Karadır Bu Bahtım Kara…

Bu haber 04 Haziran 2014 - 0:27 'de eklendi ve 1.541 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Karadır Bu Bahtım Kara

Sözüm Kar Etmiyor Yara

Sen Düşürdün Beni Dara

……..

Eyvah Eyvah Eyvah Ey

Neşat Ertaş’ın türkülerinden birinin sözleri böyle… “Kendim Ettim Kendim Buldum /

Gül Gibi Sararıp Soldum…” diye devam edip gidiyor.

Niyetim Karabağlar Yaylası’ndan söz etmek, ama düşünürken aklıma bu türkünün sözleri düşüverdi.

xx        xx        xx

Karabağlar” artık Muğla’nın Menteşe İlçesi’nin mahallelerinden biri…

Bir yer hem mahalle, hem yayla olur mu?

Başka yerlerde olmuş olmalı ki, Muğla’da da olmuş demek ki…

Artık “yayla” eski “yayla” değil…

Yıllar önce yaylaya elektrik getirilmesi dillendirildiğinde buna karşı çıkanlar olmuştu. En başta dönemin Belediye Başkanı Erman Şahin… Karşı çıkanların temel görüşlerinden birisi “Elektrik gelirse yaylaya bülbül gelmez” şeklindeydi.

Yayla da bülbül önemlidir. Geceleri bülbül dinlenmeyen yayla yayla mı olur? Olsa da Karabağlar Yaylası olmaz…

Ki ünlü türkülerimizden “Alıverin Benim Barutuma” türküsünün nakaratı şöyledir:

Aman da aman yayla da bülbül ötmesin…

xx        xx        xx

O yıllarda ben de köşemden Karabağlar Yaylası’na elektrik gelmesine karşı çıkanlardandım. O zamanın yerel gazetelerinden İlkadım’da çok yazdım.

Hatta bu yüzden kırılan dostlar olmuştu. Biliyorum şimdi bu yazımla da kırılan dostlarım olacak. O güzelim yaylayı yitirdikten sonra (hem orada benim bir karış toprağım da yok) dostluklarımız ne işe yarayacak onu da bilmiyorum!

Elektrik geldi… Geceleri Devrant’tan Muğla’ya inerken Karabağlar Yaylası ışıl ışıl… Ama bülbüller kaçmadı. Bu günler tam dinlenecek günleri…

Geçenlerde Süpüroğlu’nda birisi rahmetli Yalçın İnan’ın kardeşi Ünal İnan’ın yurdu tarafında tam 45 dakika ötmüş. “Ötmüş” demek hayvana saygısızlık olur. Resital vermiş…

Belki de biz “Karabağlar Yaylası’na elektrik gelmesin” diye karşı çıktığımız günlerde abartmıştık…

Belki de büyüklerimiz elektrik geldiğinde bülbülün gelmeyeceğini bildikleri halde, “Elektrik medeniyettir. Onun geldiği yere her şey gelir” endişesiyle karşı duruş sergileyip, bizi de yanlarına çekmişlerdi.

xx        xx        xx

Ve galiba güngörmüş büyüklerimiz endişelerinde haklıydılar.

Karabağlar Yaylası’na elektriğin arkasından “asfalt” girdi. Oysa parke denilen kilit taş döşenebilirdi. Tercih meselesi tabi…

Allah’tan yaylanın her tarafına asfalt girmedi.

Asfalt girmedi, ama aslında doğal su yolu olan irimler birer birer “sokak” haline geldi, geliyor…

Karabağlar Yaylası’nın bir tek “içme suyu” eksikti, o da yaylanın bir ucundan girmiş bulunuyor. Hal böyle olunca “yayla” yayla olmaz, “mahalle” olur!

Bir zamanlar “Muğla’da yaylaya çıkılmaz, inilir” diye övünürdük. Şimdi bu övüncümüze “Bizim yaylamız mahalledir de” övgümüzü ekleyebiliriz…

xx        xx        xx

Muğlalılar bir dönem Karabağlar Yaylası’nı unutmuşlardı…

Bir anda ne olduysa Gökova-Akyaka bir anda Muğla’nın sayfiyesi haline gelmişti. O günlerde Yayla Yurdunu satanlar bile olmuştu.

İnsanın yaylanın olduğu kalabilmesi anlamında “Keşke o moda devam etseydi.” de diyesi gelmiyor değil, ama o moda ile yayla bir bakıma Yaylalıların elinden çıktı. Yayla kültürünü bilmeyen köylülerin tarım alanına dönüştü. Tarım da öldü.

Şimdi o köylüler de topraklarını zenginlere satıyor… Yayla sayfiyeleşiyor…

xx        xx        xx

Yine bir anda ne olduysa, bu defa Karabağlar Yaylası moda oldu…  Moda olmasında, Muğlalının topraklarına, kültürüne, geleneklerine dönmesinde elbette bir sakınca yoktu. Ama keşke “Karabağlar Muğla’nın yeni sayfiyesi” olarak “moda” olmasaydı!

O modaya mı kapıldılar ne Muğla’nın eski Vali Yardımcılarından Ali Haydar Küçük ile şu anda Uşak Vali Yardımcısı olan MestanYayman’ın da KarabağlarYaylası’nda birer “villaları” var…

Aslında o evlere villa denilmeyebilir, ama Yayla ölçeğinde villa olarak tanımlanıyorlar!

O yayla villalarının önünden asfalt geçtiği gibi, yeni öğrendim oraya “şehir içme suyu şebekesi” de gelmiş. Yakında bütün yaylaya yayılır… Yakında yayla temelli sulanır!

xx        xx        xx

Geçenlerde Karabağlar Yaylası Geliştirme ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Raif Özen ile birlikte olduk. Özen, daha önce Hamle’de yer alan bir haberde “SİT Alanı yaylada 3 yılda 6 bin ağaç ve 3bin dönüm yeşil alan yok edildi” diye yakınıyordu.

O yakınma bir işe yaramamış olmalı. Bir iki ay önce AYDEM yaylada elektrik tellerinin geçtiği güzergahlarda önceki yılarda olduğu gibi “budama” değil, adeta katliam yapmış. Özen’den üzülerek dinledim…

Karabağlar Yaylası’na elektrik geldi diye bülbüller kaçmadı, ama bu gidişle; yurt sahiplerinin kesikleri tahrip ettikleri, irim ağaçlarını ortadan kaldırdıkları yetmiyor gibi AYDEM’de kesiklerde direnen ağaçları budama yerine doğramaya devam ederse bülbüller kesin kaçacaktır…

xx        xx        xx

Karabağlar Yaylası’nın mahalleri vardı. Mahalleler “kahve” olarak anılırdı. İşte onlar:

Kadı Kahvesi, Vakıf Kahvesi, Cihanbeğendi Kahvesi, Gökkıble Kahvesi, Bakkallar Kahvesi, Hacı Ahmet Kahvesi, Kozlu Kahvesi, Narlı Kahvesi, Kır Kahvesi, Elmalı Kahvesi, Tozlu Kahvesi, Ayvalı Kahvesi, Keyfoturağı Kahvesi, Süpüroğlu Kahvesi, Berberler Kahvesi

Biri Belediye, biri özel şahıs düzenlemesi olarak Süpüroğlu ve Keyfoturağı yaşamaya devam ediyor.

Bu kahvelerin hemen hepsinde birer de mescit vardı. Minareye sahip olanları da… Hemen hepsi kaderlerine terk edilmiş durumdalar.

xx        xx        xx

Yazımın başında türkü sözlerini görünce şaşırmış olanlar şimdi anlamışlardır.

Bahtı kara olan elbette ben değilim.

Bahtı kara olan geleceği sanki  adıyla tayin edilmiş ve ilk yarayı “gara ağaçlarını” yitirerek almış olan Karabağlar Yaylası…

Karabağlar Mahallesi hayırlı uğurlu olsun…

Bu konuya yine döneriz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI
Fatih Nida Üye 04 Haziran 2014 / 07:56

Çok aramayın, yaylayı bu hale getiren zihniyet, Muğla’nın o güzelim arnavut kaldırımlı sokaklarına betonu acımasızca döken zihniyettir. Hoş; Muğla’da başka da bir zihniyet de işbaşında olmadı ki hiç. Artık sadece acıyarak gülüyorum bu zihniyetin beceriksizliğine ve göstemelik, içi boş laflarına. Bu Muğlalılar hiç akıllanmayacak mı bir gün?

reşat öztepe 04 Haziran 2014 / 14:45

Gocaman;yazınızı okuyunca Rahmetli Bababın bir Türküsü aklıma geldi.Aman Doktor Canım Doktor derdime bir çare,Madem Doktor değildin,neden bastın yareme.Gocaman yazıların gün geçtikçe insanın elinden git gide her şeyin alındığını daha da alınmaya devam ettiği hissi veriyorsun.Amma bir de;kendim ettim kendim buldum”burası da ayrı manayı taşıyor.etme bulma düğnyası mı? desek uyarmı bilemem gari.Emme doğru bir şey var o da Yaylanın yok edildiği.Ne Yaylası yayla gibi,ne de kahveleri kahve gibi.Hoca Nasrettin’in tabiri de aklıma geliverdi.Kese kese bir kuşa benzettik.sevgi ve saygı.