KANADOĞLU MUĞLA’DA İDİ

Bu haber 11 Mart 2010 - 0:00 'de eklendi ve 735 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

AK PARTİ LEHİNE ÇALIŞAN KANADOĞLU MUĞLA’DA İDİ
7 Mart Pazar günü Emekli Başsavcı Sabih Kanadoğlu ile, Eski Yarsav Başkanı Ö. Faruk
Eminağaoğlu Muğla Barosunun daveti üzerine Muğla’da konuştular. Gayelerinin ne olduğu önceden bilinen müsafirlerimiz keşke bütün illerde konuşmalar yapsalar, seçmenlere önemli uyarılarda bulunurlardı. Bu uyarıları bilmeyen yok ama, tekrarının zararı her halde yoktur.
Hukuku Savunmak : Toplantının gayesi bu günkü Hukuk düzenini savunmaktır. Oysa Hukukun, Atatürk ilkesine göre özerk olmasını savunan çoğunluğa karşı. Üstelik, ihtilallerle veya süngü zoru ile yazılan ve halka baskı ile kabul ettirilen Anayasayı savunacaklar. Bu Anayasa 1961’de yazıldı ve oylandı. Sormazlar mı adama, hani siz Atatürkçü idiniz? Ne oldu da Atatürk’ün 1924 Anayasasını rafa kaldırıp, Egemenliği Milletten alıp, parçalara bölerek tayinle gelen Bürokratlara verildiğini artık mezralarda yaşayanlar bile biliyor.
1924 Anayasası: (Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir. Kemal Atatürk)
1961 Anayasası: (Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir. Türk Milleti bu Egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır. Bu organları o tarihte ihtilalcilerin akıl hocaları veya ortakları keşfedip yazdırdılar. İhtilalde vatan haini diye astıkları Menderes için Anıt Mezar yapan bu milleti erken tahrik ediyorsunuz. Bari seçime yakın yapın ki, size göre İslamiyeti yaşayan Menderes’in devamı olan, üstelik de çok başarılı olan iktidarın oylarını arttırın. Gerçi sizlerin çalışması her zaman sağ oyları tahrik eder ve toplar. Boşuna telaşlanmayınız; Bir gün Atatürk’ün seçim kanunu da gelecek. Atatürk’ün Laik anlayışı da gelecek. Yüksek Hakimleri her yeni gelen iktidarlar seçecek, belki kura olabilir. Adayların tercihi şöyle olmalı: 10 kişilik bir hukuk kuruluna 30 aday arasından adaletli nasıl olacaksa O’nu da belirleyecek olan Meclis’tir. Ordu için de aynısı, aynen Avrupa’da olduğu gibi olmalı. İrticanın yuvası olan Ak Parti Anayasa yapamaz. Bu! söz Kanadoğlu’na aittir. İrtica denilen İslam olmak ise, Avrupa’da ne işleri var bu adamların? Orası zaten bizim Müslüman olmamızdan çekiniyorlar. Hakiki din Avrupa’ya gidince, Batıl olan elbette zayıflayacaktır. Belki onlar bu bakımdan haklı olabilir. Bizim içimizdeki İslam düşmanlarına nasıl cevap verilebilir diye, hep düşünmüşümdür. Sonunda tek cevabım Atatürk’ün İslamiyeti yaşayışı oldu. Onun, Padişah fermanı ile Kurtuluş Savaşı öncesi Anadolu’da ilk görev alan arkadaşlarını çok iyi bellemek ve bilmek gerekir. Bunlardan Kazım Karabekir Paşanın bir sözü var. (Bir tek kişi kalsam Cami açarım ve Ezan okuturum.) olmuştur. Atatürk Cumhuriyetin ilanından önce henüz Cumhurbaşkanı bile değilken, Balıkesir’de tarihe altın harflerle yazılan Hutbesini icra etmiştir. O tarihlerde Masonluğun etkisi azalınca erbabının Komünizme kayma gibi bir oluşum üzerine Ataürk, (Komünizm bir afettir-her görüldüğü yerde ezilmelidir.) gibi tarihi sözü söylemiştir. Dinsiz Millet olamaz, olursa da ömrü uzun olmaz. Bizim İki faziletimiz vardır. Dilimiz ve Dinimiz. Tarihimiz çok önemlidir. Tarihini bilmeyen veya bilerek aslını inkar eden olabileceğini belki hiç düşünmedi. İstiklal Marşı içindeki Allah ve Peygamber sözcüklerinin silinmesini isteyenler demekki o zaman bile varmış ki, cevabı şöyledir: Marşımızın can alan yeri burasıdır. Olmaz sa olmaz demiştir.
Aynı gün MHP’nin ikinci adamı Muğla’daydı. Sayın Deniz Bölükbaşı’nın konuşmalarında bir yenilik yoktu. Oysa bizler 1999 seçiminde oylarımızla iktidar ettiğimiz MHP’de yenilik bekliyorduk. Bu konuda benim gibi düşünen İbrahim Kiraz’ın Star’da çıkan makalesinin son parağrafını veriyorum.
Sayın Bahçeli, “1999 seçimleri sonrasında FP ve DYP ile koalisyon kuramayız” açıklaması yapmıştı. Oysa partisine mecliste anahtar rolü veren oyların tabanı o partilerden gelmişti. Böylece hem kendi pazarlık kozunu ortadan kaldırarak, DSP ve ANAP’a adeta teslim olmuş ve bu arada Rahşan Ecevit’in hakaretlerini de sineye çekmek zorunda kalmış, hemde daha ilk sınavda tabanından kırık not almıştı. Bu olaydan Bahçeli ve arkadaşları ders çıkardılar. Sonraki süreçlerde tabandaki hassasiyetin bazı durumlarda kırılganlaşabildiğini göz önünde tutarak hareket ettiler. Söz gelimi baş örtüsü konusunda Ak Partinin girişimine destek verdiler. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de aynı şekilde toplumdaki genel eğilime ve kendi tabanının taleplerine uygun bir tutum sergilediler. Ama bu günkü gerginlik ortamı MHP’yi bu tutumdan uzak tutuyor. Toplumda kutuplaşma artarsa, siyasette gerilim sürerse, bundan MHP’nin kazançlı çıkması beklenemez. Çünkü toplumdaki kutuplaşmanın, iktidarla muhalefet partileri arasındaki çekişmenin çok ötesinde, çok daha derin kökleri var. Kavganın taraflarını isterseniz, halk ve bürokrasi tasnif edin, isterseniz laikler ve anti laikler diye… İsterseniz “Merkez-Çevre” çelişkisine bağlayın, ister imtiyazlı beyaz Türklerle “Kara budun” arasında paylaşım mücadelesine… Adını ne koyarsanız koyun, Türkiye’yi ortadan ayırabilecek bir kavga söz konusu. Halk ikiye ayrılmış, bu ayrılık giderek derinleşme emaresi gösteriyorsa, bürokratik kurumlar, siyaset, medya, iş dünyası… Hepsi iki ayrı safta yer alıyorsa ve kavga giderek şiddetleniyorsa… MHP tabanı hashaslaşır. CHP’nin bulunduğu cephede yer almayı kabullenmez.
MHP iktidar olamasa bile ana muhalefet, hatta iktidara ortak olması şu sıralarda elindedir. Eğer sağ parti iseniz, ki biz öyle biliyoruz. Sakın ola bu günkü politikanızı hemen terk ederek, Sol’dan uzak durunuz. Bu günkü kavga sizin kavganız olmalıydı. Aman asker, aman hukuk diyerek bir köşeye çekilemezsiniz. Birilerine hizmet edemezsiniz. Uyduruk demokrasi olmaz. Emir kulu olmuş hakim de olmaz. Milletin dişinden arttırıp kurduğu Ordusunu siyasete bulaşmış görmek istemez. Olaya başka türlü yorum yapmanın imkanı yok.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.