Kapının Eşiğinden Geçmek!..

Bu haber 17 Ağustos 2015 - 20:57 'de eklendi ve 762 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“En uzun yolculuk bir adımla başlar.”

Çin Atasözü

 

Yazdığı kitabın okunmasını sabırsızlıkla bekleyen yazarlar gibi… Pencerenin kenarında içinde bütün isyanı bastırarak ebeveynlerinin getireceği hediyeyi bekleyen çocuklar gibi… Dükkânının girişinde o günkü siftahını yapmak için müşteri bekleyen esnaf gibi… Namaza hazırlanan huşu içinde ezanı bekleyen ihtiyarlar gibi… İçinde yanan korla evladının askerden dönmesini bekleyen analar gibi… Okulun açıldığı ilk günlerde hasretle öğrencilerini bekleyen öğretmenler gibi…

Her biri farklı yaşam kesitlerinden aktarılmış ama aynı zamanı paylaşan insanların değişik beklentilerini sunmaya çalıştık sizlere. Elimizden geldiğince hep aynısı, benzeri, eşi, kopyası, tıpkısı gibi sunulan ama aynı zamanı paylaşan duyguların resmi geçidi gibi yaşadıklarımız. Aslında yaşadığımız alan içerisinde hiç sıkıldığımızı bile hissetmeyiz ya!.. Çünkü tekdüzelik denen, koşuşturmaca telaşın içinde hayatı seyretmek ile yaşamak arasındaki farkı görebilmek çok az insana nasip olur. Burada en acı doğum sancısı yaşanır: “değişime ayak uydurmak!”

Aslında cesaret duygusunu yaşama karşı ilk adımlarımızı atmaya başladığımız andan itibaren soluklarız. Neden derseniz? Hiç kolay olmayıp her babayiğidin harcı da değildir atılan ilk adımlar. Her şeye rağmen dünya gezegeninde insan olma ayrıcalığına sahip çıkmaktır bu. Her şey önümüze benzeriyle, tıpkısıyla, aynısıyla hatta hık demiş burnundan düşmüş”çesine sunulur ama “ben” olarak bunları olduğu gibi kabullenmek hiç de kolay değildir.

Çocukluk cesareti, gençlik cesareti denir de yaşantımızın olgunluk zamanlarında bize sunulan değişim yiğitliğini niye göstermeyiz? Bu çocukken, gençken yaşadıklarımızın tam içimize sinmeden yaşandığının da bir göstergesidir aynı zamanda. Uzak ufuklara gidebilmek için büyük rüzgarlara, büyüklerimizin deyimiyle “iğnenin yordasından Hindistan’ı seyredebilmek” için de engin bakış açılarına muhtacızdır.

Çok sevdiğim bir yazar şöyle der: “Gençler, onlardan en umulmayacak başarılara imza atarlar.” * Hedefini çok iyi belirlemiş bir sözdür bu! Yaşam ekseninde farklılığın insan hücrelerinin kanser hücreleri haline gelmeden doğal bakımını yapmayı gerektirir.

Gerçekten de bir toplumun enerji deposu gençliğidir. Gençliğine sağlıklı bir ortam hazırlayan toplumlar yarınlarını daha çok aydınlatırlar. Büyük önderimizin her fırsatta bütün değişimleri gençliğe aktarması da bu sebeple değil midir? O’nun geniş pencereden baktığı dünyaya biz niye hala dar bir açıdan bakmaya devam ediyoruz? Bu da atılması gereken bir ilk adımdır aslında…

Yaptığımız bütün değerlendirmelerde atılması gereken ne kadar çok ilk adım vardır. Ama adımlarımızı attıkça yürümeyi öğrenir, yürüdükçe koşmaya heveslenir, iyi bir koşucu olduğumuzda da artık hayatı seyretmeyi bırakıp yaşamaya çoktan başlarız.

Üstad Ahmet Hamdi Tanpınar’ın teşhisinde ortaya koyduğu gerçekle yüzleştiğimizde, kapının eşiğinden geçenlerin hiç de az olmadığını; ilimde, sanatta, eğitimde, teknolojide kısaca her alanda Türk Milleti’nin gereken cesareti göstereceğini ve hak ettiği güzelliklere kavuşacağını göreceğiz. Buna olan inancımızla kıldan ince kılıçtan keskin sözü Hz. Mevlana’ya bırakıyoruz:

“Sen, anılması güzel olan bir söz ol… Çünkü; insan, kendisi hakkında söylenilen güzel sözlerden ibarettir.”

*Pearl S.Buck – Amerikan Edb.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.