KİMSE ASLINI İNKAR ETMESİN

Bu haber 29 Ekim 2009 - 0:00 'de eklendi ve 731 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Türk boyları içinden alimler çıkarmış, eşsiz kumandanlar çıkarmış bir millettir. İslamiyetten başka hiçbir dine tabi olmamıştır. Türklüğün doğuş yerleri olan Orta Asya’dan, batıya doğru akın eden Türkler, her gittiği yerlerde inançlarını, Adalet ölçülerini, liderlik vasıflarını ve örflerini de beraber götürmüşlerdir. Bu akınlar da ciddi bir savaş hali olarak, Malazgirt meydan savaşı adeta milat olmaya devam etmektedir. Büyük hakan Alp Aslan, haçlılarla karşı, İslam ve Türk varlığını Dünyaya kabul ettirmiştir. Bu büyük zafer sonrası Anadolu’ya yayılan ve küçük beyliklere bölünen Türkler, her bölümde ünlü din alimlerini de eğitim için büyük yetki ve imkanlar vermişlerdir. Bunlardan; Mevlana, ŞEH Edibali, Hacıbayram Veli, Ak Şemşettin, Saidi Nursi, Süleyman Turan Efendi ve günümüzde ise, Fethullah hoca efendi gibi müritleri olan çok ünlü din alimleri büyük saygı görmektedir. Bu Alimlerden Şeyh Edibali, Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey’e kayın baba olmuştur. Osmanlı Beyliği kurulurken, Şeyh Edibali’nin, Osman Bey’e  yaptığı nasihat, bir anayasa gibi tatbik edilerek, Hakanlık haline gelinmiştir.
Bütün Dünyadaki Müslümanların Halifesi Osmanlı Hakanı olmuş ve birinci cihan savaşı sonu, hatta Cumhuriyetin ilanının da bile Halifelik devam etmiştir. Yeni dönem meclisi bizzat Halifeliği ret etmiştir. Bu gün Hiristiyanların özellikle koruduğu büyük yetkiler verdiği, hatta önemli bütçesi olan ruhani lider Papa için laik anlayış çalışmıyor. Onlar kendi dinlerinden korkmuyorlar. Hatta Hiristiyan demokrat veya hiristiyan milliyetçi gibi isimler gayet normal karşılanıyor. Devlette görev alan büyükler kilise de İncil üzerine el koyarak yemin ediyorlar.
Biz de bazı zamanlarda bir kaymakamın bile camiye gitmesi görevinin sonu olmuştur. Son Ecevit ve sözde sağcı ortakları zamanında bu konuda tamimler yayınlanmıştı. İrtica olduğunu bildirerek, bu gibi hareketlerin önlenmesi için idareciler yetkili kılınmıştır.
Neticede devlet memurları korkudan camilerde görünmez hale gelmişlerdi. Bu neden böyle oldu diye her zaman düşünüyorum ve tarihimizi  araştırmaya önem  veriyorum. Bana göre; 1800’lü yıllarda sanayi de Avrupa ilerlemiş bizde onlara pazar olmuşuz. Zamanla borç almaya da başlamışız. Bu hale düşülmesine sebep olan yalnız saray değildir. Bürokrasi de rüşvet ve servet yarışı başlamış. Askerler içine fitne girmiş, belirli aralıklarla askerler yönetimden bazılarının kellesini istemeye ve başarılı da olmaya başlanmış. Zaman gelmiş siyasiler, askerleri yön vererek, hakanları görevden almışlar. Bu acı tablo ile birlikte borç alınan Avrupanın bazı isteklerine boyun eğilmiştir. Bu cümleden olarak, 1800’lü yıllarda yabancılar bizim ülkemizde  kolejler açmışlar. Bu okullarda okuyanların yönetime karşı isyankar olduğunu görüyoruz. Bu okulların gayri müslümler tarafından rağbet gördüğü biliniyor.
Bizden de Avrupada okuma veya staj adı altında talebelerin, Avrupa’ya gitmeleri sağlanmıştır.  Özellikle bizde subay çıktıktan sonra Avrupa’ya staja giden  Enver Paşa, Almanya, Telat ve Cemal paşalar Fransa’ya gitmişler ve oradan mason olarak dönmüşlerdir.
1878’de Ruslarla yapılan savaşın sorumlusu, devletin ön saflarındaki  mevkilerde iken hep yanlışlar yaparak  Sultan Abdül Hamit gününe kadar gelebilen Mithat Paşa, Sultan Apdül Azizin katlinde bile var. Sultan Abdül Hamit’i yıkanlar asker ve Avrupa’da okumuşlar, orada mason olmuşlar. Orduyu ele geçirince, askerlerin dini  görgülerini yasak getirmişler. Asker cenüp olmaz, asker oruç tutmaz gibi uygulamalar görülmüştür. Sultan Hamit Han’ı yıkanlar İttihat ve Terakki cemiyeti üyeleri olan Enver, Telat ve Cemal Paşa ve Balkanlardan toplanan Çingene, Rum, Yahudi askerlerin İstanbul civarında tutulması ile halkı göz dağı vermeler, Müslümanlara baskı yapmalar  devam etmiştir. İttihatçı paşaların getirdiği rejim ile Yüzbaşıdan büyük rütbelilerin yetkileri yüzbaşı rütbelilere verilmiştir. Çok önemli tarihi bir olay var. Mason locasına kayıt emrine tek başına Yüzbaşı Mustafa Kemal red etmiştir.
En büyük tenkidi onların kongresinde Mustafa Kemal yapmıştır. Buna rağmen, Mustafa Kemal’i, İstanbul civarında tutmuşlardır. Tarihçi Yılmaz Öztuna’ya göre, şayet Mustafa Kemal’i Yemen gibi uzakta olan orduya gönderselerdi, Atatürk  olamazdı. Diye yazdı. Kısaca olayları hatırladıktan sonra, Çanakkale zaferimizle yeniden toparlanma ama nasıl? İşte burada Türk olmak ve Müslüman olmak ön safa geçmiştir. Atatürk, Çanakkale’de süngü savaşını anlatırken, 15’er kişilik guruplar Allah Allah diyerek siperin arkasına gidiyor geri gelmiyor. Tekrar gidecek gurup kendini hazırlıyor adeta ölüme kendisi gidiyor ve onlarda geri gelmiyor. Yenisi hazırdır, o gurup da gidiyor oda geri gelmiyor. Atatürk diyor ki; Bu ne hikmet yarabbi!!. ölüme, şehadet’e gönüllü giden asalet ve inanç!.. Bu asalet dünyada başka hiçbir millet de yok. Bu imanla Müslüman hakan, Vahidettin ile Mustafa Kemal ve yeniden oluşturulan bir ekip subaylar Anadolu’daki Müslüman halkı yönlendiriyorlar.
Elbette Osmanlı hakanlığının devamıyız. Bunu hepimiz, aynı yürekle neden söyleyemiyoruz?  Bu konu umarım  yakın zamanda çok açık şekilde anayasaya dahi yazılır. Atatürk mason değildi. Menderes’de, Turgut Özal’da mason değildi. Atatürk 13 yıl mumyalanmış vaziyette müzede kaldı. Bir yıl içinde Anıt kabir inşaatını 1951’de Menderes bitirdi ve şanlı şerefli toprağına kavuştu.
Menderes gibi bir dehanın kabrini 23 yıl sonra Turgut Özal getirdi, Anıt mezara konuldu. Turgut Özal’ın ölümü hala şüpheli ölüm olmaya devam ediyor. Merhum için anıt mezarını,  ordunun teşviki ile Mesut Yılmaz hükümeti  yapmıştır. Diyorum ki, bizim tarihimizde utanacağımız  bir yönetim yok. İdarenin sokaklara dökülmesi var. Asil olan bu Millet yeniden toparlanmasını hep bilmiştir. Tarihimize göre bu gün de toparlanma dönemindeyiz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.