“KAHVESİ SADE, MUHABBETİ ŞEKERLİ”

Bu haber 15 Mayıs 2012 - 0:00 'de eklendi ve 831 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Başlık benim değil, Nejat Altınsoy’un.
Altınsoy, 8 Mayıs tarihli “Kent Yazıları”nda CHP’nin başarılı eski il başkanlarından ve yeniden umut olan Mehmet Kocagöz ile yaptıkları kahve sohbetini köşesine taşımış. Taşırken de Sayın Kocagöz’ün olurunu almış.
Her gün Muğla yerel gazetelerinin internet sitelerine bakıp, Muğla yaşamının içinden değil de oradaki haberlerden, yazılardan “yorum” çıkaran bir sevgili büyüğümde benim Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile ilgili yazıma bakıp, “Özcan’ın Muğla Büyük Şehir sorununda, AKP’nin yanında olduğu açık seçik ortada iken, ondan başka türlü yazılar beklememiz yanlış olurdu.” deyivermiş.
Yine o yazımdan esinlenip, Davutoğlu ile ilgili “Belediye’nin yaptırdığı spor salonunu yeterli görmeyerek Spor Bakanını hemen arayıp Muğla’ya yaraşır bir spor salonu yapılması ve de Vakıflar Genel Müdürünü arayıp Muğla’nın yeni kapalı spor salonunun yanına, Şahidi Külliyesi de konur ve Üç Erenler ile Şeyh Camii Haziresi de ayağa kaldırılır… isteklerini sıralayarak Bakan Davutoğlu’nun Muğlalığını tescil ve tebcil edip bağrına basıyor.” diye ekleyivermiş.
Güldüm… Çünkü Muğla Belediyesi’nin yaptırdığı bir kapalı spor salonu yok! Bir daha güldüm, çünkü ısrarla benimle ilgili ‘zorlama’ yaptığı köşe yazısına yer veren gazetenin manşetinde Davutoğlu ile ilgili habere “Muğla bakanı sevdi” başlığı atmıştı.
Sen ne dersen de güneş balçıkla sıvanmıyor!
 
xx     xx     xx
Muğla’yı İstanbul’dan internet sitelerinden okumaya çalışıp, yanlış okuyan sevgili büyüğüm ne derse desin Muğla gerçeği başka…
Neyse, ben Muğla’nın gerçeğine, Nejat Altınsoy’un “Kahvesi sade, muhabbeti şekerli” başlıklı yazısına döneyim. Altınsoy’un olurunu aldım, yazısını kısaltarak köşeme alıyorum. Şöyle:
“CHP’nin’nin deneyimli siyasetçilerinden, eski il başkanlarından Mehmet Kocagöz ile kahvaltı sonrasında birlikte kahve içtik. Daha doğrusu onlar Mevlana İnce ile kahvaltılarını yapmış, ben üzerlerine gittim, bana da kahve söylediler. Kocagöz ile yaptığımız sohbetten, (kendisinin de iznini alarak) bazılarını sizlere aktarmak istiyorum. Kocagöz; CHP/Belediye ve halk arasındaki ilişkinin büyük ölçüde zarar gördüğünü en iyi bilenlerden. Mevcut tüm sorunların farkında ve partinin geldiği noktadan dolayı bir hayli üzgün. 
Kocagöz ‘Ben bugün CHP İl Başkanı olsam, vatandaşın belediye için söylediği her şeyi söylerim. Bunu İl Başkanı olarak söylerim.’ diyordu. Bu açıklamanın üzerine siz olsanız belediye ve yöntemleri, hizmetleri ile ilgili bir şey konuşur muydunuz?.
Kocagöz, partinin nereden nereye geldiğini kendine has üslubu ile ‘Bu parti birilerinin adaylıklarını, milletvekilliğini tasdik mekanizması değildir. Bu talepleri yerine getirmek, tasdik etmek zorunda da değildir.’ diye özetliyordu. 
Kocagöz ağabeyimin kahvesi sade, muhabbeti şekerliydi.  Uzunca bir süredir CHP’li bir yöneticiden bu tür tespit ve söylemler duymamıştım. CHP’li yöneticiler  ‘doktor fobisi’ yüzünden tek bir açıklama yapamaz duruma geldiler. Partiye verdiği rahatsızlığın geçici olduğunu düşündüğümüz ve umduğumuz bu egemen güç; CHP’de yeni bir eğilim başlattı. Bu yeni eğilim yeni bir disiplini de beraberinde getirdi. CHP’liyseniz susacak, işi karıştırmayacaksınız. Eleştirerek ‘Ayıp’ oluşturmayacaksınız. Birisi suç işliyorsa ve CHP’li ise affedeceksiniz, görmezlikten geleceksiniz! Yeni eğilime ve disipline göre; yaşamın her alanında ‘partili olmak’ her türlü ahlaki, vicdani ve hukuki değerin üzerinde…
Büyükşehir ile ilgili birkaç soru yönelttim Kocagöz’e! ‘Abi büyükşehir statüsü ile ilgili partinin yaptığı bir çalışma, bir hazırlık var mı?’ diye sordum. Yüzünü bana çevirip, kaşlarını ‘hayır’ anlamında iki kere yukarı kaldırdı. Kaşları ile yaptığı anlatımın yeterli olmayacağı inancı ile ekledi: ‘Bunların büyük şehir, müyük şehir derdi yok. Bir ucundan Osman, bir ucundan Fevzi çekiyor işte!’… Durum özetlenmişti.
‘Mehmet abi il başkanlığına ismin geçiyor, seni aday görmek isteyenler var.’ dedim. Yüzünü iyice bana çevirdi ve şunları söyledi;
‘Bu iş beni aşar. Bu Kocagöz’ün yiyeceği nane değil. Bu parti Baykal fobisinden kurtulmalı. Baykalcılar kiminle konuştu, ne yaptı fobisinden vazgeçmeli. İlk iş o. CHP’liler; işi gücü bırakıp Tufan Doğu’nun evinin önüne çadır kursunlar. Gerçek anlamda toparlanmayı sadece Tufan Doğu yapabilir. Onu il başkanlığına ikna etmek için ne gerekiyorsa yapsınlar, gerekirse yalvarsınlar, kapısının önünden ayrılmasınlar. Bu partinin bu haline yapılabilecek tek şey bu! Tufan Doğu ikna edilecek. Yoksa işimiz çok zor. Büyükşehir farklı bir iş. Tufan Doğu il başkanı olur, ‘gel Kocagöz’ der! Bende giderim. Tufan Doğu’nun il başkanlığı ve altında partinin kanaat önderleri! Gör o zaman bu partiyi! Bunun için yapılacak tek şey Tufan abimizi ikna etmek’…
Ağır ağır konuşan adamdır Kocagöz… Politikanın bu dingin adamı, belediyeye ve başkana yaptığımız muhalifliği bir CHP muhalifliği ya da ‘densizlik’ olarak görmüyor. Kocagöz, CHP ile Belediye ayrımını net bir şekilde ortaya koyan bir isim. Mevlana İnce ve Mehmet Kocagöz ile birlikte bir kahve içtikten sonra vedalaştık. Bir iki adım sonra Kocagöz, ‘Kocagöz’ün kahvesi sade, muhabbeti şekerliydi, diye yazabilirsin.’ diye seslendi.”
 
xx     xx     xx
Evet, Kocagöz’ün dediği gibi büyük şehir, müyük şehir kimsenin umurunda değil! Herkes kendi derdinde…
Biz Muğla’nın derdindeyiz…
Muğla’nın derdini Muğla’da yaşayanlar bilir.
Davutoğlu mu? Sapla samanı karıştırmamalı…
Bir güzel insan tanıdık. Sevgili büyüğümün Muğla dışından taa uzaklardan kalem oynattığı gazetenin “Muğla bakanı sevdi” başlığını atıp, gerçeği vurguladığı gibi biz “Muğlalılardan Muğlalı” bir “devlet adamı” tanıdık!
(15.02.2012)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.