KAZIM KARABEKİR PAŞA´NIN GÜNLÜKLERİ

Bu haber 10 Aralık 2009 - 0:00 'de eklendi ve 1.151 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Amiral Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, İsmet Paşa, Fethi Okyar Bey ve Rauf Orbay Bey olarak sık sık toplanarak, Anadolu’ya geçme planlarını geliştirmişlerdir. Günün sadrazamı ve Padişah Vahideddin Han ile temas halinde olarak nihayi karara varılmıştır. Buna göre, Ali Fuat Cebesoy Ankara civarına, Kazım Karabekir Erzurum ve havalisine Ordu komutanı olarak gidecekler. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa genel müfettiş olarak deniz yolu ile Samsun’dan, Erzuruma geçecek. Burada kongre yapılacak.
Proğram aynen uygulanarak Kurtuluş Savaşı ve zaferi neticesinde Cumhuriyet kurulmuştur. Savaş yılları geride kalınca Ülke yönetiminde yetki mücadelesi olmamış diyerek 1950 yılına geliyoruz. Tek parti döneminde neler olduğunu kulaktan dolma bilgilere sahip idik. Çok partili dönemde kalkınmanın verdiği refahat  içinde eski dönemi gazi paşalar dönemi olarak kabul ediyorduk. Ancak, Askerlerin politikaya bizzat girdiği 1960’dan itibaren bazı şeylerin hiçte milletin bildiği gibi olmadığı anlaşılmıştır. Peki nedir bu milletin bilmediği? İşte yakın tarihimizde Atatürk’ün isteği üzerine en yakın arkadaşlarının kurduğu partiler neden yaşatılmadı? Neden Atatürk İslam dini, Türkçülük hakkında ısrarla durduğu halde tam tersi icraatlara nasıl oldu da mani olamadı? Bunlara cevap vereceğini umduğumuz Kazım Karabekir  Paşa’nın hatıraları kitap olarak basıldı. Kitap önümüzdeki günlerde  Yapı Kredi Bankası Kültür Yayınları AŞ. tarafından dağıtılacak. Kitap hakkında kısa bilgi için Günlüklerden ayrı Tarihlerden alınmış beş güne ait bilgileri sunuyoruz.
14 Kasım 1914 Cumartesi
Fatih’te Cihat fetvası ilan edildi. Numayişçiler nezarete geldiler. Dua oldu. Ayastefanos kilisesi Hedmine gittiler. Nümayişçiler Harbiye Nezareti dış kapısı önüne gelmesiyle iş bu ilanı anladım. Tiweney sordu: “Cihat ilanıyla alem-İslam kalkacak mı? dedim: Osmanlı İslamları bile  kalkmaz. Çünkü duymaz ve anlamaz.
1 Ocak 1919 Çarşamba
İsmet geldi. Hava güzel, latif, İstanbul’dayım. Şimdiye kadar tebellür eden fikirler:
İzzet Paşa-Mütereddit. Hükümetten çekildiğine nadim. Belki bu kadar fenalık olmazdı diyor. Sıkıştırınca ağlıyor.
Mustafa Kemal Paşa- Harbiye Nezareti ne geçmek suretiyle teşekkül edecek kabinede iş göreceğine kani. Hususi yaver-i padişahi, her Cuma selamlığında temasta.
Rauf  Bey- Sıkıya gelince Bolşevik olmalı, ne Rum kalır ne Ermeni zannediyor. (tashih-i fikir ettirdim)
Fevzi ve Cevat Paşalar- Hangi kabine gelirse  vazifelerine devam fikrinde.
İsmet- Askerlikten çıkalım, Köylü olalım diyor.
Ben- Mesele silahla hallolacak. Tek bile kalsam yılmayacağım. Anadolu da bir milli hükümet kurmalı. Şarka gidersem bunu yaparım.
18 Temmuz 1923 Çarşamba
İstasyondaki intihap Komisyonuna uğradım. Teşkilat-ı Esasiye müzakere olunuyormuş. İkinci müzakere. Bana haber verilmedi. Halbuki hayati bir mesele! Ben tesadüfen bulundum. Gazi riyasetinde katiplik Saffet’e Celsede bulunanlar: dahiliye vekili Fethi, Maliye vekili Fehmi, Nafia vekili Feyzi, Sabri (sonra Ziraat vekili), İktisat vekili Mahmut Esat, Muavenet-İçtimaiye vekili Tevfik Rüştü, Matbaa müdürü Ahmet Ağaoğlu, Ziya Gökalp, Topçu İhsan, Sİvas Mebusu Rasim, Teşkilat-ı Esasiye’de devletin dini İslam dinidir yazısının kaldırılması hakkında konuşuluyormuş. Evvela. Tevfik Rüştü dedi. “Ben kanaatimi millet kürsüsünden dahi haykırırım. Kimseden korkmam.” Ne olduğunu anlamadım dedim. Bunu takiben Mahmut Esat Bey dedi ki: “Türkler İslamiyet’i kabul ettiklerinden bu halde kaldılar. İslamiyet terakkiye manidir.” Buna da cevap verdim. Fethi Bey söze atıldı: “Evet Türkler İslamiyet’i kabul ettiklerinden böyle kaldılar dedi. İslam kaldıkça da bu halde kalmaya mahkumdurlar.” Şiddetle red ettim. Türkler İslam olmasaydı Bizans’ın esiri olurdu diye izah ettim. Tarihi ve çoğrafi vaziyetimizin amil olduğunu, eski fütuhat modasını takip etmekle de bu hale girdiğimizi, yerimizde kim olsa hemen aynı akibete uğrayacağını, esasen bu gibi şeylerin tarihe gömüldüğünü, bu gün başka bir dine veya dinsizliğe girmek imkansızlığını ve bu gün terakkiye mani bir kafa kalmadığını izah ettim, tefrikaya ve tahkküme vasıta olmamalı. Bu gün tarihi bir gün.
30 Nisan 1924 Çarşamba
İsmet Paşa’nın iki haftadır rahatsızlığı devam ediyor. Ziyaretine gittim. İsmet: Kazım, Musul boş!  Şunu işgal ediversene! Bu esnada oturduğum sandalyenin yanındaki sandalyedeki Kağıdı telaşla hiddetle çevirdi. Ben: Cihanın husumetini tekrar üzerimize çekeceğimizi ve Musul yüzünden İngilizlerle harbe girişmenin felaketini izah ettim.
3 Temmuz 1926 Cumartesi
Mahkemeye götürüldük. Otomobil ile muhafız komiserle. Bizim fırka rüesası, bazı aza, Cavit sabık mebus Hilmi. Müddei umumi, iddianamesini okudu. Hayret! Neler olmuş ve biz neler tertip etmişiz! Heyet-i tertibiye diye topladıkları bu insanlar, burada ilk bir araya geliyor! Pek garibime geldi. İftira mı? Bu kadarına  nasıl cesaret olunur. Evvela hayretle kızdım. Sonra da güleceğim geldi.
İşte böyle sayın okuyucularım; Yassı Ada Mahkemesine benzemiyor mu? Başka bir çok benzerini hala yaşamıyor muyuz?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.