiz.” başlıklı bir yazı yazmış. Raşit Dural‘ın facebook paylaşımında gördüm. Güzel yazı. Bende sizlerle paylaşmak isterim. İzinde almadım, ama umarım bir şey demez…

xx           xx           xx

Necati Demirel‘in “Sayın Osman Gürün hatırlar mı bilmem? 1998 yılıydı. Yücelen hastanesinde tedavi görmekte olan babamın yatak ucuna oturmuş olan Osman Gürün’ü ‘CHP’sine üye ve Belediye Başkanlığına da aday olması için ben ve kolunda serumla amansız hastalığa karşı direnen babamla birlikte ikna etmek için epey uğraşmıştık.Osman Gürün’ün bir iki gün sonra ‘CHP’sine üye olduğunu ve çok kısa süre sonra da Belediye Başkanlığına aday olduğunu öğrenmiştik. Babam, 26 Mart 1999 yılında amansız hastalığa yenik düştü. Bugün babamın ölümünün 20 inci yılı. (26.03 2019)” diye başladığı yazısı şöyle:

Duygusal olmamdan kaynaklı, yıllardır Başkanımız olan Osman Gürün benim için sanki babamın emaneti gibi. Başarılı olursa babamın adına ve kendi namıma seviniyorum. Yanlış yaparsa da hem babam hem de kendi adıma üzülüyorum. Bu nedenle 2013 ve 2014 yılları arasında kendisine açıktan eleştiri içeren ve kamuoyuyla da paylaştığım mektuplar yazdım ve yerel gazetelerde bunu paylaştım. Eleştirilerimi burada tekrarlamak istemiyorum.

***

Asıl bugün üzerinde durmak istediğim konu; 31 Mart 2019 yerel seçimiyle ilgili. Takip ettiğim ve yaşadığım kadarıyla Muğla kamuoyunun CHP ile değil de, Sayın Osman Gürün’le sorunu olduğu tespitim ağır basıyor. Sayın Osman Gürün’e bu kadar tepki nereden geliyor olabilir?

Kanımca uzun süre Belediye Başkanlığı yapmış olması bir dezavantaj olarak değerlendirilebilir.

Milletvekili seçimlerinde tek belirleyen olması da tepki nedenleri arasında sayılabilir. Sayın Osman Gürün’ün İlçe yöneticilerinin seçiminde, olması gerekenden daha belirleyici olması ve ilçe Belediye Başkanlarının seçiminde de baskın çıkması çok tepki çekti. Ankara Merkez yönetiminin baskıcı ve tekçi yönetim anlayışının Muğla’da temsilcisi gibi davrandı. Kanımca: Hem CHP İl Yönetimi, hem milletvekilleri ve hem de Osman Gürün seçim çalışmalarına katılmasa, Büyükşehir oyları kanımca daha az oranda düşerdi.

***

Osman Gürün’e 22.03.2013 yılında soldan eleştiri yazımda; ‘Merkezi yönetimin ve maalesef, içinde sizin de yer aldığınız yerel yöneticiler;

Hala, ‘gezi ruhu’ algısında problem yaşıyorlar. Sizi en çok eleştirenler, hangi yönünüzü eleştiriyorlar? Doğru değerlendirme yapıyor olabilirler diye, düşündüğünüz oldu mu? Toplumda en çok eleştiri aldığınız konuda, özeleştiri yapmayı düşünüyor musunuz? Gezi ruhu algısına, yani ‘katılımcılık ilkesine’ sahip olabilirseniz ki, mutlaka olmalısınız.Bu konuda göstereceğiniz başarısızlık sizin için çok büyük bir dezavantaj olacaktır. Bu dezavantajı size güvenenlere yaşatmayacağınıza inanıyorum.’ demiştim. 21 Ocak 2014 yılında kaleme aldığım bir başka yazımda da:

‘Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, Çağdaş Sosyal Demokrasi anlayışının temel ilkelerinden biri:

Ekonomik alanın dışına itilmiş olanları, yönetime dahil etmek ve onları korumak için politikalar geliştirmektir. Kenar kentlerimizin çoğunda olduğu gibi, Muğla’da da ‘kültürel sermaye sahibi orta sınıf’ oldukça güçlüdür. Kültürel sermayeli bu orta sınıf, özgürlüğüne düşkündür. Ayrıca iradesine ipotek konulmasına tepkilidir. Bu sınıfın güçlü olması sizin için çok büyük bir avantajdır. Size avantaj sağlayan bu sınıfı yönetmek de bir o kadar güçtür. Bu sınıf kent yönetiminde söz sahibi olamaz ise, şu anda iktidar için kabus olan bu güç, yarın size de kabus dolu günler yaşatabilir.’ demiştim.

İşte bugün yaşanılan tam da budur.

Bugün entelektüel sermaye sahibi olan kesim sizi ve yönetim anlayışınızı sorguluyor.

xx           xx           xx

Necati Demirel‘in yazısı bu kadar değil. Ancak bu kadarının altına imza atarım.

Doğru tespitler yapmış, ama 80 Anayasası gibi “ancak..” diye devam etmiş… Demirel yazısını “ancaktan” sonra şöyle noktalamış:

Muğla demokrasinin limanı deniyor ya. Muğla’ya bu özelliği kazandıran; entelektüel sermaye sahibi olanların fazla olmasındandır. Her şeye rağmen; Bu seçimlerde CHP dışında seyahat etmek: Yanlış trene binmek demektir. Unutmayalım ki: Yanlış trene binip, koridorunda ters yöne koşmak Ankara yönetimi dışında kimseye fayda sağlamaz.

Ancak bu sözlerin altına imza atmam… Bu benim fikrim, siz isterseniz atarsınız tabi… Ne de olsa Muğla‘yı yönetenler “parti içi demokrasiyi” rafa kaldırmış olsalar da Muğla bir demokrasi limanıdır…

Aslında 20 yıl önce doğru diye binilen o trenin koridorunda ters yöne gitmeye çalışanlar da az değil… Gerçi ben o trenden 19 yıl önce indim… Hem o “başkanlık treni” ile CHP trenini de karıştırmamak lazım…

Bazen insan kendini kandırırken çikolata yemiş gibi mutlu da olabiliyor… Başkalarını kandırırken de mutlu olunabiliniyor mu işte onu bilmiyorum.

xx           xx           xx

Son zamanlarda “demokrasinin sesi” haline gelen Kemal Özcan da facebook paylaşımında “O değil de, ‘Büyükşehirde hangi adayı destekliyorsun?’ diye soruyorum. Diyor ki, ‘Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi.’…  Osman Gürün’ü destekliyorum demek ayıp mı?” demiş…

Neden ayıp olsun? İnsan hür iradesiyle utanmadan istediği adayı savunur, aslanlar gibi destekler… Utanıyorsa kim neden birini desteklesin ki? Ben desteklemiyorum… Bu benim fikrim.

Siz bana bakmayın, demokrasi limanı Muğla’da siz istediğinizi destekleyin, istediğiniz tirene binin…

——————————                                                          ——————————

GÜNÜN SÖZÜ: Dürüst ve şerefli insanların kendilerini tarif etmeye ihtiyacı olmaz.

ÇİVİ

Arkadaşım,“Başkanlıkta laf üretenler aday oluca yaptıklarını değil, yapacaklarını anlatıyor” dedi.

Beni Bi Gülmek Aldı: )))))

———————————————————————————————————————

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

3 ADET YORUM YAPILDI
Nabide Kılınç 29 Mart 2019 / 02:12

Özgürlük için istediğiniz adayı destekleyin. Necati Demirel’in yazısını okumuştum. Başka bir şey CHP Genel Merkezi Seyit Torun yazıyor altında Türkiye genelinde Cumartesi günü için çok farklı bir etkinlik çıkarmış. Ancak siz bulursunuz bu paylaşımı CHP Muğla İl Başkanlığı paylaşmış. Ben çocuklar konusunda oldukça farklı bir duyguya sahibim.
Yazılarınızı büyük keyifle okudum, teşekkürler.

gerçek CHP'li 29 Mart 2019 / 20:17

Necati Demirel’in “Her şeye rağmen; Bu seçimlerde CHP dışında seyahat etmek: Yanlış trene binmek demektir.” sözü Muğla için geçerli değildir. CHP tabanı ters giden trene binmez.

gerçek CHP'li 29 Mart 2019 / 21:48

CHP İl Başkanı Adem Zeybekoğlu “Herkesi Büyükşehir ve İlçe Belediye adaylarımızın poster, resim ve afişlerini evine, işyerine, camına, balkonuna asmaya davet ediyoruz. ” diyor.
Aynı duyurunun yanında iki büyükşehir çalışanının feryadı var.
1- “Beni Muğla otogarında temizlik işlerine verdiler. Amaçlarının CHP’li personeli yıpratmak olduğunu düşünüyorum. Ya istifa edeceksin ya katlanacaksınız. Bizim yerimize giren adamlar CHP’li değil. Neden CHP’lilerin harcandığını ben çözemedim.
2- “Benim Osman başkanla bir derdim de yok. Yaşadıklarımı anlatıyorum. Göreve gelen müdürler CHP’li personeli yıpratmaya çalışıyorlar. En büyük sıkıntı CHP’li olmamızdı. İlk başlarda Osman Başkanı savundum. Ama sonunda istifaya zorlandım.” diyorlar. Bu iki işçinin anlattıklarından şu sonuç çıkar Muğla’da CHP’nin İl ve İlçe Başkanlıklarının olmadığı sonucu çıkar. Bu iki kişinin anlattıklarına İl Başkanı, Osman Başkan aday olmazsa istifa ederiz diyen 4 milletvekili ne der acaba. Partililere sahip çıkmayanlara oy verilir mi.