Koltuğunuza Hoşgeldiniz

Bu haber 16 Haziran 2014 - 15:57 'de eklendi ve 971 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Yöremiz aynı olduğu ve bir de büyüğüm olduğu için, sempatiduymaktayım…Çok babacan…
Kim ne derse desin,babacan tavrı O’na çokyakışıyor… Benim memleketim Kaş’la, sırt sırtadır memleketi, Fethiye.
Aramızda AKDAĞ var. Yüce bir dağdır Akdağ. 3 Bin metreyi bulur.Dorukları karlıdır. Yücedir ama tepelerden sevgiyle
bakar bizlere sarıp sarmalar, insanı ve ruhunu ulu görüntüsüyle. Akdağ’ın dorukları can damarlarıdır,
göçerler yani yörükler için. Söylemeliyim ki bende bir yörüğüm. Etekleri bereketli topraklara sahiptir.
Yeşillikler fışkırır. Toprağı sıksan sanki bir can yaratacak kadar özdür. Akdağ, Fethiye ile Kaş’ın arasında uzanan
sıra dağlarıdır. Beydağları’nın da bir koludur. Biz Kaşlılar olduğu kadar Fethiyelilere de gülümser.
Nasıl bir yüce dağ ki anlatılamaz. Kutsaldır aynı zamanda. Kar suları ile beslenen akar suları bereketlidir.
Uçarsu’dur bu suyun adı. Öyle güzel bir efsanesi var ki buranın dillendirmek ve anlatmak lazım. Abdal Musayla ilgili pek çok efsane vardır.Akdağ ile olanı ise bambaşka. Akdağ’ın Gömbe Yaylasına (Kaş’ın yaylası ) bakan yüzündeki Uçarsu ve Fethiye yakınlarındaki ünlü Saklı Kent Kanyonu ile ilgilidir. Ayrıca Akdağ’ın Fethiye tarafındaki köylerini de ilgilendirmektedir. Abdal Musa Elmalı tarafında (Antalya’nın İlçesidir Elmalı-Tekke Köyü ) yaşamış bir ermiş. Türbesi vardır Tekke Köyü’nde. Ben iki-üç kez gittim ve gördüm. Bu köye akın akın ziyaretler olmakta. Her gittiği yerde, el üstünde tutulan Abdal Musa Hazretleri adı geçen Akdağlar’ın Fethiye yüzündeki köylere gelmiş. Diğer köylerde olduğu gibi burada yaşayanlar tarafından da büyük itibar görmüş, el üstünde tutulmuş. Kendisine köylerinin misafirperverliğinin gereğini yerine getirmişler. Ayrıca ününü duydukları için saygıda kusur işlememişlerdir. Abdal Musa
günlerce bu köyün birisinde konuk olarak kalmış, Köylüler “Bir şey buyuracak mı?” diye gözlerinin içine bakmışlar.Yemediklerini yedirmişler, içmediklerini içirmişler, gönlünü hoş etmişler, duasını almışlar. Köylüler de onun sohbetlerinden çok hoşlanmışlar. Abdal Musa’da bu köylüleri çok sevmiş. Gözlerinin tokluğunu, almadan vermesini bilen konukseverliklerini pek beğenmiş. Bu saf ve temiz insanlara çok ama çok ısınmış. Kendisine gösterilen yakın ilgiden dolayı onlara bir iyilik etmek istemiş. Köyden ayrılıp kendi köyüne
dönme zamanı yaklaştığında onlara: “-Ey güzel Allah’ın sevgili kulları, Allah gözünüze, gönlünüze göre versin. Şimdi ben gidiyorum. Söyleyin bakalım bir eksiğiniz, isteğiniz var mı?” Köylüler Abdal Musa’nın bu övgü dolu sözlerine çok sevinmişler. Kendisine teşekkür etmişler. Hep bir ağızdan: “-Sağ olasın Efendi hazretleri, sayenizde hiçbir eksiğimiz yoktur. Sağlığına duacıyız” demişler Abdal Musa bu gözü ve gönlü tok ve misafirperver insanları mükafatsız bırakmak istememiş ve sararan ekinlere, ağaçlara ve uzayıp giden kıraç, susuz tarlalara bakmış da: “Eksiksiz köy mü olur? Mutlaka bir ihtiyacınız vardır, söyleyin hele!”demiş. Abdal Musa’nın bu anlayışlı konuşmasından cesaret alarak hep bir ağızdan: -Herşeyimiz var, var olmasına da, sulama suyumuz yok ya Efendi hazretleri. Malımız, davarımız, ekinlerimiz, ağaçlarımız susuzluktan kırılıyor. Ekinlerimiz evinsiz oluyor” demişler. Abdal Musa’nın yüzü bulutlanmış, aslında bu kadar büyük talep beklemiyormuş.” “İyi de” demiş Abdal Musa: “Sizler bu güzellikler, güzel davranışlarla birlikte bol suya kavuşursanız, çok zengin olursunuz. Cebiniz para bulunca Allah’a asi olursunuz, yabancı bir konuk gelince ağırlamazsınız. Onlara güler yüz-tatlı dil göstermezsiniz. Bundan korkuyorum” demiş. Köylüler telaşlanmışlar, korkmuşlar,
yeminler etmişler. “Aman Ya Efendi hazretleri! Suyumuz bol olur da bağ bahçe sahibi ve zengin olursak gelenlere daha iyi bakarız. Yeter ki suyumuzolsun” demişler.
Abdal Musa ağır ağır yerinden kalkmış. Dualar okuyarak yürümüş. Asası elinde bir müddet yürüdükten sonra bir kayanın önüne gelmiş, yine bir zaman elleri havada dua
ettikten sonra ““Ya Allah! Diyerek elindeki asasını kılıç gibi kayanın böğrüne saplamış. Köylülerin şaşkın bakışları arasında kayada açılan yarıktan buz gibi sular akmaya başlamış. Bu suyun ilk çıktığı yer kendiliğinden genişlemiş, bir çay halini almış. Köylülerin sevinçleri ise görmeye değermiş.
Köylülerin, duaları ve sevinçleri, teşekkürleriyle köyün çıkışına kadar uğurlanmış. Suyun çıkmasıyla birlikte köyün çehresi değişmiş. Bağlar, bahçeler yeşillenmiş, tarlaların verimi artmış. Köylüler birkaç yıl içinde zengin olmuşlar. Aradan epey zaman geçmiş. Abdal Musa’nın yolu köye düşmüş. Köydeki gözle
görülür değişikliği hemen fark etmiş. Yeşillikler, meyve yüklü ağaçlar, bağlar, bahçeler ve yüzü gülen ekin tarlaları köye ayrı bir güzellik katıyormuş. Halk büyük
bir koşuşturma içindeymiş. Kimse onun geldiğinin farkında bile değilmiş. Bir kaç saat geçmiş, yorgunmuş, açlıkta başlamış. Onu görenler kimsin? Necisin? Diye sormamış bile.Köylünün birinden yiyecek ekmek istemiş, “Allah rızası için bir parça ekmek verin” demiş. Dinleyen bile olmamış, üstelik bir de azar işitmiş: -“Haydi yoluna, hangi yüzle yiyecek istiyorsun. Benimle tarlada, bahçede, harmanda çalıştın mı?” Kendi ağzıyla ekmek istediği halde köylülerden ekmek alamayan Abdal Musa çok üzülmüş. Daha
önce bu köylülere su vermesi için Allah’a yalvardığına bin pişman olmuş. Yine ellerini havaya açarak yüksek sesle şöyle dua etmiş: Ey Allah’ım! Bu nankör insanlar, senin verdiğin nimetin değerini bilemediler. Varlık sahibi oldular ama, zenginliğin gereğini yerine getirmediler. Gururlandılar, kibirlendiler. Tanrı misafirini aç koydular, var iken vermediler. Onlara armağan olarak verdiğin güzel suyu muhanet kıl, onlara yarayacağı zaman hiç akmasın. Kış mevsimigeldiğinde de bulanık aksın” diye dua etmş. Gürül gürül akan su, o dakikada kesilivermiş. Köylüler işin farkına varmışlar, pişman olmuşlar. Abdal Musa’nın ayaklarına kapanmak istemişler, ama Abdal
Musa kayboluvermiş…
Şimdilerde Mayıs sonlarında veya Haziran Ayı başlarında Akdağ’ın Gömbe Yaylasından taraflarına bakan yüzünde büyük bir gürültüyle bir su patlar. Etrafına güzel
görüntüler vererek yükseklerden uçar. Bu suya UÇARSU derler. Bu taraf Kaş’ın  yaylasının olduğu taraf. Abdal Musa’nın duası üzerine Ekim Ayı sonuna kadar muhteşem görüntülerle Gömbe taraflarına akar. Ekim Ayından itibaren de Akdağ’ın diğer yüzündeki köylere akar ama bulanık olarak. Bu bir efsane gerçekten su yöndeğiştirmekte kışın Fethiye tarafına, yaz aylarında Kaş’ın yaylası Gömbe tarafınaakar. Buraya inanç turizmi olmakta ve yaz aylarında Elmalı Tekke Köyüne gelenler Uçarsuyu’da ziyaret ediyorlar. Unutmamak gerekli ki, tüm inançlara saygı çok önemli bir barış felsefesi dir. Evet laf çok uzadı.Hani dedim ya çok babacan… Benim memleketimle sırt sırta olan memleketi, babacan insana kanım ısınıyor. Bir büyüğüm olarak sempati duyuyorum. Sanırım benim yaşlarında çocukları var ve babacan demekle örtüşüyor.
Sizlerde çok meraklandınız değil mi? Lafın nereye gideceğini. Evet sayın Rektörümüz Mansur Harmandar’dır kendisi. Uçarsu bir onlara gülümsüyor ve bir bize… Kültürler ve geleneklerimiz uyuşmakta. İnsanın örtüştüğü kültürden insanlarını hısım kadar yakın hisseder. Olağan üstü bir şey. İllerin tekrar sınırlarını yapsalar sanırım Kaş
ve Fethiye’yi birleştirip il yaparlardı. Biliyorum ki sayın rektörümüzde hısımlarının ve kan bağlarının olduğu yerleri çok seviyor ve bu bağlamda hoş bir duruş
sergiliyor. Sayın Harmandar tekrar atandı. İkinci kez, yönettiği sistemin başına geçince, geçmişten dersler çıkartarak sistemi daha da büyütecek ve başarılı yapacak
şekilde etkin kılacaktır, temenim o… Yönetim bir sanattır ve bilimdir. Güçlü yöneticilik için liderlik özellikleri şart. Farklı olmak, farklı düşünmekte çok önemli. Bu kez ütopik dedikleri şeyleri gerçekleştiriniz lütfen… Hızlı ve dinamik olunuz…Yaşam düşüncemiz yani felsefemiz, yaratıcı düşünceye, hep ileriye ve yeni fikirlere açık olmaya endeksli olmalıdır. Yaratıcı düşünceyi destekleyen ve üretenlerle birlikte çalışınız. Siyasetçilerde ve yöneticilerde bir zaafiyet vardır. İpleri en yakınındakinin ellerine kaptırırlar ve insanları kucaklamaktan, uzlaşma kültüründen adım adım uzaklaşırlar. Siz tüm öğrencilerinizle birlikte, tüm
öğretim görevlilerinizi kucaklayan olunuz.Gelişimden beslenen bir yönetim sergileyiniz. Dinamik işler yapınız… Yazmaya başladığım süreç içinde, Özcan Özgür bana sen Muğla Basınına çok şey kattın demişti. Bilmiyorum ne derece katkı sağladım ama Üniversite ve Kent kucaklaşması benim yazılarında hep vardı. Kent ve Üniversite kucaklaşsın istedim. Yıllar içinde bu konuda çok olumlugelişmeler oldu. Ve ben bu konuda çok mutluyum…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
reşat öztepe 17 Haziran 2014 / 12:24

Yazınızı okudum;sizi çok iyi tanımam.Ancak;Hamle nin kuruluşunda bendeniz de mautfağında çalıştı.Rahmetli H.İ.Niz.Cennet Mekan.Sizi ve duruşunuzu tebrik ediyorum.Kurulduğu ve yayıma başladığı günden beri Hamle müdavimiyim.sevgi ve saygı.