Karabekir, İnönü ve Türkiye’nin İslamiyet’ten Uzaklaşması

Bu haber 06 Ekim 2016 - 0:00 'de eklendi ve 1.094 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Hüseyin Nizamoğlu

 Düzenleyen: Mehmet Fatih Oruç

“…Mustafa Kemal’den önce Anadolu’ya gidip Millî Mücadele’yi başlattım…” Bu sözlerin sahibi, “tek adam” idaresinin milletin hürriyetine darbe vurduğunu ifade eden ve İslamiyet’ten uzaklaşma fikrinin temelini hatıralarında anlatan Kazım Karabekir’dir.   Birinci Cihan Harbi’nde Kafkaslardaki son zaferlerimizden birine imza atmış; Millî Mücadele ateşini yakarak, harekâtın ilk zaferini kazanmış ve mücadelenin başarıya ulaşmasında büyük payı olmuştur. Padişah, Mustafa Kemal’in tutuklanmasına dair ferman göndermesine rağmen, tutuklamamış hatta orduyu da onun hizmetine sunmuştur. Bu muvaffakiyetlere ve desteğe rağmen ders kitaplarında ancak iki-üç cümleyle yer bulabilmiştir. Yeni devirde belki biraz saf dışı bırakıldığı için kızan ve bildiklerini kitaplaştırarak anlatma gayreti içinde, hırçın bir muhalif hüviyetine bürünen Karabekir, bir devrin en önemli şahitlerinden biri olarak; kendi tabiriyle üstü örtülmek istenen gerçekleri gelecek nesillere aktarmak için büyük gayret göstermiştir. İstiklal Harbimiz adlı kitabında kendisine yapılan haksızlıklardan bahseden Kazım Karabekir, Nutuk’a Cevaplar’da Mustafa Kemal’in “İstiklal Savaşı’nı ben başlattım” iddiasını tenkit ederek aksini iddia etmiştir. Bütün bu düşünceler ve açıklamalar sonrasında Mustafa Kemal’e vermiş olduğu destek, büyük bir rekabete dönüşmüş; hatta sert mücadelelere sahne olmuştur. Netice; 1923 yılında kahraman olarak ilan edilen ve İstiklal Madalyası ile taltif edilen Kazım Karabekir, 1926 senesinde idam ile yargılanmış ve ipten son anda kurtulmuştur. Kazım Karabekir, bu noktaya gelmesine sebep olarak ise Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’ye karşı yaptığı sert muhalefeti öne sürmüştür. En çok vurguladığı noktalardan bir tanesi ise Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün yani Cumhuriyet’in kurucularının Şubat 1923 ile Ağustos 1923 arasında dine ve idare tarzına bakışlarındaki değişim arasındaki uçurumdur. Mustafa Kemal’in “…Anayasamız Kur’an-ı Azimüşşandaki emirlerdir…” anlayışından, “…Kur’an-ı tercüme ettirip Arap oğlunun (Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselam kastediliyor) yavelerini (uydurmalarını) Türklere belleteceğim…” anlayışına gelmesinin arkasındaki sebeplere açıklık getirmiştir. Karabekir’in iddiasına göre bu durum, Lozan’da İngiliz ve Fransızların “Siz Müslüman kaldıkça, bağımsızlığınız tehlikeden kurtulmayacak” mealindeki tehditkâr ikazlarından kaynaklanmıştır. Yine diğer bir iddiasına göre, bu ikazları dikkate alan hükümetin daha da ileriye giderek devletin resmî dinini bile değiştirmeye niyetlendiğini iddia etmiştir. Bu noktada Hıristiyanlığın benimsenmesi düşünülmüş fakat ortaya çıkabilecek infial sebebi ile cesaret edilememiştir.   İnanç anlamında ortaya koyulan bu keskin değişim iddialarına delil olarak ise suçlamalarının muhatabı olarak ilan ettiği İsmet İnönü’nün bir konuşmasını göstermiştir. “…İsmet Paşa fikrini bana dolaylı yoldan söylemeyi tercih etti. Ona bakılırsa Macarlar ve Bulgarlar bizimle aynı safta İtilaf devletlerine karşı harp ettikleri hâlde, bağımsızlıklarına dokunulmamıştı. Sebebi de doğrudan doğruya Hıristiyan olmalarıydı. Bizi işgal etmelerinin ise tek sebebi vardı, o da Müslüman olmamızdı. İstiklalimizi kazansak bile Müslüman kaldıkça İngilizlerin daima aleyhimize olacaklarını ve istiklalimizin tehlike altında kalacağını anlattı. Böylece ilhamının Lozan’dan ve İtilaf devletlerinden geldiği açıklık kazanmış oluyordu. Ali Fethi, Tevfik Rüştü ve Mahmut Esat Beylerle Mustafa Kemal’in Lozan’ın ikinci döneminden itibaren başlayan İslam aleyhtarı ifadesinin gerçek adresini tespit etmiş oluyordum…” Mustafa Kemal’in de Fransız ve İngiliz temsilcilerinin tehditkâr ifadeleri sonrasında ilk etapta İsmet İnönü’nün etkisinde kalarak, sonrasında ise bu fikri tamamen benimseyerek aynı yoldan ilerlediğini belirtmiştir. Bunun gerekçesini de Mustafa Kemal ile yaptığı bir tartışmaya dayandırmıştır.   “…Mustafa Kemal dedi ki: ‘Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar! Böyle kimselerle ülkeyi zenginleştirmek mümkün değildir. Bunun için önce insanların din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz. Partiyi bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz! Kalkınma bu şekilde kolay ve çabuk olur…’ cevap olarak şöyle bir çıkış yaptım: ‘Dinsiz ve ahlaksız bir millete bu dünyada hayat hakkı olmadığını tarih gösteriyor. Bu yeni inanç bizi Bolşevikliğe götürür. Hatırlarsanız, Mütareke’nin ilk zamanlarında İngilizler bizi bolşevikliğe teşvik ediyorlardı. Demek bizi başka yoldan yine aynı noktaya sürüklemek istiyorlar!’…”, “…beni sükûnetle dinledi. Tartışmayı uzatmadı. Anladım ki, birileri onu yeni bir havaya çekmek istiyorlar. Fakat daha kesin kararını vermiş değil…” Karabekir’e göre Mustafa Kemal’in ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin dinden uzaklaşmasının ana sebebi Fransızlar ve İngilizlerdir. Bunda da Karabekir’in hatıratında ifade ettiği gibi, İsmet İnönü ve arkadaşlarının kendisi üstündeki tesirinin büyük olduğu anlaşılıyor. Netice; İngilizler muradına ermiş, İslamiyet’ten ve hilafet gücünden kurtuldular. Bunu da Karabekir’in tabiriyle ittihatçıların arkasına saklanarak, sahne arkasından yaptılar.   İngilizler ve hilafetin kaldırılmasının arasındaki bağın en önemli delili, hilafetin kaldırılmasına kadar Lozan’daki görüşmelerin tıkanmasıdır. Ne zaman ki Türkiye’den hilafetin kaldırıldığına dair havadis gelir, birden bütün ihtilaflar aradan kalkar ve imzalar atılır.   İşte Osmanlı Devleti’nin mirasçısı olarak kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin İslamiyet’ten uzaklaşma sebebini, Kazım Karabekir hatıralarında bu şekilde dile getirmektedir. Kazım Karabekir’in Cumhuriyet’i kuran kadro ile kapışmasının detaylarını ise sonraki makalelerimizde ele almaya çalışalım…

İstifade edilen kaynaklar:

– Nutuk ve Karabekir’den Cevaplar – 12. Cilt

– Günlükler – 2. Cilt YKY Yayınları, 2009

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.