Koca bir metafor

Bu haber 20 Nisan 2012 - 0:00 'de eklendi ve 885 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Sabahın doğayı uyandıran ışımasıyla, tüm güzelliklerin kaynaşarak ahenkli bir ritim de yakalayarak ortaya muhteşem bir eserin ortaya çıkışını bize dilimiz lal olmuş şekilde izletir. Burada sanki hepsi bir diğerini daha güzel gösterebilmek için aynı dilin ritmiyle senfoni yaratırlar.
Doğanın bu dili bana ait olmak ve sahiplenmeyi çağrıştırıyor. Bir ülkeye, bir millete, bir şehre, bir aileye ya da bir sevgiliye ait olmayı.
Aidiyet duygusu nedir? Sahiplenmek nedir? Sahiplenilmek nedir? Bunlar kocaman bir METAFOR. Franz Kafka aidiyet duygusunu, bu koca metaforu hiç mi hiç yaşayamadı. 3 Temmuz 1883 yılında doğdu. Praglı bir Yahudi’ydi. Yahudi olduğu için Almanlar tarafından, Almanca konuştuğu için Çek’ler tarafından hor görüldü. Her iki tarafta da kenarda kuytuda kalmak zor bir durum olsa gerek.
Kabul görmemek ve aidiyet yoksunluğu derin bir acı iken bir de monarşisini karşındakini yok edercesine ilan etmiş baba vardı evin içinde. Hayatı ve hayatın çalkantılarını anlattığını sanan ve özellikle hayatta kalmayı başaran tek oğlu Franz’da nasıl bir travma yarattığını bilmeden diktatörce monarşisinin rüzgarını estirdi.
Üzerine tahakküm kurulmaya çalışılması ve takdir görmemek, üstüne üstelik bir de yazarlığının kabul görmemesi Kafka’yı daha bir ürkek yapmıştı. İriyarı ve sağlıklı baba olan Hermann, tüm çocukluğu boyunca Kafka’yı ağır değersizlik duygusu ve otorite baskısı içinde yarattığı otorite fobisi onun tüm eserlerinin içine derinden sızmıştır.
Bir yapıtında çevremizdeki acıların tamamını bizimde çekmemiz gerekir. Hepimizin ortak bir vücudu yoktur, ama ortak bir büyüme yolumuz vardır ve bu ise, şu ya da bu biçimde, acılar içinden götürür bizi. Biz yaşadığımız dünyanın tüm acılarından geçerek gelişiriz demişti.
SANTRE, Franz Kafka olmasaydı çağdaş batı edebiyatının çok şey kaybedeceğini söylemiş ve bana öyle geliyor ki, Kafka sadece Batı edebiyatının doruklarından biri değil; Evrensellik diye bir şey varsa, umudu, umutsuzluğu, korkutuculuğu, ironisi ve gizli hüzünleriyle Kafka evrensel bir yazardır. Bambaşka bir kültürel coğrafyada, bambaşka bir zaman diliminde bugün Kafka’dan etkileniyorsak onun sınır tanımaz sezgisine ne çok şey borçluyuz dedi.
Sanki bir tılsım etkisi var gibi tüm dünyada, her dilden, her kuşaktan, her milletten sevilen ve satır satır analiz edilen bir yazar ve muazzam bir edebi yetenek olan Kafka az olan arkadaşları arasında en çok Max Brod’u severdi.
Kafka, dostu Max’ten ölümünden sonra yazdığı her şeyi yakmasını istedi. Yazdıklarının gereğinden fazla kişisel ve değersiz olduğunu düşünüyordu. Belki de değersizliğini nakış gibi işleyen baba Hermanna bir tepkiydi yok olma istediği. Tabii Max onunla aynı fikirde değildi ve Kafka’nın ölümünden sonra, karışık halde bulunan binlerce sayfa metni toplayıp düzenlenerek yayınladı.
‘Doğru yol gergin bir ip boyunca ilerler; yükseğe değil, yerin az üzerine çekilmiş ip, üzerinde ilerlemekten çok insanı çelmelemek için çekilmiş gibidir aforizmasında buluna Kafka’yı bambaşka bir kültürel coğrafyada, bambaşka bir zaman diliminde onun sınır tanımaz sezgisini anlamak için gelin romanlarını, hikayelerini, mektuplarını, günlüklerini okuyarak yad etmeye ve anlamaya ne dersiniz?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.