KARABAĞLAR’DA KIŞ

Bu haber 13 Mart 2012 - 0:00 'de eklendi ve 1.074 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Bahar, nihâyet burnunun ucunu gösterdi…
Kış geride kalmak üzere…
Karabağlar yaylasının kışını anlatmadan bahara girmek olmaz.
Anlatalım…
Bahar, yaz ve güzde anlatacak çok şey var tabii; eline kalemi alan Karabağlar Yaylası’nın baharını, yazını güzünü anlatıyor.  Her taraf cıvıl cıvılken yazılan yazının gücü, bizzat Karabağlar’dan gelir. Tabiat coşmuş… Her taraf yemyeşil… Çiçekler rengarenk açmış… Halk yaylaya göçmüş… Bülbüller öter… Böyle tabiati anlatamayacak ne var!…
Kalemine güveniyorsan, Karabağlar’ın kışını anlatacaksın… Issızlaşmış, yalnızlaşmış; insanların, kuşların, börtü-böceğin, köpeklerin bile terk ettiği Karabağlar’ı anlatacaksın ki gözlem ve kalem gücünü görebilelim.
***
Karabağlar Yaylası’nın kışı, dereler, gümüş renkli ağaçlar ve sistir…
Kış geldi mi, Karabağlar yaylasını sular alır. Kolay değil dört bir tarafı dağlarla çevrili bir yerde çanak gibi yayla olmak. Elin yaylası, kış gününde karlarla kaplı olurken; oradaki karlar sökün edip ırmak ırmak, dere dere, çay çay düze akarken, Karabağlar Yaylasında kar olmaz, su olur.
Yağışsız mevsimlerde yol olan yerler, yağmurlarda dere olur. Hamursuz tepesi etrafı ve Düğerek Mahallesi civarı, göl olur. Yılanlı Dağı’nın yamacına çıkıp da yaylaya baktığınızda, yaylanın Yaraş tarafı toprak, Hamursuz tarafı göldür. Şehirden çıkıp Düğerek’e giden yol, sanki asma köprü gibidir.
Arabayla (Ama yüksek bir arabayla) dereye daldığınızda, Venedik sokaklarında arabayla gidiyormuşsunuz gibi olur; biraz hız arttırdığınızda, su billur billur etrafa savrulur.
***
Çok soğuk günlerde, sabahın ilk ışıklarında ve hatta saat 9 gibi, şehirden Marmaris’e doğru gittiniz mi bilmem. Gittiyseniz görmüşsünüzdür. Güneş, Yaraş tarafından ve Yılanlı’nın arkasından ha göründü ha görünecek gibidir. Zaten yoğun sis, güneşin fiyakasını almıştır ve güneş yorgun yorgun yükselir… Ne ışığı kâr eder, ne de ısısı… Sislerin ardından süzgün süzgün bakar. O kadar ışık bile, sisi hafif parlatır. O hafif parlaklık arasında, kırağı kaplamış ağaçlar, yapraklar, otlar, birer gümüş parçası gibi arada parıldar durur. Yakındaki ağaçların gövdeleri flulaşmış, ince dalları sisin içinde kaybolmuştur… Arkada beyaz bir karanlık, her şeyi sis rengine büründürerek tabloyu tamamlar.
Mesela Devrant (Elbette doğrusu “Derbent”) taraflarından baktığınızda, Karabağların üstünün, bembeyaz bir tülle örtüldüğünü görürsünüz. Ağaçlar tülün altından belli belirsiz baş gösterir. Arkada yükselen Yılanlı dağı başının karı ve bulutuyla, tabloya derinlik katar.
Arada sırada da olsa, kar tuttuğunda, Karabağlar Yaylası, her yerde görülebilen bir manzaraya bürünür; su birikintileri karların arasında gözlerini ışıldatır.
***
Karabağlar’da dere-yollar da vardır, asfalt yollar da…. Fakat yamaçlardan gelen suya asfalt dayanmaz. Yaz mevsiminde pürüzsüz olan asfaltı, sular bozmuştur. Beklemediğiniz bir anda, arabanızın tekeri bir çukura düşebilir… Aman dikkat…
***
Bu yazıyı Kötekli’deki Hane’de, yayla havasını teneffüs ederek ve dağların başına gece inmiş karları seyrederek yazmanın tatlılığını tahmin etmişsinizdir. Bir gün Süpüroğlu’nda, bir gün Keyf Oturağında, bir gün yılanlı yamaçlarında, bir gün Düverek’te, bir gün Saburhane’de, bir gün Arasta’da Muğla’yı yazmanın hazzını da sizlerle paylaşmak ne güzel olur değil mi?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.