KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARMAYALIM « Hamle Gazetesi

KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARMAYALIM

Bu haber 06 Nisan 2012 - 0:00 'de eklendi ve 656 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen bir açık oturumda dile getirilen bazı ayrıntılar sadece seni, beni değil hepimizi ilgilendiriyor.
Dolayısıyla hiç kimsenin bana ne deme şansı yok.
Söz konusu birliktelik, yaşamın vazgeçilmez parçası olan su adına.
Kısaca, suların yerli yerinde kullanımı.
Acaba, dünyada konuşlananlar ve kendi ülkemiz, mevcut suları kullanırken azami şekilde dikkat ediyor mu?
Yoksa, hiç tükenmeyecek diyerek müsrifçe harcıyor mu?
İşte su gerçeğinin ne olup olmadığı konusunu irdelemek için Muğla Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü ile İnşaat Mühendisleri Odası tarafından konferans düzenleniyor.
Konuşmacı olarak Denizli Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Baykan’ın katıldığı oturumda “Türkiye’nin Hidroelektrik Potansiyelinin Geliştirilme Olanakları” üzerinde duruluyor.
Aslında bu oturum, klasik birliktelik olmaktan çok öte.
Mevcut potansiyel yerli yerinde kullanılmaz ise gelecekte bir takım sorunlarla karşılaşılacağı kaçınılmazdır.
İşte bunun altını çiziyor bilim adamı.
Buna karşın, ülkemizin mevcut su kaynaklarını göz önüne alarak, hidroelektrik potansiyelinin sonsuz olduğundan dem vuruyor.
Her ne kadar Prof.Dr. Baykan, bu şekilde bir ayrıntıdan dem vursa da bir noktaya dikkat çekiyor.
HES’lerin (hidroelektrik santrali) kurulduğu akarsuda yanlış planlama yapılması, beraberinde önemli sorunlar doğurur.
Bunun en bariz göstergesi, çevreye verdiği zarardır.
Hemen aklımıza şöyle bir soru gelebilir.
Elektrik üretimi yanında sulamada kullanılan bu tür barajların çevreye ne gibi olumsuz etkileri olabilir?
Prof. Baykan’ın şu açıklaması bu soruya en güzel cevap.
HES’lerdeki akarsuyun fazla kullanılması halinde, oradaki flora çeşitliliğini bitirebilir.
Dolayısıyla bitki ve hayvan çeşitliliği yok olur.
Bu nedenle her hangi bir akarsu üzerine hidroelektrik santrali yapılırken, doğal dengenin bozulmamasına azami dikkat gösterilmelidir.
Öyle hesap edilmeli ki, ne doğa zarar görsün ne de enerji kaynakları eksik kullanılsın.
***
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım.
Prof.Dr. Orhan Baykan’ın açıklamalarına karşı çıkmak olası değil.
Zira, söz konusu konferansta dile getirdiği ayrıntılar, uzun araştırma ve deneyler sonucu ortaya çıkan bulgular.
Bu nedenle konunun uzmanı bilim adamının altını çizdiği temel nokta, Türkiye’deki su potansiyelinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğidir.
Peki ülkemizde, istenilen doğrultuda su kullanımı gerçekleştiriliyor mu?
Yoksa, bilinçsizce bir su kullanımı mı söz konusu?
İşte bunları cevaplarken, tümüyle iyimser olamıyoruz.
Yani çoğu kez sularımızı istenilen şekilde kullanmaktan uzağız.
Bir kere bir uçtan diğerine mevcut su gücünü yeterince değerlendirdiğimiz söylenemez.
Elbet Cumhuriyet tarihi boyunca mevcut akarsular, göller, boğaz akıntıları ve denizlerden mümkün olduğunca istifade ettik.
Ama yeterli olduğunu söylemek olası değil.
Aksi olsaydı, çoğu komşu ülkelerden elektrik ve doğalgaz alımına yönelmezdik.
 Ancak…
Yiğidi öldür hakkını yeme noktasında hareketle bir gerçeği de görmemezlikten gelemeyiz.
Geçmişten günümüze ülke yönetiminde görev üstlenen hükümetler, enerji üretimi bağlamında gereğini yerine getirme çabası içerisinde oldular.
Ne var ki, her geçen gün artan ülke nüfusu ve beraberinde getirdiği iş hacmi, enerji sıkıntısı yaratmaktadır.
***
Prof.Dr. Orhan Baykan’ın belirttiği bir nokta daha var ki, bu düpedüz kaş yapayım derken göz çıkarıldığının bariz göstergesi.
Ülke ekonomisinde önemli yer tutan tarım adına sulama yaparken sandık ki, ürünlerin gelişmesinde fazla su, rekolteyi yükseltir.
Oysa, bilim adamının açıkladığı gibi fazla su bu tür bir etki yaratmadığı gibi ürün çeşitliliğinin azalmasına neden olur.
Demek ki biz yıllarca kaş yapayım derken göz çıkarmışız.
Oysa tam tersi olmalıydı.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.