Kaderin Üstünde Bir Kader!..

Bu haber 07 Eylül 2015 - 21:52 'de eklendi ve 874 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır.

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır.

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.

Sezai Karakoç

 

Mısralara dokundu ilmek ilmek bütün duygular, bütün güzellikler, hatta bütün mânâ! Yeri geldi koskoca kainatı bir mısraya sığdırdı. Laf olmaktan çıktı. Anlık, tüketilen, boş yere sarf edilen, gerisi gelmeyen ve de tamamlanmayan, tamamlanamayan. Söze dikti bayrağını. Selam durdu önünde, eğildi. Bir duruşa sahip oldu. Sözün kanatlarında bir iradeye sahip oldu. Nedenden neticeye giden bir hedefi vardı. Kökü mazide olan bir atiye kanatlandı. Sözde demlene dursun “kelâm” basamağına da göz kırptığı oldu. Süzüldü, elendi, hamdı, pişti, erdi, kıvama geldi. “İnsan” hükmüne yaraşır kemal sırrına vakıf oldu.

Demem odur ki laf ağızdan çıktı, söz aklın rehberliğinde irfana vardı kelâma erişti. İnsanın insan olma seyahatinde dünyadaki temaşası farklı boyutlara getirdi. Gördüklerinde, duyduklarında, hissettiklerinde, fikre vardıklarında her bir adımda kendisine eşlik eden bir nesnede yenilendi, yenilendi. Bizim de sıkıntımız bu olsa gerek. Sözün kanatlarında bir türlü öze varamıyoruz ya da özü yakalayamıyoruz. Demlenme vaktine epey zaman var herhalde. Tanıştığımız her kelimede cümleye ulaşmak, cümlede tamamlanmak sabır istiyor, zaman istiyor.

Zamanın farkına varmak, zamanın içinde anın geçişini fark etmek de bu süreçlerden bir tanesi. Basit olanın, yalın olanın, kolay olanın hükmüne boyun eğmek de bu olsa gerek. Çünkü insanın basit olanı zorlaştırmada, yalın olanı çıkmazlara sokmada, kolay olanı imkansız hale getirmede üstüne yok. Ben olma telaşı, ben olma heyecanı onu farklılıklara mecbur ediyor hatta mecbur ediyor. Kılavuzluğu yine mısralara verelim:

“Kitaplardan binbir avizeli saraylar kurduk;

Kafamızı Don Kişot gibi duvarlara vurduk!”

Ahmet Sezgin

Varoluş kelamımızdaki sırda bu ya! Ta levh-i mahfuzdan bu yana. Kalemin yazgımıza akıttığı yazıdan sonra. Arayışlarımız hiç bitmeyecek aslında. Bitmemeli de bir bakıma. Yoksa nasıl sabredeceğiz, nasıl olmaya duracağız. İnsanlık adına birileri bu çileleri çekmeden güzel olan, iyi olana, doğru olana, hayır olana nasıl erişeceğiz. Güzeli, iyiyi, doğruyu, hayrı nasıl göreceğiz, nasıl işiteceğiz? Dem bu dem güzelde, iyide, doğruda, hayırda ezcümle “insan” olmada ne vakit sırra vakıf olacağız. İçimizdeki yangın yeri bizi alev alev yakarken fenanın, kötünün, yanlışın, şerrin karanlıklarından ne vakit kurtulacağız.

Dünyanın manaya ulaşmasındaki en büyük dengeyi oluşturan zıtlıklar aslında insanın insan olma macerasının bulmacaları değil mi? Her buluş, her fark ediş aslında zıtlıklarda tamamlanmadan ibaret değil mi? İnsanın içindeki, doğasındaki farklılıklar onu hasletlerini, hasretlerini aramaya itmiyor mu? Koca Yunus’un sırra erişindeki mısralar bunu ne güzel özetliyor. İşte insanın, insanlığın macerası, arayışları burada tamamlanıyor:

“Mal sahibi mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi,

Mal da yalan mülk de yalan ,

Var gel biraz da sen oyalan.”

Fazla söze ne hacet!..

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.