KONUMUZ: KÖY ENSTİTÜLERİ

Bu haber 01 Ekim 2009 - 0:00 'de eklendi ve 850 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

KONUMUZ: KÖY ENSTİTÜLERİ
Hasan Basri Bilgin’in Son Çorba Adlı Eserinden alıntı.
Sayfa: 227
 
GÖZARDI ETTİĞİMİZ ÖNEMLİ BİR SÖZ
Mustafa Kemal’in; “Köylü milletin efendisidir” sözünü, Kur­tuluş Savaşı’nda bu kesimlerin özverili davranışına ve çıkarsız kahramanlığına bağlayanlar çoğunluktadır.
Oysa, bir sosyoloji uzmanı olduğu gözlenen Atatürk bu de­yişiyle; toplumun ortak kullanım alanlarından çok uzakta yaşa­yan köylüyü sosyal yaşantının katılımına çağırmaktadır.
Adıyla sanıyla bir gruba tüm ulusun efendiliğini sunmak ilk bakışta toplu yaşamın dengesini sağlayan eşitlik kuralına aykırı gelen sivri bir düşünce gibi görünse de, o gün ve daha sonra­sında bile köylü kitlesinin Türk toplumunun ortak yararlanma alanlarından çok uzakta bulunduğu gerçeğinden hareketle bu sözün, toplum yaşamını sağlıklı işletecek çok etkili bir mıknatıs olduğunu görürüz.
Köylü, devlet kademelerinde, kendi içinden çıkmış bir yö­netici, bir bakan ya da bir başbakan gördüğü gün demokrasiye ve Cumhuriyete sahip çıkar.
Ülkenin yüzde 50’den fazlasını oluşturan bir nüfus; tarlasın­dan yorgun dönüşün akşamında, gecesini sigara dumanlarıyla kirlenmiş kahvehanenin bakımsızlıktan üzerinde siyah yağ ta­bakaları oluşmuş kirli pişpirik masaları yerine, kahkahalarıyla eşlik ettiği bir tiyatronun yumuşak koltuklarında geçirdiği gün, yaşamın erdemini anlar. Akşama kadar. elinden düşürmediği, avuçlarının içini  çapanın, küreğin, kazmanın yerine parmaklarının arasına tenis raketini tutuşturduğunuz zaman . mutlu olur,
İnsanlar ancak kendilerine yaşama kolaylığı, vatandaş erde­mi sunan düzene bekçi olur.
Toplu yaşamak bir ortaklıktır. Bu oluşumun tüm bireylen ortak kullanım alanlarından hukuksal bir yapılanmayla, adalet­li biçimde yararlandığı zaman DEVLET’e “benim” gözüyle ba­kıp, ona BENDELİK yapar.
Beğeniyle gözlediğimiz tüm medeni ve ileri ülkelerin yapı­sındaki temel harç bu felsefede gizlidir.
Bütün dinlerin, bütün düşünce sistemlerinin ana fikri; bir­likte yaşayan insanların, ortak kullanım alanlarından adaletli biçimde, özgürce yararlanması üzerinedir.  İşte Mustafa Kemal Türk Toplumuna dönüp:
“Koylu milletin efendisidir” derken, elbet, bu sosyal gerçeği koyuyordu ortaya.
Yapılması Gereken Neydi, Neler Yapıldı?
Ülkeyi hızla kalkındıracak toplumsal yaşamın bu vazgeçil­mez öğretisine uyumun birinci yolu eğitimden geçiyordu. Her şeyi karşıdan seyretmekte olan köylüyü ve yoksul halk kesimlerini EĞİTMEK!
Bu amaç doğrultusunda önce Köy Enstitüleri ve Halkevleri kuruldu.
Karnını doyuracak paradan yoksun köylü, kendine hiçbir külfet yüklemeyen sisteme kolayca uyum sağlamıştı, çocukları­nı yanlı Köy Enstitülerine yolladı.
Köy çocukları öğretmen olup; fırıncı Memiş’ten manifatura­cı Ali ağaya, tahrirat kâtibinden karakol komutanına kadar her kesimin çocuklarım okutmaya başlayınca…
Fırsat eşitliğini elindeki olanaklara saldırı olarak algılayan aristokrat kafalar feryada başladı:
“Nasıl olur efendi, ayağı şalvarlı köylü Mehmet’in sığır ço­banlığı yapan çocuğu benim evladımı nasıl okutur, nasıl onun hayatına yön verebilir?”
Bu köylülerin ortak kullanım alanına yaklaşmasına duyulan ilk tepkiydi.
Onların kafasında, İsmet Paşadan kaynaklandığı söylenen bir l^aşka tür vatandaşlık politikası vardı:
“Çiftçinin çocuğu çiftçi, amirin çocuğu amir olacak, herkes anasının babasının mesleğini yürütecek!”
Bu durumda yapacak tek şey kalıyordu: Köy Enstitülerini ka­patmak…
Ama durduk yerde nasıl olacak bu kapatma işlemi? Köylü: nün elinde sandık var, “OY var…Önce Köy Enstitüleri provoke edildi. o tarihte en büyük tehlike olarak görülen Komünizm çalışmaları bu okulların içine kaydırıldı,
Sanki bu okullar Milli Eğitim Bakanlığının kontrolünde değilmişcesine…
Sanki bu onlar bir komşu devletin ideolojik üssüymüşçesi-ne, buralarda, İstiklal Marşı yerine Enternasyonel söyletilmeye başlandı.
Muhafazakâr yapıdaki köylü ve halk kesimlerinin tepkisini çekmek üzere bu okullarda bir eylem daha ortaya kondu:
Kadın erkek ilişkilerinin hassasiyetle irdelendiği bir toplum­da, kız ve erkek öğrenciler aynı yatakhanede yatırılarak, konu­ya bir de “AHLAK” boyutu eklendi.
Böylece bu okulların kapatılması kolaylaştırılmıştı. Hatta bir eğitim kurumunun sona erdirilmesi toplumdan övgü ve büyük alkış bile aldı.
Sonuç:
Evli evine, KÖYLÜ KÖYÜNE!
HALKEVLERİ’NİN gerçek işlevi; konferanslarla halkı bi­linçlendirmek, tiyatro, konser gibi sosyal aktivitelerle vatandaşı uygar dünyanın yaşam düzeyine ulaştırmaktı.
Böyle başladı ama başladığı gibi gitmedi.
“Cehil Memiş’in “REY’iyle benim “OY’um nasıl bir tutulur!” zihniyetinin temsilcileri, “Demokrasi yalnızca benim için ge­rek” bencilliğinin yarattığı kinle, oraların da yaban ideolojilerce provoke edilmesine göz yumdu.
Halkevleri, halkın nefretini çeken, adı varlığına ters düş­müş, halkın uğramaktan çekindiği soğuk taş binalar haline dö­nüştürüldü.
“Halkın bilinçlendirilmesi ne demek?”
Ayağından çarığı, kıçından şalvarı çıkartmama politikası yü­rütülüyordu.
O günlerde televizyon yok, radyo yok, gazete yok, kitap yok… “EVLERİ’ne kapanan halk; sosyal kimsesizliğin karanlığı­na gömülüp gitti!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.