Kaynaklara Dönmek

Bu haber 07 Mart 2017 - 0:12 'de eklendi ve 970 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Namık Açıkgöz

 “Şayet yolunuzu kaybettiyseniz, yolun başına dönün” diye bir söz vardır… Çözümsüzlük anında bir çözümdür başa dönmek. Başa döner ve yola yeniden koyulursun…

Veya bir Kızılderili ya da İnka sözü olduğu söylenen bir söz vardır: Çok hızlı gittik; ruhlarımız arkada kaldı.

Modernite ve buna bağlı sanayi toplumu hız demektir. İnsanlığın binlerce yıldan beri alıştığı hız, neredeyse tamamen unutuldu. Hız hırsı ve döngüsü, insanlığın başını döndürdü, aklını bulandırdı.

Sanayi devriminin hız anlayışına bir de kapitalizmin “hızlı üret, hızlı tüket”  zihniyeti eklenince, değil devirler arası, kuşaklar arası uçurum bile büyüdü büyüdü ve aşılmaz oldu.

Özellikle 1789 Fransız ihtilâlinden sonra politik bir veche kazanan toplumsal olaylar, sosyal değişimi de hızlandırdı… Devrimler, toplumların köklerini unutturdular. Köklerine ihanet etmemiş bir tane devrim gösteremezsiniz.

Baş döndürücü sınai gelişmeler, aydınlanmacıların safsataları, modernitenin çarpık gelişmesi, kapitalizmin üretim ve tüketim şehveti, insanlığı şapşala çevirdi.

Kısacası dostlar, son 200 yıldır insanlık yolunu kaybetti ve bedenleri hızla yol aldı ama ruhları çok gerilerde kaldı…

Yeni yüzyılda, ruhlarımızın bedenlerimize yetişmesini sağlamamız lazım. Bunun içinde durmamız ve kaynaklara geri dönmemiz lazım. Tıpkı rönesansta olduğu gibi kaynaklara; yani yolun başına yeniden dönüp insanlığın yeniden inşası için gayret sarf etmemiz lazım.

Bizim için Selçuklu ve Osmanlı medeniyetini hazırlayan kaynaklar önemlidir ve bunlara dönmemiz şarttır.

Selçuklu’yu hazırlayan Gazneliler ve Karahanlılar ve onları da hazırlayan Köktürk ve Uygurlar…  Yolun başı ilk etapta oralardır. O devirler kurucu bilincin toplumsallaştığı ve hatta toplumun irfanî yöntemlerle oluşturduğu bir sosyal doku vardı. O sosyal doku, Matüridîleri, Sahih müellifi İmam Buharîleri, El-Harezmîleri, Birunîleri, Farabîleri, İbn Sinaları doğurdu. Bu kuşak da Firdevsîleri, Yusuf Has Hacipleri, Ahmed-i Yesevileri, Attarları, Mevlana Celaleddinleri, Yunus Emreleri, Hacı Bektaş-ı Velîleri doğurdu. Sonrasını biliyoruz…. Osmanlı ve cihan hâkimiyeti…

Dikkat edilirse, o dönemler (7.yy ilâ 14. yy arası) Doğu ve Ortadoğu yeni bir zihniyetle insanlık tarihinde yer aldı. İslamiyet Ortadoğu’da güç kazanmaya başlayıp arkasından bu güç Türklerle desteklenince, Batı için karanlık bir devir olan o dönemler, Doğu’nun uyandığı ve insanlığı zenginleştirdiği dönemlerdir.

İşte biz bu çağın kaynaklarına geri dönüp kendimizi yeniden inşa etmemiz lazım. O kaynakları ilkokul seviyesinden itibaren yediden toplumsallaştırmamız ve yeni zihniyetin oluşmasını kendi kaynaklarımıza dayamamız lazımdır.

Aydınlanma, kaba rasyonalizm, modernizm ve bütün bunların çocuğu kapitalizm, insanlığın zihnini tarümar etti. Durup, kaynakların sesini dinleyerek, kendimizi yeniden inşa etmemiz şart; yoksa insanlık aleminde sadece “tüketici köleler” olmaktan öte gidemeyiz.

Geçen hafta Saadet Hanım Konağı’nda değerli arkadaşım Prof. Dr. Hüseyin Gazi Topdemir’in Farabi sohbetini dinlerken geldi bunlar aklıma. İyi ki dinlemişim ve iyi ki bunlar aklıma gelmiş değil mi?

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.