Kenti Anlayabilmek « Hamle Gazetesi

Kenti Anlayabilmek

Bu haber 18 Ocak 2016 - 8:57 'de eklendi ve 1.036 kez görüntülendi.
Ünal Bozyerunalbozyer@hamlegazetesi.com.tr
Sosyolojik Bakış

Ünal Bozyer

Sanayi devrimiyle birlikte şehir kavramı yerine kent kullanımı yaygınlaşmıştır. Günlük konuşmalarımızda veya yazılarımızda çoğu zaman dikkat etmeden aynı anlama gelecek şekilde iki kavramdan birini kullanırız. Oysa ikisi arasında anlam farkı vardır. Kent sanki daha modern kullanım, şehir ise geleneksel.

İnternette şehir ve kent arasındaki farkı bilmediğini iddia ettikleri kent bilimci Ruşen Keleş’e ithaf edilmiş şiir bile var. Şehir ve kent kavramları aslında farklı anlamlar çağrıştırıyor. Şehir daha eski kullanım olarak geleneksel, doğal, sokak ve mahalle dokusuyla insan ilişkilerini çağrıştırırken, kent, planlı, imarlı mekanları, otorite ve iktidarı, birey ve kitleyi hatırlatıyor. Şehir denilince pazar, meydan, mabet, kahvehane, dostluk, vefa gibi kavramlar öne çıkarken kent, apartman, alışveriş merkezi, banka gibi kavramlarla birlikte anılıyor.

Max Weber, şehir-kent ayrımı yaparak kentin Batı’ya şehrin ise Doğu’ya ait olduğunu ileri sürerek kentin özgür birey (burjuva) tarafından kurulmuş olmasını en önemli fark olarak ortaya koymaktadır. Batı’da on altıncı yüzyıldan itibaren başlayan gelişmeler, sanayi devrimi ve kapitalizmin yayılarak gelişmesi, dünya egemenlik ilişkilerinde Batı lehine yeni bir konumun ortaya çıkmasını sağlamıştır. On sekizinci yüzyıldan itibaren somutlaşan ve dünya tarihini açıklamada, tek ve mutlak bir ölçü olarak değerlendirilen sanayi, hem geçmişi hem de geleceği açıklayıcı yönüyle merkeze konulan bir olgu olmuştur. Sanayi devrimine göre yapılan kent analizine en çarpıcı örnek Gideon Sjoberg’in “üçlü ayrımı”dır. Sjoberg açıklamalarında, kentsel yapı açısından teknolojiyi bağımsız değişken olarak tanımlayarak, sanayinin getirdiği gelişmelerin farklılaşmalara yol açtığını belirtmektedir. Teknolojinin meydana getirdiği farklılaşmaları açıklamak için kentsel yapıyı üç temel döneme ayırmıştır: Sanayi öncesi kent, geçiş dönemindeki kent ve sanayi kenti olmak üzere. Sjoberg’e göre her üç kent biçiminin ayrı ayrı özellikleri bulunmaktadır. Ortaya koyduğu dönemlendirme de dikkat çeken temel özellik ise kentin sürekli bir değişim içinde olduğudur. Teknolojinin dönüşmesine bağlı olarak kentsel yaşamda da önemli değişiklikler yaşandığı ifade edilerek, geleneksel değerlerin modern değerlere dönüşeceği ve sonuçta geleneksel değerlerin yok olacağı varsayılmaktadır. Benzer biçimde kentleri sanayi öncesi ve sonrası olarak iki döneme ayırarak açıklayan Emrys Jones, sanayileşmenin toplumsal ilişkileri de belirlediğini savunmuştur.

Sanayi devriminin etkileri bu açıklamalarla sınırlı değildir. Turizmin ortaya çıkması, sosyoloji, psikoloji gibi bilim dallarının gelişimi, nüfusun yeni oluşan kentlere göç etmesi, metropol gibi merkezlerin oluşumu gibi gelişmeler sanayi devrimine bağlı olarak açıklanır. Sanayi ve sanayileşme, modern ve modernleşme, kent ve kentleşme kavramları da çoğu zaman aynı anlama gelecek şekilde kullanılır.

Batı’da yaşanan sanayi devrimi süreci Weber’in de vurguladığı gibi Batı’ya özgü bir süreçtir. Doğu’nun değerleri, mekânı oluşturma veya inşa etme süreci sanayi devrimi gibi süreçlerle açıklanamaz, Doğu’da Batı’da yaşanan süreçlerin tekrarlanacağı beklemek ise eşyanın tabiatına aykırıdır. Ancak ülkemiz 1950’li yıllardan itibaren sanayileşme olmadan İstanbul merkezli olmak üzere kentlere göç e-ankaraescort.com sürecine girmiştir. Yeni yollar, yeni iş ve istihdam alanları açılan yöreler hızla göç almış, kısa zamanda önemli kent merkezlerine dönüşmüştür. Günümüzde ülke nüfusunun büyük oranda kentlerde yaşadığını, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki tablonun tamamen tersine döndüğünü gözlemliyoruz.

Bu açıklamalar ışığında ilimizi nasıl değerlendirebiliriz. 1980’e kadar göç veren illerden biri iken, turizm, termik santraller, mermercilik ve üniversite gibi dinamiklerin etkisiyle göç hızı bakımından ilk sıralara tırmanan ilimiz kentleşmiş midir? Gerek ekonomik, gerekse toplumsal açıdan Merkez ilçeden büyük ilçeleri olan Muğla’mızı kent olarak mı tanımlamalıyız yoksa geçmişiyle, tarihiyle kadim şehirler arasında mı saymalıyız. İlimiz için geleceğe yönelik planlama yapılırken bu konulara dikkat edilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konuların netleşmesiyle Büyükşehir kavramının daha gerçekçi bir tartışma zeminine oturacağına inanıyorum.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.