Kapıyı İçeriden Çalmak

Bu haber 13 Haziran 2017 - 1:01 'de eklendi ve 1.278 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

Bize ilk verilen uyarı “Oku!..” uyarısıdır. Okumamız gerekiyor arkadaşlar. Çok okumamız!.. Kütüphanelerde tozlanmış kitaplar görmek çok yazık. Kendimizi bulmanın tek yolu aramaktır. Aramayı sadece öğrenerek yapabiliriz. Dolayısıyla söyleyin bana, hiç bulunmamış bir ruh nasıl yaşayabilir? Ve unutmayın ki en büyük trajedi, yaşayıp da ruhun derinliğini keşfedememektir. Mevlânâ’ya ne olduğunu hatırlayın. Deliliğin eşiğinde yaşıyordu, cevaplar arıyordu; Allah’ın kapısını çalıyordu. Kapı açıldığında fark etti ki, kapıyı içeriden çalıyormuş.

Enis Sipahi

 

 

Enis Sipahi, 17 yaşında bir genç. Kosova’da doğmuş. Ailesiyle ülkesindeki savaş ortamından kaçarak Türkiye’ye sığınmış. Türk vatandaşlığına geçtikten sonra beş yıl eğitim almanın yanı sıra basketbolda gösterdiği başarıyla bu branşta ülkemiz milli takıma girmiş. Tofaş basketbol takımında oynarken Florida-Orlando Montverde Akademi’den aldığı aldığı bir bursla ABD’ye geçmiş. Burada hem eğitimine, hem de basketbol kariyerine devam ediyor.

Buraya kadar edindiğim bilgiler değil dikkatimi çeken sosyal medyada paylaşılan bir videoda izlediklerim. Videoda Enis Sipahi, üniversitede bir açılış konuşması yapıyor. Bu konuşmada paylaştıklarıydı asıl dikkatimi çeken. Enis Sipahi, sosyal medyada bir fenomen değil, popüler kültürün ortaya çıkarttığı magazin kahramanı da değil. Yaşadığı zorluklara rağmen ayaklarının üzerinde dimdik duran, kendine verilen olanakları en iyi şekilde değerlendirip kendini yetiştiren, düşünen, aydınlanan bir genç!..

Bazen hayat, edindiğimiz bütün bilgileri, kazandığımız bütün yaşam tecrübelerini bir çocuğun, bir gencin konuşmasında; bir sözde kağıttan kuleleri yıkarcasına ezcümle yeniden yeniden başa döndürüyor. Aldığın yolun mesafesinde, henüz başlangıç noktasına dönmen gerektiğini işaret ediyor. Tamamlanıyorsun ey insan! Farkında olmadan. Enis Sipahi’nin konuşmasından alıntılarla yolumuzu açalım isterseniz.

Kendimizi bulmanın tek yolu aramaktır. Aramayı sadece öğrenerek yapabiliriz. Dolayısıyla söyleyin bana, hiç bulunmamış bir ruh nasıl yaşayabilir? Ve unutmayın ki en büyük trajedi, yaşayıp da ruhun derinliğini keşfedememektir.”

Mesleğinde epeyce yol kat etmiş bir eğitimci olarak bana düşündürdükleri…  Ne kadar güzel cevherler geldi, geçti elimizin altından. Her biri bir değer, her biri bir hazine. Ülkesine hizmet eden altın kalpli, aydınlık düşünceli gençler. Çoğu kendi çabalarında tamamlandılar, belki de bir yanları eksik kaldı. Sayısal verilerin baz alındığı başarıya odaklanmış eğitim sisteminde yaşamlarının en değerli zamanlarını test çözmekle, konu eksiğini tamamlamakla geçirdiler. Ortaya konan şartlarda hep “Sayısal” ağırlıklı tercih yapmaya yönlendirildiler.

Matematik, Fen Bilimleri derslerinin mantığına eremeden düşünmenin kaynağındaki Edebiyat, Güzel Sanatlar ve Sosyal Bilimler gibi dallara şöyle bir baktılar. Okumadan, yazmadan, zevk almadan, estetik güzelliklere eremeden geçip gittiler elimizin altından. Bir türlü tamamlanamadılar. Kendilerini ait olanı el yordamıyla belki de hiç farkında olmadıkları “ŞANS” ya da “KADER” adını verdikleri bir gelecekte buluştular.

Gençler okurken, yazarken, düşünürken bile bir modelin etrafında belirlenen normların vasatlığında sıkıştılar, kaldılar. Çarkın acımasız dişlisine takılmamak adına hep sonuç odaklı yaşadılar. Derslerde hep gözlemlerim. Mutlulukları ya da mutsuzlukları yaşanmışlıklar, paylaşımlar, üretimler adına değil de hep “NOT ve NOTUN DAYATTIĞI BAŞARI” odaklı oldu. Gelip geçici mutluluklar.

Halbuki mutlulukların bir devinimi, kazanımı hatta bir tadı olmalıydı. Eğitim sistemimizde hep en güzeli yakalamaya çalıştık. Bunun adına yönetmelikler, programlar ürettik. Ama hep bir tarafı eksik kaldı. Hayatın içerisinde bir nefes alımlık şuuru yaşayanlar hep azınlıkta kaldı. Kararlı olanlar karar aldıkları yolda kendilerine ait olanı buldular, gerçekleştirdiler. Ama azınlığın mutluluğunda.

Dedik ya, bir gözlemcinin hem bir öğrenci hem de bir eğitimci olarak izlenimleri bunlar.. Sayılardan uzak durduğum için uzun yılların izlenimleri diyeceğim.

Enis Sipahi diyor ki: “Bize ilk verilen uyarı “Oku!..” uyarısıdır. Okumamız gerekiyor arkadaşlar. Çok okumamız!.. Kütüphanelerde tozlanmış kitaplar görmek çok yazık.”  Tozlanmış raflardaki kitaplar.. Eğitim adına üretilmiş onca güzel fikirler.. Sadece ülkemde değil, dünyanın genelinde böyle.. İnsana hizmet, insan için var edilmesi, tamamlanması beklenen ya da atılması gereken adımlar. Geleceğe yön vermek istiyorsak eğitimden başlamalıyız. Okumaya insandan başlamak gerek. Binlerce şikayetimizin altındaki tek çözüm insan ve eğitim odaklı. Klişeleşmiş bir sözde saklı bütün gerçek: “Her şeyin başı eğitim!” Doğru her şeyin başı eğitim!..

Bunun için gençlerimize, insanımızın eğitimine daha çok zaman ayırmalıyız. Üzerinde daha çok düşünmeliyiz. Hele bizim gençlerimiz!. O kadar hazineler saklı ki elimizin altında işlenmeyi bekliyor. Umut var olalım, hayallerimizi bencillikten kurtaralım, biraz gençlerimizin hayalleri uğruna kendimizde biraz fedakarlık yapalım. Onlara kulak verelim. Biraz cesaret, biraz güven.. Bakın dünya gençler sayesinde daha yaşanılır olacak, daha da güzel olacak.

Sözün sonu yine bir gençte, Enis Sipahi’de.. Mevlânâ’yı işaret ediyor genç Enis : “Mevlânâ’ya ne olduğunu hatırlayın. Deliliğin eşiğinde yaşıyordu, cevaplar arıyordu; Allah’ın kapısını çalıyordu. Kapı açıldığında fark etti ki, kapıyı içeriden çalıyormuş.”  Bütün gerçek kapıyı içerden çalmak da değil mi?

 

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.