Kadın olmadan asla!

Bu haber 23 Ekim 2009 - 0:00 'de eklendi ve 853 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Yıllar önce hepimizin seyrettiği bir film vardı; Kızım olmadan asla..
Amerika’da, İranlı sempatik bir doktorla evlilik süren Amerikalı genç kızın hikayesi…
Mutlu çift tatil bahanesi ile İran’a geliyorlar ve ne oluyorsa oluyor… Doğduğu topraklarda yaşamak isteyen bir eş ve sonrasında da canavarlaşan bir ruhla ailesine yaptığı baskı… Annenin özgür olmadığı ülkeden, kendi ülkesine kaçmak için verdiği mücadele ve bizi ilgilendiren noktada kaçışın Türkiye üzerinde olması… ve bizim topraklara ulaştığı anda şükretmesi…
Kendini güvende hissetmesi… Topraklarımızda, kadının ve erkeğin eşit şartlarda olduğunu düşünmesi… Bu toprakların Cumhuriyetin yaşadığı ve yaşatıldığı topraklar olması…
Atatürk Devrimleriyle  kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olduğu ülke diye algıladığı, medeni ülke görüldüğü için…
Çağdaş düşüncenin ve kadının eşit haklarda olduğunun söylendiği bir ülkede kendini güvende hissetme ve kararlılıkla ülkesine dönme isteği…
Ben de;
‘Kadın olmadan asla’ diyorum…
Son günlerde ilimizde; sosyal, siyasal ve kültürel yaşama, kadın bakışının şart olduğu mesajları gelmekte ve bu söylemlerin gürleşerek artması biz kadınların da temennisidir…
Düşünün ki dünyada iki cins var; kadın ve erkek .. ve  tüm canlılar için  böyle…hem dişisi ve  hem de erkeği var.. birbirini bütünleyen iki cins…..
Fiziği, hormonal sistemi, duygu ve düşüncelerin farklı olarak yaratılmış iki canlı.
Genetik şifresi farklı.. yani kromozomlar farklı…
Her şey farklı yani….
Hislerimiz farklı…
Bakış pencerelerimiz farklı…
Kadın güdüsü farklı.. Tırnağın yapısı farklı…
Kadın tırnağını uzatmak ister ruj sürmek ister.. İnce topuklu olsun ister ayaklarında… Zarafet ve asaleti taşımak ister.. Dişilik güdüsü yüce yani…
Anaç ve doğurgan….
Bebeğine bakışı farklı…
Hormonları ve ten kokusu  farklı…
Ayak ölçüsü farklı…
Ellerin zarafeti farklı..
Kas yapısı farklı..
Bakışı farklı…
Duruşu farklı…
Işığı farklı…
Beyin algılaması ve yorumu farklı…
İnsanı değerleri hissedişi ve hislere tepkisi farklı…
Duyguları yaşayışı farklı…
Ve düşünün bu kadar faklılıkların olduğu bir grupta sizleri savunan ve sizlerin  hislerinizi  tasvir edecek, sizlerin sıkıntılarını kadın penceresi ile çizecek; sosyal ve siyasal anlamda temsilcilerimiz yok… Bence bu  toplumsal yaşamda, eksik nefes almak olmuyor mu?…
Aynı havayı birlikte kokladığımız erkeklerle kadın bakışının eşit şartlarda olgu ve olaylara bakışının eşit şartlar da katılması gerekmez mi?
Türk kadınına Anayasa değişikliği ile hukuksal sosyal ve siyasal anlamda haklar verildiği halde ,yinede eksiklikler aşikar biçimde vardır…
Kadın da insandır, ‘cinsiyet farkı’ nedeniyle hakları yok edilmemeli, önündeki toplumsal engeller kaldırılmalı denir; ama tüm dünya bu işi başaramaz. Ya da başarmak istemezler…
Kadın yasaların ötesinde toplumu da yüklenir. Onun eşitlik istemi, ister istemez erkek gibi olma yarışına sokar, kadını… Zaman içinde kadınlığından vazgeçmesi pahasına sürer koşu. Ancak bir türlü ‘eşitlik’ yakalanamaz. Çünkü eril bir dünyada kadının kendisi yoktur, kendine yabancıdır o… Her şey erillik üzerine dönmektedir…..
En güzel resmi de yerel ve ulusal basından bakınız; karelerde ve yönetimlerde kadın resmi yoktur….
Kadın erkeklerin tasarımına ve verdiği kararlara  göre istenilen kadın gibi olmaya çalışırken insan olma hayali ve umutları çöker gider… Hem de  olamayacağı baştan bellidir, oysa…
Kadının ve erkeğin aynı gezegende yaşadığını ve eşit şartlarla kültürel, sosyal ve siyasal yaşamda hayat bulması gerektiği kavramı özde yok sözde vardır artık….

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.