Kim Haklı, Kim Suçlu?

Bu haber 01 Ocak 2014 - 11:42 'de eklendi ve 1.219 kez görüntülendi.
CIZ
CIZ cizciz@hamlegazetesi.com.tr

Ahmet Karataş
Türkiye’yi teğet geçen, ancak dünyadaki etkileri hala devam eden 2008 Küresel Krizinden sonra hâkim kapitalist düzen daha ciddi sorgulanmaya başlandı. Bu tükeniş süreci alternatif arayışlarını da beraberinde getirdi. Anlaşılan o ki; önümüzdeki 50 yıl içinde dünyadaki güç dengeleri değişecek, yeni sistem ve medeniyet beklentileri artacak. 21.yy kapitalist sistemin tarihe gömüleceği bir asır olacak. Bu bir kehanet değil ama dayanakları olan bir öngörüdür.
İnsanlığın kaderini değiştirecek, ezilen milletlerin uyanışına vesile olacak ve evrensel insani değerlerin yeniden şekilleneceği böylesi kritik bir yol ayrımında sol veya sosyalizm ne yapıyor? İçinde özeleştiri ve özdenetim barındıran bu soruya herkes cevap aramalı değil mi?
Sosyalizm, 90’lı yıllarda kendi pratiğinin çöküşünü okuyamadı ve dünyayı (belki de teammüden ) tek kutuplu Amerikan emperyalizminin kanlı pençelerine terk etti. Göreceksiniz, bu sefer de kapitalizmin çöküşünü ve çözülüşünü okuyamayacak. Çünkü fikirde ve eylemde böyle bir emare görünmüyor.
Aslında sosyalizm, sol, sosyal demokrasi asıl fırsatı 2008 Küresel Krizinde kaçırdı. Hakim sistemin çaresiz kaldığı, henüz paradigma değişikliğine gitmediği ve restorasyona başlamadığı o dönemde sosyalist modeller bırakın alternatif olmayı, krizi tanımlayamadılar bile.
Bu acizlik ve tükenmişlik niye? 200 yıllık birikime sahip, İngiliz ekonomi-politiği, Alman felsefesi ve Fransız ütopik sosyalizmi gibi köklü temelleri olan sosyo-ekonomik bir siyaset akımının 2008 Küresel Krizinde dünyaya ve geleceğe dair bir diyeceğinin olmayışı (olamayışı) biraz düşündürücü değil mi? Yani bu işte bir bit yeniği yok mu? Yoksa sosyalizmin elinde ve beyninde prangalar mı var? Hem de ABD patentli…
Biraz açalım. Burada ilk akla gelen; 20.yy’ın ikinci çeyreğinden itibaren sosyalizmin genetik kodlarıyla oynanmaya başlanmasıdır. Üçüncü çeyreğe kadar olgunlaştırılan bu operasyon sonucunda sosyalizm yeniden formatlanarak kapitalizmin dümen suyuna sokuldu. Hatta küresel efendilerin huzurunu bozan uyanış hareketlerini bastırmada taşeronluk dahil her şey var bu yeni formatta.
Ünlü MİT’çi Prof. Mahir Kaynak’ın şu tespitinin yorumunu da size bırakıyorum; “Biz yıllarca komünizmin kökünü hep Moskova’da aradık ama bulamadık, meğer Washington’daymış .”
İslam dünyasındaki kuşatılmışlık zaten belli. ABD, Ortadoğu’daki son gelişmelerde görüldüğü gibi, diktatörlükten ılımlı İslamcılığa kadar kullanabileceği tüm argümanları kullanarak acımasızca kan emmeye, petrol hortumlamaya devam ediyor.
Atatürk’ün önderliğinde verdiğimiz Kurtuluş Mücadelesi dışında İslam dünyasında başarıya ulaşmış yalın ve yerli bir çıkış yok. Bu alternatifsizliğe rağmen 2008 küresel krizinden sonra daha insancıl, daha paylaşımcı ve özgürlükçü makyajlarla süslenen paradigma değişikliği bile kapitalizmin çöküşünü durduramayacak. Çünkü el attığı her coğrafya kan ve gözyaşına boğuluyor. Aslında boğulan sistemin ta kendisi.
Yaşanan bunca zulüm ve adaletsizlikler karşısında, tek kutuplu küresel sömürü düzenine Türkiye’den başka kim kafa tutabiliyor? Bu anahtar sorunun bizi götüreceği nokta, küresel güçlerin istikrarlı, güçlü ve barış içinde bir Türkiye’yi hazmedemeyeceği gerçeğidir. Kendi hesapları için tabii ki Ortadoğu coğrafyasında ve dünyada alternatif bir gücün (hele bu Türkiye ise ) oluşmasını asla istemeyeceklerdir. Türkiye’nin aldığı mesafeyi, hele Erdoğan’ı hazmetmeleri ise hiç mümkün değil.
Nasıl hazmetsin ki, aşağıdaki rakamlara bakar mısınız? Irak ve İran petrollerinin Türkiye üzerinden pazarlanmasından Türkiye’nin elde edeceği 10 yıllık gelir 150 milyar dolar. Peki Türkiye’nin 2013 cari açığı ne kadar; 61 milyar dolar.
Demek ki Başbakan 2023 vizyonu diye boşuna çırpınmıyor. Terörle mücadeleye harcanmayacak parayla, turizm ve ihracattaki artışlara bu petrol gelirini eklediğimizde Türkiye 10 yılda cari açığını kapatmış olacak. Bu; Avrupa’nın en zengin üçüncü ülkesi olmak demektir. İsterseniz biraz açalım; 2013 itibariyle Almanya’nın GSMH’sı 3 trilyon dolar, İngiltere’nin ise 2 trilyon dolar. Şayet başka operasyonlar daha yemezsek bu gidişata göre Türkiye’nin 2023 yılındaki GSMH’sı 1,5 trilyon dolar olacak. Yani, Avrupa’nın üçüncü büyük ekonomisi.
İşte yukarıdaki tablo, gezi olaylarının ruhunu hala 40 ağaca bağlayan, operasyonun şifresini de ayakkabı kutusunda arayanlara ithaf olunur.
Türkiye’nin 11 yılda aldığı mesafeyi ve 2023 vizyonunu düşünün, Erdoğan’ın ve Ak Parti’nin önü niçin kesilmek isteniyor anlaşılacaktır.
Gezi olaylarında kredibilite kaybı ve kamuya verilen zarar hariç Türkiye’nin bir aylık faizden kaybı 18 milyar dolardır. Peki şimdi soruyorum; bu rant kimin cebine indi? Benim cebime inmediği kesin. Geziyi kimler tezgâhladıysa onların cebine indi.
Şimdi de farklı senaryo. Halkbank komplosunu göremeyen zavallılar belki de beni yolsuzluklara arka çıkmakla suçlayacak. Allah korusun. Şayet bu operasyon bin bir çeşit şaibeli yöntemlerle değil de adam gibi yapılsaydı, davullu zurnalı değil de usulüne uygun yapılsaydı, kimsenin diyeceği olamazdı. O zaman herkes, 75 milyonun hakkını çalan her kimse, Sarıgül de dâhil, hesabını versin, cezasını çeksin derdi.
Ancak operasyonun ABD patentli, Halkbank’ı bitirme operasyonu olduğu anlaşılınca, halk Türkiye’ye, istikrara, Ak Parti ve Erdoğan’a sahip çıkmaya başladı. Düşünün bir kere, eğer bu 4.5 milyonluk bir yolsuzluk operasyonuysa Türkiye 10 günde niçin 104 milyar dolar zarara uğratıldı. 17 Aralık’ tan bir gün önce hangi bankalar dolar stoku yaptı? Bir başka deyişle bu çok uluslu operasyonla Türkiye GSMH sının % 7’sini 10 gün içinde kaybetmiş oldu. Şimdi bu büyük hırsızlığın hesabını kim verecek?
Hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz ama yargıya intikal eden 4.5 milyonun kararını yargı verecek. Peki şu 104 MİLYAR dolar kimin cebine indi?
Operasyonu ilk duyduğumda Halkbank bahane, büyük oyunlar dönüyor demiştim. Keşke yanılsaydım. Bitmedi, daha arkadan gelecek zararlara ve yeni dalgalara hazırlıklı olalım. Bu savaş düpedüz bir petrol savaşıdır. Nitekim geçenlerde Türkiye ile Kuzey Irak arasında merkezi hükümetin de onayladığı bir petrol anlaşması yapılmıştı. Buna göre Türkiye’den pazarlanacak petrolün parası HALKBANK’tan geçecekti. Bu da Türkiye’nin yılda 13 milyar dolar, 10 yılda da 150 milyar dolar kazanması demektir.
Çok ilginç bir rastlantıyla (!) Halkbank operasyonundan sonra Neçirvan Barzani’nin direnmesine rağmen bu anlaşma tek taraflı iptal edildiği söylentileri dolaşmaya başladı. Artık Kuzey Irak’ın petrol paraları Halkbank’ta değil de ABD’nin New York’taki JP Morgan Bank’ına yatacağı dillendiriliyor. Yani bir operasyonla Türkiye’nin 150 milyar doları tehlikeye atılmış oldu. Yazıklar olsun, kim hırsız, kim vatan haini şimdi anlaşıldı mı?
Ancak kaos tezgahçıları ve onların yerli işbirlikçileri boşuna iştahlanmasın. Türkiye’nin ekonomik gücü seçim ayarlı bu kirli operasyonu bertaraf etmeye yetecektir.
Gezi olaylarında da aynı şeyi söylemiştim. Türkiye, Ak Parti ve Erdoğan bu operasyondan da güçlenerek çıkacaktır.
Türkiye’yi kaosa ve teröre teslim ederek bölgede alternatif olmaktan çıkarmaya matuf ABD-İsrail (CİA-MOSSAD) patentli bu operasyonun şifresi kapitalizmin 2008’de yaptığı paradigma değişikliğinin içinde gizlidir.
Küresel emperyalizme boyun eğmeyen ve ayakkabı kutusuyla diz çöktürülemeyen Türkiye tüm ezilen halkların rehberi olmaya devam edecektir. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi… 2023 yılında kimin haklı, kimin suçlu olduğu anlaşılacak. Umarım o zaman ayakkabı kutusu edebiyatından siyasi rant devşirmeye çalışanlar bu milletten bir özrü çok görmezler…
Hoşçakalın…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.