Kadın statüsü nerede?

Bu haber 22 Mart 2010 - 0:00 'de eklendi ve 777 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Okuduğum bir köşe yazarının yazısı “Çalışmayan kadın özgür değildir.” diye başlıyordu…
Yazının içeriği son derece ilginçti ve 8 Martı “Cinsiyet Eşitlik Günü, olarak kutlansa nasıl olurdu?” diyordu. Ben de aynı soruyu sormak isterim. Acaba ‘Cinsiyet Eşitlik Günü’ olsaydı nasıl olurdu?
Dünyada her canlının dişisi ve erkeği var… İnsanın da… Her iki cins de eşit şartlarda olmalı diyorum… Eşitlik ve hakkaniyet üzerine kurulmuş, toplumsal yaşam… Ne de hoş olurdu…
Bizim ülkede gemisini kurtaran kaptan…Gurur ve yüksek onur yok ise, birde yağlama ve cilalama varsa, en kral sensin yani…
Konuyu biraz dağıttım da, kadının cinsiyet eşitliğine getirirsem; ülkemizde, kadına da eşit fırsatların sunulduğu; Kadının, erkek karşısında dezavantajlı olmadığı; eşit haklara eriştiği, eşitlik içinde yaşadığı…
Eşit emek gücüne, eşit ücretin verildiği.. Kamu kurumlarında kadınlarında eşit haklarla kurumlarda etkin olmasının sağlandığı, eşit şartlarla liyakatli yönetim anlayışı ile kadınlarımızın kurumlarda yükselmesinin önünün açıldığı…
Siyasal karar alma mekanizmalarına kadınında tam katıldığı.Yani her alanda eşitlik; siyasal alanda, toplumsal alanda, sosyal alanda…
Eşitsizlik bir sorun…
Dünya da, kadın ve erkek eşitsizliğinin getirdiği sorunlar çok eski tarihlerde görülmüş ve bununla ilgili çalışmalar ve sözleşmeler yapılmıştır…
Birleşmiş Milletler Sözleşmesi 1945 de, kadın erkek eşitliğini temel insan hakkı olarak tanımlayan ilk uluslararası Sözleşmedir.
Türkiye, Antlaşmayı Milletlerarası Adalet Divani Statüsü’yle birlikte 15 Ağustos 1945’te onaylamıştır. 4801 Sayılı Onay Kanunu 24 Ağustos 1945 gün ve 6902 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
Ve ülkemiz kadın ve erkek eşitliğini kabul etmiştir…
Birleşmiş Milletler 1945 sözleşmesi sonrasında da, kadın erkek eşitliği konusunda stratejiler, standartlar, programlar geliştirmiştir. BM tarafından kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik olarak sürdürülen çabalar dört ayaktan oluşmaktadır.
– Tüm Dünya’da yasal düzenlemelerin teşvik edilmesi;
– Kamuoyunun aydınlatılması ve uluslararası önlemler alınmasının teşvik edilmesi;
– Eğitim ve araştırmaların (cinsiyet bazlı istatistiklerin toplanması dahil) teşviki;
– En korunmasız grupların doğrudan desteklenmesi,
olarak belirtmiştir…
Bugün BM’nin sürdürdüğü tüm çalışmaların mihenk noktası, toplumları tehdit eden tüm sosyal, ekonomik, siyasi sorunların çözümünün ancak tüm dünya kadınlarının tam katılımı ve onların güçlendirilmesi ile mümkün olacağıdır.
Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün verilerini incelerseniz, 2006 yılı verilerine göre okuma yazma bilmeyen kadınlarımızın oranları yüzde 11,9’larda olduğunu görürsünüz.
Her üç kadından biri şiddete uğramakta…
Üniversite okuyan kadın oranlarımız da düşük. 2008 yılında yüzde 21,1 olduğu görülmektedir. Kadınların işgücüne katılım oranı 2008 verilerine göre sadece, yüzde 21,6 iken, AB’nde bu oran yüzde 59.1’dir. Ülkemizde 2008 yılı verilerine göre istihdama katılan kadınların yüzde 42,1’i tarım sektöründe, yüzde 15,7’si sanayi sektöründe, yüzde 42,2’si ise hizmetler sektöründe çalışmaktadır.
Yılda yaklaşık 2 bin 500 kadın anne olmak isterken yaşamını yitirmektedir.
Siyaset ve karar alma mekanizmalarına kadınlarımızın katılımı çok düşük.. 2002 seçimlerinde 4.1 iken, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde Parlamentodaki kadın milletvekili sayısı ancak 50 olabilmiştir. Bu sayı oransal olarak yüzde 9.1’e tekabül etmektedir. Bakanlar Kurulu’nda ise sadece 2 kadın bakan bulunmaktadır..
Yukarıda saydığım, ülkemiz manzaralarının sayısal verileri yürek burkuyor…
Büyük önderimiz Atatürk 1923 yılında “Bir toplum aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine ve medenileşmesine teknik bakımdan imkan, ilmi bakımdan da ihtimal yoktur.” demiş ve bize yolumuzu göstermiştir…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.