KIRK KATIR MI? KIRK SATIR MI?

Bu haber 07 Mart 2012 - 0:00 'de eklendi ve 930 kez görüntülendi.
CIZ
CIZ cizciz@hamlegazetesi.com.tr

“2023 Türkiye Turizm Stratejisi’nin VİZYON’unu da öne çıkan başlıklar özetle şöyle;
Sürdürülebilir turizm yaklaşımının benimsenmesi,
Bölgesel gelişimde turizmin öncü rolü,
Turizm gelirlerinde ve turist sayısında 2023’e kadar ilk 5 ülke arasına girmek,
Uluslararası marka değerini yükseltmek,
Ayrıca vizyona yönelik ilkelere bir göz atalım.
1-Turizmde ürünün çeşitlendirilerek sezonun bütün bir yıla yayılması.
2-Küresel eğilim taleplerinin izlenmesi ve buna yönelik planlama ve uygulamaların yapılması.
3-Turizmde rekabetin ve ucuz ürünün tersine markalaşan turizm bölgeleri oluşturulması.
4-Turizm gelişiminin sürdürülebilir çevre politikaları ile desteklenmesi
5-Yöreye özgü farklı turizm türlerinin birbirine entegrasyonunu sağlayarak çok çeşitli turizm imkanlarını sağlık, eğitim vb. farklı sektörel kullanımlarla bir arada sunulabilen alternatif odaklı turizm kentlerinin oluşturulması.
6-Turizm planlamasının bütüncül planlama yaklaşımı ile merkezi-yerel yönetimlerin eşgüdümü sağlanarak, yönetsel organizasyonun ve finans olanaklarının birlikte ele alınması.
Yine aynı planın 19. Sayfasında ulaşım ve altyapı stratejisi “hızla gelişen turizm sektörünün yoğunlaştığı yerleşimlerin altyapı ve ulaşım sorunlarının giderilmesini “ gerekli kılıyor.
Evet var mı bir diyeceği olan? Yıllardır haykırdığımız, bıkmadan, usanmadan yazdığımız tespitler Hükümetin Vizyon 2023 Turizm Stratejisi’nde böyle açıklanıyor.
Tabii ki burada dikkatlerden kaçırmamamız gereken şey şu; nasıl ki turizmde sürdürülebilirlik esas alınıyorsa, planlarda öngörülen süre içinde “uygulanabilirlik” birinci kriter olmalıdır. Yoksa onbinlerce dolar ödenerek yaptırılan kuşe kağıtlı, süslü kitaplar hayal ürününün çarpıcı bir belgesi olarak kütüphanemizi süsler.
Peki, bu uygulanabilirliği kim sağlayacak? Hükümet bu planları yaptıysa, mutlaka kaynağını da bulacaktır. Burada en büyük görev bize, yani “yerel”e düşüyor. İlgili bakanlıklardan önce neyi, ne zaman, nasıl, ne kadar isteyeceğimize karar verelim ve hangi kapıyı çalacağımızı bilelim.
Çünkü turizm çeşitliliği, 12 ay turizm, alt yapı, ulaşım, çevre, arkeoloji vb. konularda Bodrum’a hizmet ve yatırım getirmek için elimizde o kadar çok gerekçeler var ki anlatamam. Mesela,  turizm stratejisindeki bu maddeleri destekleyen 2007-2013 9. Kalkınma Planı ve GEKA’nın 2011-2013 Planı da var. Şimdiye kadar bu belgelerden ve kararlardan kaç kişinin haberi var?
Bunları madde madde raporlarımıza dayanak eklediğimizde taleplerimize kim karşı çıkabilir? Bölgemizin turizm gelirlerinin artmasına kim mani olabilir? Devlet kendi yaptığı plan ve stratejilerle ters düşmek ister mi? Hele Bodrum yatırımlarına öncelik veren bir iktidar varken.
O zaman sorun nerede? Sorun bizde. İdeoloji ile turizm ve ekonomi yürümez. Anlayışlarımızı ve önyargılarımızı kapris yapmadan revize etmeliyiz. Taleplerimizi bir tek havuzda harmanlayıp, olgunlaştırıp proje haline getirmeliyiz ve Bakanların kapısına dayanmalıyız. Yoksa Bodrum için birlik olmadıkça kimse bizi kaale almaz ve Ankara’dan amorti ile döneriz, büyük fırsatları kaçırırız.
Bu serzenişlerimin nedenini merak edebilirsiniz. İki haftadır gündemden düşmeyen ve her kesimde heyecan uyandıran “Sağlık Serbest Bölgesi” için AK PARTİ İlçe Başkanı dışında kimse kılını kıpırdatmadı.
Geçen hafta önerdiğim gibi, bir platform oluştursak, enine boyuna, artıları, eksileri tartışsak, Bodrum çıkarları ve beklentileri ile uyumlu ise “ortak akıl” ürünü olarak süreci hızlandırmak adına talebimizi Sağlık Bakanlığı’na ve Maliye Bakanlığı’na iletsek ne kaybederiz? AK PARTİ İlçe Başkanı Yılmaz Algül’ün çabalarına destek versek ne kaybederiz? Nedir bu iletişimsizlik anlamış değilim.
Yoksa bir özgüven sorunumuz mu var? Herhalde yüksek çılgın projeler başımız döndürüyor olmalı. Ancak biz çelik çomakla oyalanırken yargı sürecinin ardından birileri gelir, o güzelim taşınmazın üstüne 3000 adet konut yaparsa daha mı iyi olacak? O zaman yine istemezük teranileri ile medyada arz-ı endam edeceğiz, öyle mi? Yazık, çok yazık… sevsinler sizin Bodrum sevginizi, çevreciliğinizi…
Tekrar ediyorum, eğer bu süreçte turizmi baltalayan konutlaşma kaosu ile karşılaşırsak bunun sorumluları başta Belediye Başkanları, odalar ve ilgili STK’lardır.
Aslında bu ilgisizliği anlamıyor değilim. Sessiz tepkinin (tepkisizliğin) bir açılımı olmalı, değil mi? Arkadaşlar herhalde böylesi cazip bir yatırımı Bodrum’a yakıştıramıyor olmalılar. Eğer gerekçe buysa, bunun için minderden kaçıyorlarsa yerden göğe kadar haklılar (!) Kel başa şimşir tarak misali bunca altyapı, yapılaşma, çevre ve çarpık büyüme sorunları varken sırası mı büyük projelerin diyebilirler. Ama ben asla öyle düşünmüyorum. Zararın neresinden dönülürse kardır.
Geçen hafta boyunca neredeyse yarımada’nın tamamından, Yalı’dan Yalıkavak’a, Gümbet’ten Turgutreis’e kadar yollarla ilgili şikayetler aldım. Yollar, sokaklar delik deşik. Allah aşkına! Bodrumlu bunu hak etmiyor. Yeter artık, yaza doğru çukurlara birer kürek asfalt atmakla bu iş olmuyor. Lütfen kalıcı bir çözüm bulun.
Bir dokun bin ah işit misali… 20 yıldır nerede Kongre-Kültür Merkezimiz? 23 yıl önce görev yaptığım Çankırı’nın bile o tarihlerde muhteşem bir Kültür Sarayı vardı. Niye Bodrum’da yok?
Halkımızın düğün salonlarına ödediği paradan haberiniz var mı? Nerede Bodrumluya yakışır modern bir düğün salonu?
Bodrum’u coşturacak, turizm gelirlerini arttıracak aklımda daha çok projeler var, zamanı gelince onları da açıklayacağım. Bunlardan birkaçını bile kapabilirsek inanın Bodrum çağ atlar. Yeter ki gücümüzün farkına varalım.
Victor Hugo der ki;
“İnsanlar kuvvetten yoksun değillerdir, ama onu yönetecek iradeye muhtaçtırlar.”
Hoşçakalın!..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.